Kırım’ın Dramını Edebi Eserleriyle Dile Getiren Yazar: Cengiz Dağcı

Mehmet Niyazi 11.10.2013 2853
B
üyük şairimiz Necip Fazıl; “Öleceğiz ne çare!” diyor; evet ölüm hayatın parçası, ondan kaçış yok, Alah imandan, Kur’an’dan ayırmasın. Fakat gurbet diyarında ölmenin garipliğini herhalde bugüne kadar hiçbir kalem yeterince anlatamamıştır. Yıllarca önce hayata tutunmasından biricik yardımcısı olan eşini kaybetmesi mutlaka o duygulu insanı çok yalnızlaştırmıştı.

Cengiz Dağcı, 9 Mart 1920 tarihinde Kırım’ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. Köyünde ve ilk ve ortaöğrenimini tamamlayan Cengiz Dağcı öğretmen olmak sevdasıyla Kırım Pedagoji Enstitüsü’ne girdi. Ancak II. Dünya Savaşı patlak verince, tahsilini bitirmeden askere alındı. Odesa’da subaylık eğitimini tamamladıktan sonra Almanlara karşı savaşa iştirak etti. 

Rusların safında savaşırken, rivayete göre, Ruslara duyduğu kinden dolayı bilerek Almanya’ya esir düştü. Bunda belki de I. Dünya Savaşı’nda Almanlarla müttefik olmamız rol oynamıştır. Çünkü biz Doğulular silah arkadaşlığının temelini menfaatte değil, yürekte ararız. 

Cengiz Dağcı da dünya Türklüğünü bir gördüğü için Türkiye’nin dostunu kendilerinin de dostu kabul etmiş olabilir. Oysa Batı kültürü ırkçılığa dayanır; diğer milletleri hor görürler. Herhalde bunun farkında olmadığı için Almanları onu şaşırttı. Savaşın sonlarına doğru bir fırsatını bulup Polonya’ya sığındı. 

Alman işgaline karşı Polonyalı milli direnişçilerin yanında yer aldı. Savaşın bitimiyle Polonya komünistlerin avucuna düşünce başına gelecek felaketi tahmin ettiğinden çare aradı; Dağcı da Sovyet vatandaşı olduğu halde onlara karşı savaşmıştı. Türk konsolosluğuna başvurdu, maalesef ilgi göremeyince, Kızılhaç vasıtasıyla Almanya’yı işgal eden müttefiklere sığındı; Londra’ya yerleşti.

Londra’ya yerleşti, ama o sisli dünyada bulunduğu sürece çocukluk, ilk gençlik yıllarının geçtiği Gurzof’ta, Kızıltaş’ta, Kırım’ın diğer yerlerinde yaşadı. Geçimini temin etmek için lokantada çalışırken, evinde gece yazarken hasretini duyduğu, Karadeniz’in yeşillikle kucaklaştığı güneşli diyarlardaydı. Aksi takdirde ağıt dolu, o lirik sayfaları yazabilir miydi? 

Duygulu bir yüreğin doğduğu topraklardan, çocukluk hatıralarından, yakınlarından, bilhassa annesinden kopması mümkün mü? Şu cümlesi hangi ırk, hangi dinden olursa olsun, insanlıktan nasibini almış herkesi titretmez mi:

“1940’ın kışı Akmescit demiryolu istasyonunda birbirimizden ayrıldığımız gün onun yüzü ve kendisinden uzaklaşan trenin arkasından bakan gözleri, taze çimentoya batmış bir taban izi gibi kaskatı kaldı aklımda.”

Gençliğimizde başucu kitaplarımızın arasında “Korkunç Yıllar”, “Yurdunu Kaybeden Adam”, “Onlar da İnsandı”, “Ölüm ve Korku Günleri”, “O Topraklar Bizimdi” gibi eserleri bulunurdu. Yaşar Nabi Nayır’a “Korkunç yıllar”ı gönderirken anlattıklarının doğru olduğunu belirten şöyle bir not da bulunduğu basında yer almıştı: “Elhamdülillah Müslüman'ım ve bu notlarımda yazdıklarımın hepsinin de hakikat olduğuna yemin ederim.” 

Edebiyatla ilgilenenler ancak hayattan kuvvet alan eserlerin canlı, etkileyici olduğunu bilirler. Başka türlü o unutulmaz tabloları resmedemezdi. Daha sonra “Yansılar”ı kaleme aldı; dört ciltten oluşan bu kitap ağıt, hasret, gözyaşı yüklüdür. Anlattıkları aslında bir ferdin değil, bir milletin dramıdır. Yazdıklarından nasibine düşeni almayana yürek taşıyor denir mi!?

Kaybetmeyen, vatanın ne olduğunu bilemez; vatanı olmayan, dünyalara sahip olsa, hiçbir şeyi yok demektir; o artık hüznün, çaresizliğin, kimsesizliğin esiridir. Dağcı’nın şu satırları, söz konusu ruh halini ne güzel anlatıyor:

“Esirlik yılları biti artık. Ömrümde ilk defa hür hissediyorum kendimi. Hür insanların yaşadıkları topraklardayım. Ölüm korkusu, işkence korkusu bıraktı artık yakamı. Yıllarca peşinden koştuğum hürriyete kavuştum, ama içim neden kapalı? Kendimi bildiğim anda kaybettiğim yaşama sevincine neden kavuşamadım yeniden? Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile manası kalmadığını şimdi anlıyorum.”

İçini kemiren vatan hasretini dindirmek ümidiyle Türkiye’den getirttiği çiçek tohumlarını bahçesine diker; büyüyen çiçeklerin adlarını bilmez; sorduklarından bilen de çıkmaz. Ansiklopedilere bakar; ama Latince adları onlara yakıştıramaz ve şöyle der:

 “İsimleri önemsiz; çiçekler Türkiye çiçeği, bu yetiyor bana, yaz boyunca her akşam suladım, üzerlerine eğilerek okşadım; okşarken akrabayız, kardeşiz diye fısıldadım bile çiçeklere.”

Sovyet Rusya dağılma sürecine girince, belki Kırım’a gidebilirdi. Kızıltaş’ın camilerini, Akmescit’in yaşmaklı kızlarını bulamayacak, yâdında kalan Kırım’ın yerinde yellerin esmesi ona dayanılmaz bir cehennem sunacaktı. 

Gerçekle yüz yüze gelmeyi göze alamadı; hayallerinde yaşamayı tercih etti. İkinci vatan bildiği ülkemize gelmeyişinin sebeplerinin ne olabileceğini düşündükçe gözkapaklarımın altında acı bir sıcaklık hissediyorum. Günahları varsı, Rabb’imin çektiği acılara karşılık bağışlamasını diliyorum. Yalta’nın Kızıltaş köyünde doğan Cengiz Dağcı anlatılması mümkün olmayan dramlar, facialar yaşadıktan sonra Londra’da hayata gözlerini kapadı.

İlgili Makaleler

Kafkasya-Kırım
Kırım'ı Kurtarmak
S
osyolojinin kurucusu, Muhammed ibn Haldun’un “coğrafya kaderdir” sözü malûmdur…

Anadolu, medeniyet yahut gönül coğrafyamızın Endülüs’ten Doğu Türkistan’a, Kırım’dan Yemen’e kesişme çizgisinin merkezindedir.
 
Tasvir ettiğimiz bu coğrafya, kaderimizdir.
 
Kader karşısında boynumuz kıldan incedir!..
 
Anadolu’nun fethi, Muhamm…
Kırım'ı Kurtarmak
Kafkasya-Kırım
AZERBAYCAN’IN İLK TÜRKİYE SEFİRİ
Ç
arlık Rusya’sının yıkılmasından sonra 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kuruldu. Yeni cumhuriyeti ilk tanıyan da Osmanlı Devleti oldu. İbrahim Abilof ilk sefir olarak Türkiye’ye geldi. Maalesef bu cumhuriyetin ömrü uzun olmadı. 28 Nisan 1920’de Sovyetlerin Bakü'yü işgali ile ortadan kaldırıldı. O…
Kafkasya-Kırım
Seyyahlara Göre Kırım’da Sosyal Ve Kültürel Hayat
A
raştırmamıza konu olan seyyahlar, yabancı bir müşahit olarak Tatarların sosyal, kültürel ve iktisadi durumu hakkında dikkate değer bilgiler kaydetmişler.. Şehirlerde gördüklerini not alan seyyahlar bu coğrafyada yaşayan insanları inceleme fırsatı bulmuşlardır. 

Seyyahların Tatarlar arasında özellikle dikkat çektikleri…
Kafkasya-Kırım
Seyahatnamelerde Kırım
K
aradeniz’in kuzeyinde yer alan ve jeopolitik açıdan oldukça önemli bir yerde bulunan Kırım, tarih boyunca Rusya’nın genişleme politikasının kilit noktasını oluşturmuştur. Altın Orda devletinin dağılmasından sonra bu bölgede kurulan Kırım Hanlığı, Osmanlı Devletinin himayesiyle birlikte Rus işgaline kadar olan süreçte…
Seyahatnamelerde Kırım
Kafkasya-Kırım
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
A

kdeniz’deki Kıbrıs adası, bizim için ne anlama geliyorsa Osmanlı ceddimizin "Siyahdeniz" dediği Karadeniz’e bakan Kırım yarımadası da aynı değerdedir.

Ecdadımız, yüksek devlet adamı idrakiyle hem Akdeniz ve hem de Karadeniz’e büyük ehemmiyet vermişlerdi. "Akdeniz" derken yaptığımız tarifi, bugünkü Akdeniz’den ibaret…
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Hazin Günü
T

arihin en karanlık sayfalarından biri, 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım’da yazıldı. Kırım Tatar halkı, Sovyet lider Josef Stalin’in gizli kararnamesiyle, sadece 15 dakikalık bir hazırlık süresiyle evlerinden koparıldı.

250 Bin İnsanın Yarısı Yollarda Can Verdi 

Kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insan hayvan…
Kırım'ın Hazin Günü
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Kara Günleri
K

ırım Türkleri, asırlar boyunca yaşadığı Kırım topraklarının stratejik öneme sahip olmasından dolayı sürekli olarak Rusların baskısı altında kalmıştı. Kırım’ın Küçük Kaynarca Anlaşması (1774) sonrasında Osmanlı himayesinden çıkıp, ardından Rus Çarlığı tarafından ilhak edilmesiyle (1783) baskının şiddeti ve…

Kırım'ın Kara Günleri
Kafkasya-Kırım
Kırımlı Âlim Seyyid Ahmed Efendi
A
slen Kırımlı olan bu bu zat, Osmanlı devri âlimlerindendir. İsmi, Ahmed olup, babası Abdullah Efendi’dir.. Kırımî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Ahmed Efendi’nin doğum târihi bilinmemektedir.

Kırım’da doğup büyüyen Ahmed Efendi, o beldenin meşhûr âlimlerinden “Fetvâ-i Bezzâziye” sahibi Hâfızüddîn Muhammed Bezzâzî’den ve…
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Y
az tatilimizin 1 aylık kısmını, hanımımın aile büyüklerini ziyarete geldiğimiz Bakü’de geçirdik. Kardeş vatandaki müşahedelerimi aktarmak istiyorum. Azerbaycan, kararlı, cesur liderliği; güçlü, kahraman ordusu ve Türkiye’nin desteğiyle 2020 yılında Karabağ zaferini kazandı. 2023 Eylül'ündeki antiterör emeliyatı…
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Kafkasya-Kırım
Çerkeslerin Muhacereti
Ç

erkeslerin Abigo vadisinde son mukavemet teşebbüsleri, Kafkas tarihinde asla unutulmayacak olan bir hadisedir. 7 - 11 Mayıs 1864’de kadar dört gün içinde Ruslar, bir avuç Çerkes tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Nihayet Rusların kuvvetli bataryalarının ateşi altında bu Çerkeslerin hemen hemen tamamı şehit…

Çerkeslerin Muhacereti
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
G
ünler, talihin bize küstüğü zamanlardan biridir. Türk yurdu Azerbaycan, İngiliz, Rus ve Ermeni işgali altındadır. Yapılmayan kötülük yoktur. Osmanlı zor vaktindedir. Fakat yüreğinin bir yarısı Yemen'se diğer yarısı Bakı'dır. Bu işgal böyle devam edemez. Onun için Nuri Paşa komutasındaki İslam Türk Kafkas Ordusu,…
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
Kafkasya-Kırım
Başkurdistan Neden Karıştı?
B
aşkurdistan Cumhuriyetinde yaklaşık bir haftadır büyük gerginlik var.

Başkurdistan neresi? Rusya Federasyonu’na bağlı bu özerk devlette neler oluyor? Rusya’nın, ülke dışındaki fiilî -özellikle Ukrayna- kabili atakları olduğunda Başkurdistan’daki tepki hareketlerin sebepleri ne olabilir?

Başkurdistan Rusya Federasyonu’na…
Başkurdistan Neden Karıştı?