
üce Osmanlı soyu sultanlarından,
İstanbul’un fâtihi, İslâm gazilerinin en seçkini ve en üstünü Sultan Mehmet Han
Gazi (Allah’ın rahmeti ve gufranı onun üzerine olsun), aynı zamanda ilim ve
irfanda da kemâle ermiş; cesur, yiğit, bahadır, saltanatın her türlü işleriyle
çok yakından ilgilenen, iyi veya kötü her haberi çok çabuk alan, uyanık bir
padişahtı.
Kendileri her zaman yüce ve
şerefli meclislerine âlimleri davet eder, onlarla çok ve değişik ilim
dallarında sohbetler, münakaşalar yapardı. Gece veya gündüz, bazen padişah
kıyafetiyle, bazen de tebdili kıyafet ederek şehri ve pazarı gezip dolaşır,
dünyanın ve çevrenin uzaktan yakından her türlü ahvalini öğrenmekte zevk
alırdı.
Bilhassa zamanın vezirleri,
vilâyetlerin işlerini yürüten devlet adamları da değerli kimselerdi. Bunların
da hemen hepsi çalışkanlık, din ve diyanet hususlarında padişahlarına lâyık
olan ve olmaya çalışan kimselerdi. Din âlimleri Müslümanlık dünyasının seçkin
kişileriydi.
Bir gün padişah hazretlerinin
meclisinde Molla Güranî (ki o zamanın en büyük âlim ve fâzıllarından biriydi)
de hazır bulunmaktaydı. Çeşitli şeylerden ve memleket işlerinden bahsediliyor,
sohbet yapılıyordu.
Bir ara Sultan Mehmet Han Gazi,
Molla Güranî’ye hitap edip şöyle buyurdular:
- Molla; duymuş bulunuyoruz ki
Kırım ülkesi son derece mamur ve geniş çevreli bir yermiş. Ayrıca
âlim ve fâzılları ile de meşhur imiş. Yeryüzünün yüz akı olan sadece fetva
vermeye kabiliyetli on iki bin de müftüsü varmış. Mevlânâ Taşkendî Hazretleri’nin,
yazmış olduğu tarihte bildirdiği üzere, hal böyle iken yine de bu ülke harap
olmaya yüz tutmuş haldeymiş. Eğer devlet adamları kusurlu değilse, din adamları
mükemmelse ve yine halkının da mal ve mülk bakımından noksanları, âcizleri ve
kusurları yoksa böylesine büyük ve müreffeh bir ülkenin bu hale düşmesinin
sebebi ne olabilir?
Molla Güranî hazretleri şu cevabı
verdi:
- Adı geçen ülkenin haraplığa yüz
tutmasının sebebi hükümdarının hizmetinden işbilir vezirlerinin yokluğudur.
Padişah hazretleri Molla
Güranî’den sözü işitince derhal vezir-i mükerremi (sadrazam) Mahmut Paşa’yı
çağırttı. Mahmut Paşa gelince ona:
- Molla hazretlerinden, Kırım’ın
haraplığa yüz tutmasının sebebinin ne olduğunu sordum. Buyurdular ki: İş bilen,
tedbir sahibi vezir yokluğu buna sebep olmuştur. Sen ne dersin? diye sordular.
Mahmut Paşa:
- Evet padişahım, Molla
hazretleri doğruyu söylemişler. Ancak Molla hazretleri, devletli padişahımızın
huzurunda edebe ve saygıya riayet ederek, sadece “vezir yokluğu”ndan söz
etmişler. İşin gerçeği budur ki adı geçen ülkenin bu hale düşmesine asıl “padişah
yokluğu” sebeptir. Çünkü ülkenin gerçek sahibi olan padişah, kendi hükmü ve
iradesi altında bulunan ülkesine bizzat ve yakından ilgi gösterirse, halkının
ve devletinin gidişatından devamlı olarak haberdar olursa, onun şerefli
hizmetinde bulunan vükelâsı da öyle olur. O halde benim saadetli padişahım: Bu
hususa sebep olan vezir değildir, belki sultandır. Çünkü bizzat kendisi o
çeşitten vezirleri ve bunun gibi din ve devlet adamlarını din ve devlet
işlerinde, hatta dünya ve ahrette kendisine yardımcı, kendisine ortak etmiştir.
Padişah yokluğu veya varlığının
memleket dışında da tesiri kendisini gösterir. Etraf ve çevrede bulunan
devletin düşmanları o memleketin padişahının iyi ad ve şöhretinden dolayı daima
ihtiyatlı bulunurlar: “Bu padişah halkına ve ülkesine mukayyeddir.” diye
düşünerek korkup kötülük etmeye cesaret edemezler.
Bunları dikkatle dinleyen
saadetli padişah:
- Sözün haktır, berhudar ol
Mahmut. Bizi gaflet uykusundan bir kere uyarmaya sebep oldun. Diyerek ona
değerli kürkler giydirdi. Kendisine yaptığı ihsan ve nimetleri daha da
çoğalttı.
Fransızlar Niçin Mağlup Oldu?
Bir gün Abdülhakim Arvasi Hazretleri Kaşgari
Dergâhı'n bahçesinde otururken, Pierre Loti kahvesini ziyaretten dönen Fransız sefiri "Burası
neresidir?" diye sormuş. Abdülhakim Efendiyi tanıyan Burhan Toprak da “Burası bir İslam âliminin evidir”
demiş. Sefir “Bu alimi görelim.”
demiş. Dergâha girince Abdülhakim Arvasi Hazretleri kendisine çay ikram ederek şunu soruyor:
Alaman ordusu Paris’e girdi. “Bunun sebebini biliyor musun?” Fransız sefiri “Ben sefir olduğum
halde bilmiyorum? diyor.
Abdülhakim Arvasi Hazretleri, “Paris’in
elden gitmesine, Fransız ordusunun mağlub olmasına sebep, Fransız hükümetidir.
Eskiden Fransa krallıktı. Krallar, memleketin sahibiydi. Memleketi mülkü; teb’ayı
da ailesi olarak görürdü. Baba gibi memleketi için çalışırlardı. Şimdi cumhuriyet
idaresinde dört senede bir hükümet değişiyor. Hiç kimse memlekete, halka sahip
çıkmıyor. Nasıl olsa gideceğim diyor. Cebini doldurmaya bakıyor.” deyince sefir
ayağa kalkarak “Bravo, çok doğru
söylediniz!” diyor.
Kaynak: Süheyli (Ahmet Bin Hemdem) - Nevadır-ı Süheylî
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci - Seyyid Abdülhakîm Arvasî