Kazaklar Nasıl Ruslaştırılmaya Çalışıldı?

Prof. Dr. Mekemtas Mirzahmetov 12.09.2013 3479

Yazarlar ve Eserleri Yasaklandı

S
ovyetler Birliği’nde kişiye tapma döneminin getirdiği baskının dönemin bütün sosyal ve siyasi şartlarını belirlediği bilinmektedir. Bilhassa Kazakistan’da bu  dönem bütün yönleri ile hissedilmiştir. O dönemde gerçekleri söylemek ve  açıklamak mümkün değildi. Basın, yayım döneminde yürütülen halk üzerinde  sömürge zihniyetini yerleştirilmek maksadıyla yapılan misyonerlik faaliyetleri idi. 

Bu mesele karışık ve görünmeyen yönleri olan bir konudur. Başlangıçta Kazak şair, yazar ve araştırmacılarının eserlerinde bu konulara açık olarak temas etmiştir. Fakat bu durum, 1930’lu yıllardan başlayarak, Stalin döneminde  sert bir şekilde cezalandırıldı.

Bu konularda açıkça yazan dönemin şairlerinin, yazarlarının isimlerini anmak bile yasaklanmıştı. Bu cümleden olmak üzere Alihan Bökeyhan, Ahmet Baytursun, Miryakup Dulat, Mağcan Cumabay, Köşke Kemenger, S.İsfendiyar, Yusufbek Aymaut’u sayabiliriz. Bunun dışında Dulat, Murat, Şortanbay’ın eserleri ise  kısmen yasaklanmıştı. Onlardan sonraki dönemlerde bunların isimlerinden dahi  söz edilmedi. Bunları hatırlamak, bunlardan bahsetmek yasaktı. Ancak yarım  yamalak şekilde meselelerden dolaylı olarak bahsetmek durumu ise nadir olarak  gözlenebilen bir vaka idi.

Bunların arasında Muhtar Auezov’un "Abay Yolu" büyük  romanı, Şerhan Murtaza’nın "Kızıl Cebe" (Kızıl ok), Simaşko’nun "Konırau" (Zil),  Caysanbek Moldağalıev’ın "Taza Bulak" (Temiz Pınar) romanları da dolaylı olarak  bu konulardan bahseden eserler grubuna dahil edebiliriz. Daha sonra bu gruba  Galım Ahmedov’un “Eski Dosttar” (Eski Dostlar) adlı hikâye ve hatıratı da eklendi.

Coğrafi Yer İsimleri Değiştirildi

Sömürge altına alınmış Kazak topraklarındaki coğrafî yer isimlerini değiştirme siyasetinin Çarın temsilcileri tarafından çeşitli hileli yöntemler kullanarak  yürütülmüş olduğu şu icraatlarından da anlaşılmaktadır:

1- Sömürge altına alınmış bölgelerde Romanov hanedanlığındaki Çarların,  knezlerin, askerî komutanların, general valilerin ve Çar hizmetinde olan  diğer ünlü kişilerin isimlerinin verilmesi,

2- Sömürgeci hükümetin güvenilir ideolojik dayanağı olan Ortodoks dininin  liderleri, ünlü misyonerlerin, çeşitli din adamlarının, hatta dinî  bayramların ve kiliselerin isimlerinin verilmesi,

3- Büyük şehirlerdeki yer isimlerini sömürge altına alınan yeni ülkede tekrar  verme vasıtasıyla milli ruhun halka sindire sindire verilmesi şeklinde  uygulanmıştır.

4- Sömürge altına alınmış geniş Kazak bozkırlarında coğrafi mekânlara  verecek yeni Rusça isimler bulamadıklarında, o bölgenin Kazakça olan  ismini Rusça’ya çeviriyorlardı. Bu yöntemle sömürgecilik ruhu yavaş yavaş  yerleşmiş oluyordu. Meselâ, "Aksu"(Belovod), "Balıkçı" (Rıbaçıye), "Şortandı" (Şuçye), "Kökşetav" (Sinegorye), "Bestau" (Pyatigorsk).

5- Bilhassa Romanov hanedanlığındaki Çar ve prenslerin isimlerinin önüne  yeni anlamına gelen novo kelimesini eklenerek isim oluşturma geleneği de  oldukça yaygındı. Örnek olarak Novo–Alekseyevka, Novo-Nikolayevka,  Novo-Mihailovka, Novo-Romanovka şehirlerini verebiliriz.

Orta Asya halklarının hepsi Rusya Çarlığının hâkimiyeti altında girdikten sonra, idare sistemlerindeki farklılıkların bütünü Rusya yönetim  sistemine göre değiştirilmeye başlanmıştır. Kazakların tabi olduğu boy sistemine  dayanan idare şekli değiştirilerek bir Kazak köyünün büyüklüğünden fazla  olmayan (nüfus açısından) fakat belirli bir arazi parçasına dayanan ve birkaç  aşamalı seçim sistemi getiren yeni bir idari sistemine geçilmesi ele alındı. 

Buradaki siyasi amaç Kazak halkının boy teşkilatına dayanan milli idare sistemini yok edip, iç ve dış idarenin sömürgecilerin elinde toplanması esasına  dayanıyordu. Hatta asimile politikaları kanuni düzenlemelere konu edilmiştir. 1719 yılı  Senato’da, gayrı Rus halkları Hıristiyanlaştırma meselesi gündeme geldi. 1728  yılında Senato’da İdil boyunda yaşayan halkları Hıristiyanlaştırmak için özel bir  kanun çıkarıldı. O dönemde Rus Çarlığının hâkimiyeti altına alınacak yeni gayrı  Rus halklara karşı da aynı politikaların izleneceği aşikârdı.

Alfabe Değiştirildi

Milli şuur üzerinde oynanan en önemli oyun dinin ifade şekli olan alfabe üzerinde idi. Kazak halkının Hıristiyanlaştırılması ve Ruslaştırılması meselesinde bu  bölgedeki bütün halkları manevi yönden birbirine bağlayan Arap alfabesi yerine  Rus alfabesinin kullanılması misyonerlerin öncelikli hedefi olarak belirlenmişti. 

Kazan’daki Dinî Akademi de bu amaçla açılmıştı. Bu amaçla İdil boyundaki  halkları Hıristiyanlaştırmayı hedefleyen kurum Novokreşenskaya Kontora idi.  Türkistan’da ise bu amaçla kurulan kurum "Obrusitel’naya Palata" (Ruslaştırma  dairesi) idi. Bu misyonerlik siyasetinin gerçekleştirilmesi görevi kutsal Sinod’un  sorumluluğunda olsa da, Sinod bu işi ilmi yöntemlerle uygulanması için Rus  misyoner ilim adamlarına verdi. 

Bunlar Türk dilli halkların bin yıldan fazla bir  zamandır sahip oldukları İslam dini ile Arap alfabesini Ortodoks dini ve Rus alfabesiyle değiştirmeyi, en önemli siyasî maksat olarak kabul ettiler. Eğer bu  amaç gerçekleştirilirse Türkistan ülkesindeki halkları tarihlerinden, dillerinden, örf-adetlerinden, millî şuurlarından kopararak tarihî hafızalarının silmenin ve  böylece ebedi olarak manevi kölelik altında tutabilmenin mümkün olabileceği  düşüncesinde idiler. 

Rus alfabesine geçiş döneminde ise, yani halkın kaymak tabakası  diyebileceğimiz yakın tarihi bilen aydın sınıfın 1930-1937 yılları arasında yok  edilmesinden sonra, yeni harf işaretlerini kullanıma sokmak isteyenler için uygun  şartlar oluştu.

Lâtin alfabesinde tek harfle gösterilen Türk dillerindeki bazı seslerin, Rus  alfabesine geçildikten sonra bir birine benzemeyen farklı ve birden fazla harfle ifade edilmesinde art niyet olduğunu biliyoruz. Çünkü öncelikli olarak konuşma  dilinde bir birini iyi anlayıp algılayan Türk dilli halkların, Kiril alfabesine  geçtikten sonra bütün Türk dilli halklara has ortak seslerin farklı harflerle  verilmesinin neticesinde birbirlerini okuyup anlamayacak hale gelmişlerdi.  Dolayısıyla onlar, kitaplar kendi şivelerine tercüme edilmedikçe birbirlerini  okuyup anlayamayacak hale geldiler. Böylece Sovyetler Birliği bünyesinde bulunan Baltık Cumhuriyetleri, Ermenistan  ve Gürcistan dışındaki bütün halkların hepsi yeni alfabeye geçmiş oldu.

Letonya,  Estonya, Litvanya, Ermenistan ve Gürcistan Cumhuriyetlerinin Hıristiyan dinine  mensup olmaları ve alfabelerinin çok eski dönemlere dayanmakta olması onların  alfabe değişikliğine maruz kalmamalarının bahanesi olarak ileri sürüldü.

Alfabeleri değiştirilen yaklaşık 50 halkın büyük çoğunluğu Türk ve Moğol kökenli halklardan oluşuyordu. Gelecekte bu halkların Slav kökenli halklara rakip olabileceği düşünülmüştü. Çin Halk Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği’nin kendi idarelerinde yaşayan diğer halkların alfabelerini değiştirme politikalarını  karşılaştırdığımızda bu politikaların arka planınındaki niyetlerin benzerliği  dikkat çekmektedir.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür