Kırgız Yazar Aşım Cakıpbekov ve Günlükleri

Dr. Kemal Göz 08.03.2014 3479
1

935 yılında şimdiki Kırgızistan Cumhuriyeti sınırları içerisindeki Talas’a bağlı Şeker Köyü’nde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Aşım Cakıpbekov, 1953 yılında kaydını yaptırdığı Kırgız Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nden 1958 yılında başarıyla mezun olmuş, ilk hikâye kitabı “Caraluu Kögüçkön” 1961 yılında yayımlanmıştır.

Bu kitabın ardından 1966 yılında basılan “Kataal Bakıt”, 1969 yılında basılan “Biz Atasız Ökönbüz” ve 1981 yılında basılan “Kırgız Cerinin Comoktoru” adlı hikâye kitapları ile ismini edebiyat çevrelerinde kabul ettiren Cakıpbekov, Stefan Tsevey’in hikâyelerini Kırgızca’ya çevirerek Beytaanış Ayaldın Katı adıyla 1965 yılında yayımlatmış ve M. U. Lermentov’un Geroy Naşevo Vremeni adlı romanını “Bizdin Zamanın Uulu” adıyla Kırgızca’ya çevirmiştir.

Cakıpbekov, üniversiteden mezun olduğu yıl zamanın kültür ve edebiyat dergisi “Ala-Too”nun yazı işlerinde çalışmaya başlamıştır. 1961 yılına kadar bulunduğu bu görevden sonra doğduğu köy Şeker’e giderek 1964 yılına kadar ilkokul öğretmenliği yapan merhum, yine 1964 yılında Kırgız Mambas’ın yazı işleri bölümünde, 1959-1965 yılları arasında ise Mektep Yayınevinin yazı işleri müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur.

4 Haziran 1994’e aramızdan ayrılan merhumun eşi Kükün Irıspayeva’nın yardımlarıyla elde etmiş olduğumuz el yazması sekiz defter, Cakıpbekov tarafından tek tek numaralandırılmış, üzerine birinci defter yazılan günlüğün ilk sayfasına 5 Ağustos 1954 tarihi düşülmüştür. Sekizinci defterin son sayfasındaki tarih ise 13 Mart 1962’dir. Dolayısıyla yakın dönem Sovyetler Birliği tarihinin en karışık günlerinde kaleme alınan günlükler yaklaşık olarak sekiz senelik bir zaman dilimini kapsamaktadır.

Yazıldığı döneme dair günümüze kadar ulaşan nadir günlüklerden olan bu defterlere elbette ki, bazen bir üniversite öğrencisi, bazense edebiyat dünyasına yeni atılmış genç bir yazar gözüyle yaşadığı olayları, düşüncelerini, zamanın siyasî gelişmelerini ve kendi eserleri etrafında meydana gelen polemikleri kaydeden Cakıpbekov, kimi zaman üzülmüş, kimi zaman kızmış, bazı zamanlarda ise meydana gelen siyasî gelişmeleri kendine göre yorumlamıştır.

Aşım Cakıpbekov’un bahsi edilen günlüklerinden başka, özel arşivinde yapmış olduğumuz araştırma neticesinde yine kendisinin kaleme aldığı birçok küçük not defteri bulmuş bulunuyoruz. Fakat merhumun eşi Kükün Irıspayeva’yı ikna çalışmalarımız netice vermemiş ve bu küçük not defterlerini üzerinde çalışmak üzere almamız mümkün olmamıştır.

Kolhozlarda süt sağan genç kızları, tarlalarda çalışan traktörleri, Lenin’i, uzaya çıkan ilk Rus uzay adamı Yuri Gagarin’i veya 17 Ekim Devrimi’nin Türkistan coğrafyasına getirdiği kazanımları vb. işleyen bu dönem edebiyatçıları içerisinde, eserlerinde bu tür konuları kesinlikle işlemeyen, hatta yer yer sistemin bozuk giden taraflarını eleştiren Aşım Cakıpbekov’un ise müstesna bir yeri vardır.

Günlüklerden Örnekler:

8 Mart 1955

Akşama doğru “Caş Kalem”in (duvar gazetesi) yanında ikinci sınıfın kız öğrencileri (Rus bölümü) Tokombayeva ve Rayımbekovalar duruyordu. “Orusça Süylögön Suluu”yu okuyorlardı… (Aşım Cakıpbekov’un öğrenciliği sırasında üniversitenin duvar gazetesine asılan şiiri) Ben de arkalarında durup şiiri okuyormuş gibi yaptım.

- Tanıyor musun? İkinci sınıf diye yazıyor, dedi Tokombayeva yanındaki arkadaşına Rusça olarak!

- Diğeri ise yok dedi, hiçbir şey anlamamış gibi. (Bu da Rusça konuştu.)

 Tövbe,… Bir de utanmadan Kırgızca isim taşıyorlar!..

4 Kasım 1956

Köye gitmedim. Çünkü elbiselerimin yüzüne bakılacak gibi değil. Bazı satılmışlar köyde dedikodu çıkarmış, “Aşım şehirde bozuldu, aç geziyor” diyorlarmış. Demek ki, el ağzına düşmemek gerek. Fakat ne yaparsın… Para yok…

30 Aralık 1956

Kasım ayında Aşım’a yardım diyerek yatakhanedeki çocuklardan 300 som toplamışlar. Fakat bu para yatak kirasını ödemeye yetmediği için borçlarıma dağıttım. Yemekleri ise orada burada, arkadaşların yanında yiyorum. Elbette onlar da öğrenci, bazılarının içten içe beni istemediğini seziyorum… Makambay ile Amanbay’ın yemeklerine ortak olan fazladan aile üyesi gibiyim. Onlar yemek yerken eğer üstüne gelirsem onlarla beraber oturup bir şeyler atıştırıyorum, eğer yemek yemiyorlarsa.. Karnım aç diyemiyorum, sonrası?.. Ekmek ve su…

4 Ekim 1956

Filoloji fakültesi öğrencileri Petrovka rayonuna gittik… Bizim ikinci sınıfı Petrovka ile Lenin Bölgeleri’ndeki kolhoza gönderdiler… Kolhoz bölgenin en geri kalan kolhozlarındanmış, yatakhanemiz çok kötüydü. Burada pamuk ekiyorlarmış. Bir ay kadar çalıştık. Üç gün kadar da patates topladık…

30 Haziran 1960

Hayatımızın iyileşmesine, gelişmesine engel olan sebeplerden birini… Meselâ bizim yayınevini ele alalım. Her yayınevinin sorumlusu onun müdürü. Hükümet tarafından yayınevi müdürüne görev verilmiş: Plânı zamanında yapmak vb. Müdürü ilgilendiren sadece bunlar. Verilen görevi yapıp plâna göre kitapları zamanında çıkardığı takdirde onun için problem yok. Fakat basılan kitapların değeri var mı yok mu yayınevi müdürünü o kadar da ilgilendirmiyor. Bu yüzden okumaya değmeyecek çok kitap basılıyor…

18 Temmuz 1960

Geçen hafta Tölmiş ile Ağış’a Ruslar dayak atmışlar. Otobüstelermiş. Onlar iki, Ruslar ise on beş kişiymiş diyorlar. Sarhoş Ruslardan biri, zayıf bir Kırgız’a sataşmış, “Koyun, dağlı, dağına git” demiş. Tölemişler de duyunca dayanamayıp araya girmişler. Onların araya girmesiyle kavga çıkmış. Polisler aklınızı başınıza almazsanız biz getiririz demişler.

Milliyetçilik gittikçe güçleniyor. Büyüklerse kendi başlarının yanacağından korkup her olayda Ruslara boyun eğiyor. Süreli basın, partinin siyasetinden olsa gerek, her şeyi açıkça yazamıyor.

Dışarıdan bakıldığı zaman bizim yaşadığımız hayat, halklar arasındaki dostluk “harika” deyip övünüyoruz, öyle de görünüyor. Fakat içeride intizamsızlık kol geziyor… Nereden çıkıyor bütün bu problemler?

Frunze’de, Kırgız şehrinde, Kırgız’dan çok Rus var. Ruslar hâliyle baskın geliyor…

Zavallı Kırgız’ım, cesaretin olmasına var da, koyun gibi sakinsin. Bütün yiğitliğini, namusunu ayaklar altına alıyorlar. Ya medeniyetin batı medeniyeti gibi değil… Ya da sayın biraz daha çok olsaydı ya… Bir avuçsun. Hakir görülüyorsun! Tamam, Ruslarla kıyamete kadar dost ol, ya da Rus’a karşı çık, ona da tamam… Fakat hepsi bir. En sonunda bir şekilde seni yutup, yok edecekler…

10 Ağustos 1961

Çok önceleri çıkması gereken hikâye kitabım yeni çıkmak üzere. Redaktör S. Ömürbaev boş sözler söyleyen korkağın tekiymiş. “Aygaşka”yı direktörüne göstermiş. Edebiyatın “e” sinden anlamayan direktör Aygaşka’yı okuyup, her tarafını çizmiş ve “Bu hikâyede işlenen ideoloji bozuk” demiş. İşte böyle, Aygaşka’yı kitaptan çıkarmaya mecbur kaldım. Bu yüzden kitabın basılması geçikti. Aslında Aygaşka’da işlenen ideoloji, yönetime körü körüne bağlı şakşakçıların gözüyle bakıldığı zaman gerçekten de bozuk. Yazarın ne istediği, hangi konumda olduğu belirsiz. Hikâyede yaşadığımız devir eleştiriliyormuş gibi kokular geliyor. Bu durumu Kambaralı da kaleme aldığı eleştiri makalesinde belirtmiş. Fakat yazar özgür olarak yazmazsa hangi eser ölümsüz olur? Şayet Aygaşka’da yansıttığım, partinin bozuk siyasî işlerine inanacak olsaydım övmek istemesem bile kendiliğinden partiyi öven bir eser çıkardı ortaya. Fakat inanamadığım bir şeyi nasıl överim… Başka halklar bir kenara, Kırgız gibi yüzyıllardır şahsî mal edinmeye alışmış bir halkı malından ayırmanın zamanı mı? Halk buna hazır değil. Bu fikirlerimin ne kadar doğru olduğunu önümüzdeki 1-2 yıl içinde göreceğiz… İşte böyle, bu yüzden Aygaşka’yı hikâye kitabına alamadık. Bir de bunun devamı var! "Ala-Too" dergisinin kontrol komisyonu, Aygaşka’yı muzır eserler sınıfına almışken Cengiz engel olup, Aygaşka’yı muzır eser sınıfından çıkarttırmış. Eğer engel olmasaydı beri yoldakiler yolumun önüne set çekecek, yazı hayatımı bitireceklerdi…

Yazımızı noktalarken Türkistan coğrafyasının yetiştirdiği nadir değerlerin Cengiz Aytamtov haricinde Anadolu Türklüğü tarafından tanınmadığını söylemek durumundayız. Kardeş olarak nitelendirdiğimiz bu halkların kültürleri, sözlü edebiyatları, dilleri konusunda maalesef çok az şey bildiğimiz gibi Sovyetler Birliği döneminde oluşturulan yazı dilleri vasıtasıyla işlenen yeni edebiyatlarda vücuda getirilen eserler, Türkiye Türkçesine aktarılmayı ve Türk okur kitlesi tarafından tanınmayı beklemektedir. 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür