Kırım, Cengiz Dağcı ve İkinci Dünya Savaşı

Prof. Dr. İbrahim Şahin 25.04.2009 3815
T

arih bazen, bir milletin yaşadıkları ile o millete mensup bir ferdin yaşadıklarını aynı minval üzere şekillendirmektedir. Böyle durumlarda, bir ferdin tarihi üzerine eğilmek, aynı şahsın milletinin tarihi üzerine eğilmek anlamına gelmektedir. Cengiz Dağcı, doğumundan başlayarak Kırım Türklüğünün yirminci yüzyıldaki macerasını âdeta şahsında toplamış bir insandır.

   Tarih ilmi, milletlerden ve milletlerin tarihinden söz ederken, mücerred bir dünyadan söz eder gibi tedaisi olmayan kelimelerden kurulmuş metinler sunmaktadır. Halbuki edebî metinler, insan hayatının, en az düşünce tarafı kadar insanî olan his yanını da ifade eden dünyalar kurarlar. Bu yüzden Cengiz Dağcı'nın romanlarındaki dünya, ferdî olarak, Dağcı'nın şahsî tarihi olabileceği gibi mensup olduğu Kırım Türklüğü'nün de tarihidir.

  Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, Osmanlı imparatorluğu tasfiye edilirken, Anadolu coğrafyasında ve bu coğrafyanın dışında kalan bir yığın insan, insanlık tarihi boyunca, eşi görülmeyen ve görülmeyecek olan acılara şahit olmuşlardır. Tarih kitaplarının sözünü etmedikleri muzdarip insanların hayatı, Dağcı'nın “Korkunç Yıllar”ından başlayarak hemen hemen bütün eserlerinde anlatılmaya çalışılmıştır. Onun hayatı ve eserleri üzerine yapılan bu çalışmanın temel sâiki, yazılmamış bir tarihi, bir şahidin hayatından yola çıkarak, edebî metinlere yansıdığı biçimiyle gösterebilmektedir.

Savaş ve Acı Hayat Şartları

    Dağcı, çocukluğunu, sürgünlere, sorgusuz sualsiz kurşuna dizmelere şahit olmasına yol açan şartlar içerisinde geçirmiştir. Gençlik yıllarında, daha ilk edebî eserlerini yazmaya başladığı zaman, şuuraltına yerleşen, çocukluğunda şahit olduğu olayların izleri açığa çıkar. Sovyet Rusya rejiminin tüm telkinlerine rağmen, onun ne gençlik dönemi eserlerinde, ne de sonraki dönem eserlerinde, sosyalizmin propagandası mahiyetinde anlaşılabilecek mesajlara rastlanır. Kolhoz, kolhozla birlikte ailesinin sürgünü, daha evvel depremler, Yejov terörü yıllarında yaşanılan korkulu günler onun daha gençlik yıllarında yazdığı "Söyleyin Duvarlar" adlı şiirinde, gün ışığına çıkan pasif bir direnişi açığa vurur.
   
İkinci Dünya Savaşı ise, Türklerin resmî olarak iştirak etmedikleri, fakat Türkiye dışındaki Türklüğün, -bilhassa SSCB sınırları içinde yaşayan Türklerin- topyekün iştirak ettikleri ve sonuçlarına da herkesten çok muhatap oldukları bir savaştır. 1938-1945 yılları arasındaki bu savaşla ilgili olarak hazırlanmış hiç bir belgeselde, yazılmış hiçbir romanda, hikâyede, şiirde, piyeste ve çekilmiş filmde, Türklerin bu savaşa iştiraklerinden ve bu savaşta yaşadıklarından söz edilmez. Dağcı'nın romanları, yazılmamış bir tarihi arayan ve belgesel değeri olan edebî metinlerdir. Dikkat edilirse, görülecektir ki, onun romanları, sadece, ikinci Dünya Savaşı yıllarında Türklerin ve/veya Kırım Türkleri'nin çektiği acıları değil, 1920'li yıllardan başlayarak, SSCB coğrafyasında yaşayan Türklerin acılarını anlatır. Bu bakımdan dünya Türklüğünün tarihi yazılırken, ihmal edilmemesi gereken bir noktaya da dikkat çekilmiş olur. Sadık Turan, Ahmet Akın, Aksakal Huşnud, Azerbaycanlı, Kılıçbay, Muhan gibi binlercesi için Dağcı'dan başka kimse ağıt yakmadı. Dağcı'nın eserleri bir bakıma o insanların destanıdır.

Millî Şuur-Dil Şuuru

    Dağcı'nın sanatını oluşturan ilk büyük keşfi, mensup olduğu milletin ve kendisinin tarihi ise, ikinci büyük keşfi ana dilidir. Kırım Türkçesi'yle kaleme alınmış bir edebî eserin, kendisinin hedefleri bakımından yeterli olmadığını fark eden Dağcı, yerinde bir tercihle, eserlerini Türk şive/ lehçelerinin en gelişmişi olan Türkiye Türkçesiyle kaleme almıştır. Polonyalı bir yazarın "Ana yurt dediğin dildir aslında!" sözünü bir düstur olarak alan Dağcı, bu sayede, yarım yüzyılı aşkın bir zamandır, ana dilini konuşan insanlardan uzakta yaşamış olmasına rağmen, yurduna ve milletine bağlılığından zerre kadar taviz vermeden yaşamış ve yazmıştır. 1940 Aralık'ında, bir daha görmemek üzere kaybettiği vatanına, ana-ata yurduna kavuşma umudunu besleyen yegâne kaynak Türkçe'dir. 1990'ların dünyasında Kırım Türkleri'nin yurtlarına bin bir zorlukla karşılaşarak da olsa dönebilmeleri, bir bakıma, Dağcı’nın umutlarının yeşermesidir. Onun, elli iki yıldır gördüğü rüya nihayet gerçekleşmektedir.

    Burada, Dağcı'nın, Kırım Türkleri'ne haksızlık yapanlara karşı düşmanca bir tavır içinde olmadığı, kin beslemediği, onlardan nefret etmediği de belirtilmelidir. Onun istediği, yurtlarından kan ve gözyaşı dökerek yarım yüzyıl evvel sürülmüş insanların, yurtlarına dönmesi ve oraya kendileri sürüldükten sonra yerleştirilmiş insanlarla kardeşçe yaşamalarıdır. Görüldüğü gibi, Dağcı'nın millet sevgisi, daha açıkçası milliyetçiliği insanî bir milliyetçiliktir.

    Edebiyat eserlerinin malzemesi tabii olarak dildir. Dil ise millî bir olgudur. Ancak, edebiyatta millîlik ve milliyetçilik meselesi sadece dille sınırlı değildir. Romancının ya da şâirin duyuş ve düşünüş tarzı, bakış açısı edebiyat eserinin millîliğine veya gayr-i millîliğine tesir eden temel faktördür. Türk romanının 1960 - 1975 yılları arasındaki döneminde ortaya konulan ve "Köy Romanı" adıyla bilinen birçok romanın, bu anlamda millîliğinden sözedilemez.

  Cengi Dağcı'nın, eserlerini neşrettiği yıllar Türkiye'de "Köy Romanı"nın gündemde olduğu yıllardır. Onun romanlarında da köylüler bir yığın problemle uğraşırlar. Fakat Türkiye'de yaşayan ve köy romanı yazan isimlerin eserleriyle Cengiz Dağcı'nın eserleri arasında köye ve köylüye bakış yönlerinden çok büyük farklar vardır. Onlar köylüyü geri kalmış/bırakılmış insanlar olarak görüyorlar ve devlete karşı bir öğretmen önderliğinde ayaklanmaları gerektiğini anlatıyorlardı. Bu bakış açısında Türk aydınının yaklaşık 150 yıldır üzerinde taşıdığı "halkına yabancılaşmışlık" söz konusudur. "Aydın despotizmi" adını da verebileceğimiz bu bakış açısı temelde, çoğunluğun cahil olduğunu ve onun, "ona rağmen" aydınlatılması gerektiğini kabul ettiğinden, bazen "cebrî" tedbirler de kullanmayı meşru sayar. Ki Tanzimat, Meşrûtiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde bu durumun net örnekleri yaşanmıştır.

İçlerinden Biri

     Cengiz Dağcı ise köye ve köylüye 60'ların köy romancısı gibi bakmaz. O her şeyden evvel dünyaya ve eşyaya bakış açısı yönünden köylüye yabancı değildir. Onların sahip oldukları değerleri o da korumaya çalışır. İdeolojik sebeplerle kendi insanına yabancılaşmamışlık Dağcı'nın romanlarında açıkça görülür. Bunların yanında Dağcı'yı 60'ların köy romancılarından ayıran mühim bir özellik de onun kolektif alt şuuru çok iyi tanımasıdır. Örneğin “Onlar da İnsandı” romanının kahramanı Bekir, Ruslarla veya başka milletlere mensup insanlarla münasebetlerinde Türklüğün şuuraltını ifade eden yaklaşımlar gösterir.

   Dağcı’nın bir ferdi, o ferdin mensup olduğu milletin temsilcisi olacak derecede millî vasıflarla mücehhez kılabilmesi onun kendi milletini çok iyi tanıdığını gösterir. Edebiyat eserleri ancak temsilî nitelik taşıdıklarında büyük eser olabilmektedirler. Nitekim bu özelliği taşımayan köy romanları bugün gündemin dışındadır.

    Cengiz Dağcı'nın eserlerinin önemli özelliklerinden biri de Türk destanlarından, efsanelerden, halk hikâyelerinden vs. yararlanılarak yazılmış olmalarıdır. Modern Türk edebiyatında Dağcı'dan önce de millî kaynaklardan faydalanan romancılarımız olmuştur. Fakat Dağcı'daki "doğum" arşetipi yenidir. Onun eserlerindeki "çoğalma, üreme" arşetipinin temelinde ise Kırım Türkü’nün yaşadığı trajedi vardır. “Korkunç Yıllar” yazarının eserlerinde Kırım Türkleri'nin nüfus bakımından artmaları gerektiği fikri, adı geçen arşetiple ele alınır, bu da Türkler'in Ergenekon'dan çıkışını hatırlatmaktadır.

Samimî ve Gerçekçi

    Cengiz Dağcı'nın sanatı konusunda söylenecek sözlerin başında, eserlerinin realiteye bağlılığı ve üslubunun sadeliği, abartısızlığı gelir. Kendisi ile yapılan bir mülakatta, özellikle “Korkunç Yıllar” romanı için, bir muhayyile romanı değildir diyordu. Bu cümlenin mânâsı az çok farklılıklarla, onun bütün romanları için söylenebilir. Bütün romanlarında,   Kırım acısını,   abartısız bir üslupla anlatmaya çalışan Dağcı,   SSCB’deki siyasî değişmelerle birlikte başlayan,  Kırımlılar'ın Kırım'a dönüşlerinin etkisiyle yazdığı ve dönüşü anlatan son iki hikâyesinde bile bu sadelikten uzaklaşmamıştır.

  Modernleşme devri Türk Edebiyatı Tarihi içerisinde bu bakımdan Dağcı'nın, hayatı, sanatı ve sanatının kaynakları bakımından ayrı bir yerinin olacağı tartışılamaz. Türkiye coğrafyasında yetişen ve daima, konu sıkıntısı çektiklerini, kendilerinin büyük eserler yazmasını sağlayacak trajik bir tarihlerinin olmadığını iddia eden romancılara da Dağcı, trajediyi görmelerini ve anlatmalarını sağlama bakımlarından iyi bir örnek olacaktır. 

    Bugün Türk dünyası bir dönüm noktasını yaşamaktadır. Türk entelektüeli de bu dönüm noktasını fark etmek, kaynaklarına inmek; hepsinden önemlisi "yerli" olmak mecburiyetindedir. Dağcı'nın yerliliği ve kendinden olan unsurlara, değerlere yabancılaşmamışlığı, Türk entelektüeli için ulaşılması gereken bir hedef olmalıdır. Yaklaşık yüz elli yıldır, halkla aydın arasındaki duygu-düşünce-ülkü-değer farklılığı ve kopukluğu, ancak entelektüellerimizin yerliliği tercih etmeleri ve mensup oldukları cemiyetle onun tarihini, mücerred bir lüks olarak değil, yaşanılabilir bir realite olarak kabul etmeleri ile mümkündür.

İlgili Makaleler

Kafkasya-Kırım
Kırım'ı Kurtarmak
S
osyolojinin kurucusu, Muhammed ibn Haldun’un “coğrafya kaderdir” sözü malûmdur…

Anadolu, medeniyet yahut gönül coğrafyamızın Endülüs’ten Doğu Türkistan’a, Kırım’dan Yemen’e kesişme çizgisinin merkezindedir.
 
Tasvir ettiğimiz bu coğrafya, kaderimizdir.
 
Kader karşısında boynumuz kıldan incedir!..
 
Anadolu’nun fethi, Muhamm…
Kırım'ı Kurtarmak
Kafkasya-Kırım
AZERBAYCAN’IN İLK TÜRKİYE SEFİRİ
Ç
arlık Rusya’sının yıkılmasından sonra 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kuruldu. Yeni cumhuriyeti ilk tanıyan da Osmanlı Devleti oldu. İbrahim Abilof ilk sefir olarak Türkiye’ye geldi. Maalesef bu cumhuriyetin ömrü uzun olmadı. 28 Nisan 1920’de Sovyetlerin Bakü'yü işgali ile ortadan kaldırıldı. O…
Kafkasya-Kırım
Seyyahlara Göre Kırım’da Sosyal Ve Kültürel Hayat
A
raştırmamıza konu olan seyyahlar, yabancı bir müşahit olarak Tatarların sosyal, kültürel ve iktisadi durumu hakkında dikkate değer bilgiler kaydetmişler.. Şehirlerde gördüklerini not alan seyyahlar bu coğrafyada yaşayan insanları inceleme fırsatı bulmuşlardır. 

Seyyahların Tatarlar arasında özellikle dikkat çektikleri…
Kafkasya-Kırım
Seyahatnamelerde Kırım
K
aradeniz’in kuzeyinde yer alan ve jeopolitik açıdan oldukça önemli bir yerde bulunan Kırım, tarih boyunca Rusya’nın genişleme politikasının kilit noktasını oluşturmuştur. Altın Orda devletinin dağılmasından sonra bu bölgede kurulan Kırım Hanlığı, Osmanlı Devletinin himayesiyle birlikte Rus işgaline kadar olan süreçte…
Seyahatnamelerde Kırım
Kafkasya-Kırım
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
A

kdeniz’deki Kıbrıs adası, bizim için ne anlama geliyorsa Osmanlı ceddimizin "Siyahdeniz" dediği Karadeniz’e bakan Kırım yarımadası da aynı değerdedir.

Ecdadımız, yüksek devlet adamı idrakiyle hem Akdeniz ve hem de Karadeniz’e büyük ehemmiyet vermişlerdi. "Akdeniz" derken yaptığımız tarifi, bugünkü Akdeniz’den ibaret…
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Hazin Günü
T

arihin en karanlık sayfalarından biri, 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım’da yazıldı. Kırım Tatar halkı, Sovyet lider Josef Stalin’in gizli kararnamesiyle, sadece 15 dakikalık bir hazırlık süresiyle evlerinden koparıldı.

250 Bin İnsanın Yarısı Yollarda Can Verdi 

Kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insan hayvan…
Kırım'ın Hazin Günü
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Kara Günleri
K

ırım Türkleri, asırlar boyunca yaşadığı Kırım topraklarının stratejik öneme sahip olmasından dolayı sürekli olarak Rusların baskısı altında kalmıştı. Kırım’ın Küçük Kaynarca Anlaşması (1774) sonrasında Osmanlı himayesinden çıkıp, ardından Rus Çarlığı tarafından ilhak edilmesiyle (1783) baskının şiddeti ve…

Kırım'ın Kara Günleri
Kafkasya-Kırım
Kırımlı Âlim Seyyid Ahmed Efendi
A
slen Kırımlı olan bu bu zat, Osmanlı devri âlimlerindendir. İsmi, Ahmed olup, babası Abdullah Efendi’dir.. Kırımî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Ahmed Efendi’nin doğum târihi bilinmemektedir.

Kırım’da doğup büyüyen Ahmed Efendi, o beldenin meşhûr âlimlerinden “Fetvâ-i Bezzâziye” sahibi Hâfızüddîn Muhammed Bezzâzî’den ve…
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Y
az tatilimizin 1 aylık kısmını, hanımımın aile büyüklerini ziyarete geldiğimiz Bakü’de geçirdik. Kardeş vatandaki müşahedelerimi aktarmak istiyorum. Azerbaycan, kararlı, cesur liderliği; güçlü, kahraman ordusu ve Türkiye’nin desteğiyle 2020 yılında Karabağ zaferini kazandı. 2023 Eylül'ündeki antiterör emeliyatı…
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Kafkasya-Kırım
Çerkeslerin Muhacereti
Ç

erkeslerin Abigo vadisinde son mukavemet teşebbüsleri, Kafkas tarihinde asla unutulmayacak olan bir hadisedir. 7 - 11 Mayıs 1864’de kadar dört gün içinde Ruslar, bir avuç Çerkes tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Nihayet Rusların kuvvetli bataryalarının ateşi altında bu Çerkeslerin hemen hemen tamamı şehit…

Çerkeslerin Muhacereti
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
G
ünler, talihin bize küstüğü zamanlardan biridir. Türk yurdu Azerbaycan, İngiliz, Rus ve Ermeni işgali altındadır. Yapılmayan kötülük yoktur. Osmanlı zor vaktindedir. Fakat yüreğinin bir yarısı Yemen'se diğer yarısı Bakı'dır. Bu işgal böyle devam edemez. Onun için Nuri Paşa komutasındaki İslam Türk Kafkas Ordusu,…
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
Kafkasya-Kırım
Başkurdistan Neden Karıştı?
B
aşkurdistan Cumhuriyetinde yaklaşık bir haftadır büyük gerginlik var.

Başkurdistan neresi? Rusya Federasyonu’na bağlı bu özerk devlette neler oluyor? Rusya’nın, ülke dışındaki fiilî -özellikle Ukrayna- kabili atakları olduğunda Başkurdistan’daki tepki hareketlerin sebepleri ne olabilir?

Başkurdistan Rusya Federasyonu’na…
Başkurdistan Neden Karıştı?