Nakşibendiliğin Türkistan'dan Anadolu'ya Yayılması

Prof. Dr. A. Ahad Andican 22.01.2020 3737
resim
T
imurlular başlangıçtan itibaren Sünni İslam'ı benimsemişler ve ehl-i sünnet çizgisindeki din adamlarını desteklemişlerdir. Timur, 1397 tarihinde Yesi şehrine giderek Pir-i Türkistan veya Hazret-i Türkistan olarak da bilinen Hoca Ahmed Yesevi'nin kabrini ziyaret etmiş ve iki sene içerisinde tamamlanacak büyük bir türbe yapılmasını emretmişti. Böylece bir manada Yeseviliğe ve Yesevilik zincirinden gelen Sufi akımlara açık desteğini göstermiş oldu.

Timur'un oğlu Şahruh ise, babasının devlet idaresinde ön plana çıkardığı Türk-Moğol geleneklerini ve Töre'yi bir tarafa bırakarak İslami gelenekleri benimsedi. Herat şehrindeki medreselerde ve ibadet yerlerinde görev yapan ilim ve din adamlarının da Sünni İslam'ı desteklemelerini sağladı. Bu arada özellikle Horasan'ın bir kısmında, Gilan ve Mazenderan bölgelerinde güç kazanan Şiiliğe karşı bir mücadele başlattı. Bu sebeple kendisine 1427 yılında bir Hurufi tarikatı mensupları tarafından başarısız bir suikast gerçekleştirildi.

Söz konusu dönemde Şahruh'un uyguladığı bu siyaseti halk arasında destekleyen kurum Nakşibendilik olmuştur. Nakşibendi tarikatının temelleri Orta Asya tasavvuf geleneğinin en önemli isimlerinden olan Hoca Yusuf Hamedani tarafından atılmıştır.

Vefat ettiği zaman arkasından gelen iki öğrencisi, Hoca Ahmed Yesevi ve Abdülhalik Gucduvanî  zikir yöntemi konusundaki görüş farklılıkları sebebiyle iki ayrı akımın temsilcisi oldular. Sesli zikri benimseyen Hoca Ahmed Yesevi, Yesevilik anlayışını, sessiz zikri benimseyen Gucduvani ise Tarika-i Hacegân adı verilen bir yolu benimsedi.

Yesevilik daha çok Maveraünnehr bölgesinde ve özellikle göçebe Türkler arasında yayılırken, Gucduvaninin öğretisi daha çok Horasan'da ve Harezm bölgelerinde yayıldı.

Timur döneminde yaşayan Bahauddin Nakşibend, Gucduvanî tarafından konulan prensiplere "uveysilik" ve "rabıta" şeklinde iki ilkeyi daha ilave ederek "Haceganlık" anlayışını yeniden düzenledi ve Nakşibendilik akımını kurdu. Genellikle silsilelerini Hazreti Ali'ye bağlayan diğer tarikatlardan farklı olarak, silsilesini Hazreti Ebubekir’le başlatması ve Sünni geleneğe sıkı bir bağlılık göstermesi sebebiyle Nakşibendilik, Timurlular döneminde idareci kadrolardan büyük siyasi destek gördü. Böylece bu tarikat yerleşik halk tarafından hızla benimsendi ve Maveraünnehr, Harezm, Horasan gibi bölgelerin Sünnileşmesini sağladı.

Sonuç olarak Timurlular devri, Orta Asya'da Sünni İslam'ın kökleştiği, Nakşibendi tarikatının da en üst noktaya çıktığı devir oldu. Özellikle Timurlulardan Sultan Ebu Said'in Hoca Ahrar'la münasebetlerinin artmasıyla Nakşibendilik devlet idaresinde büyük bir alâka uyandırdı ve Ebu Said döneminden itibaren neredeyse bütün hanedan prensleri bu tarikatın müritleri oldular.

Timurlulardan sonra Orta Asya'da hâkim olan Özbek hanları devrinde de bu gelenek devam edecek ve bu tarikat tarih boyunca idareci mümtaz kişilerle yakın münasebet içerisinde günümüze kadar varlığını sürdürecektir.

Bahauddin Nakşibend'in öğrencileri devrinde, özellikle Ubeydullah Ahrar'dan sonra Nakşibendilik Orta Asya sınırlarını aşarak Hindistan'a, Çin'e, Irak'a, ve Osmanlı topraklarına yayıldı.

Nakşibendilik Anadolu'da


Orta Asya ile Anadolu arasındaki dini münasebetin bilhassa Timur sonrası devirde çok yoğunlaştığı görülmektedir. Daha sonraki yüzyıllarda Osmanlı coğrafyasında çok yaygınlaşacak olan Nakşibendilik, bu devirde, Ubeydullah Ahrar’ın; Emir Ahmed Buhari, Bedreddin Baba, Baba Haydar Semerkandi ve Nimetullah Nahcivani isimli dört müridi tarafından Türkistan’dan getirilmiştir.

Bunlardan en etkilisi Ahmed Buhari olmuştur. Anadolu’dan Ubeydullah Ahrar’ın yanına giden Simavlı Abdullah İlahl, Anadolu’ya dönerken Emir Ahmed Buhari’yi de yanında getirdi. Bir müddet Simav’da kalan Buhari, 1477 yılında İstanbul’a geldi ve Sultan II. Bayezid’in desteğiyle Fatih bölgesinde ilk Nakşibendi dergâhını kurdu. Daha sonra kendi çabalarıyla Ayvansaray'da ve Kanuni Sultan Süleyman'ın desteğiyle Edirnekapı'da iki tekke daha açtı.

Emir Ahmed Buhari'nin 1516'da vefatından sonra talebeleri bu üç dergâhı devam ettirdiler ve Nakşibendiliğin Osmanlı başkentinde yayılmasını sağladılar. Abdullah İlahi ise Balkanlar'a, Selanik bölgesine gitmiş, Vardar Yenicesi'nde dergâhını kurmuştu. Ahrar'ın diğer öğrencilerinden Bedreddin Baba Edirne'de yerleşti ve vefat edinceye kadar Nakşibendiliğin yayılmasına çalıştı.

Baba Haydar Semerkandi, uzun yıllar Mekke'de kaldıktan sonra İstanbul'a geldi ve Sultan Süleyman tarafından adına inşa edilen bu camide şeyh oldu.

Nimetullah Nahcivani ise bir süre Akkoyunlu bölgelerinde dolaştıktan sonra Anadolu'ya geldi, Akşehir'e yerleşti ve vefat edinceye kadar öğretisini orada sürdürdü.

Bu ilk Nakşibendi liderlerini daha sonraki yüzyıllarda yenileri izleyecek, bilhassa Buhara'dan gelen çok sayıda Nakşibendi şeyhi Osmanlı coğrafyasına gelip yerleşeceklerdir. Bütün bunların neticesi olarak Nakşibendilik, Orta Asya'da olduğu gibi, Osmanlı’da mümtaz şahsiyetler arasında da kabul görecek ve idarenin desteğiyle Osmanlı şehirlerinde en etkili tarikat haline gelecektir.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür