Kanûni Devrinde Bir Osmanlının Türkistan ve Uzak Doğu Seyahatnamesi

Serkan Acar 20.04.2017 2700
G
resim
eniş bir coğrafyaya yayılan Osmanlı Devleti'nde muhtelif gayelerle her daim seyahate çıkılır; sefirler, tacirler, hacılar, seyyahlar ve ruhu bedenine dar gelen sergüzeştçiler kader yolunu takip etmek suretiyle devr-i âlem eylerlerdi. Hülasa kendilerine yüklenen siyasi, ticari ya da dini misyonu başarılı bir şekilde sona erdirebilme tasavvuruna seyahat arzusunun karşı konulmaz cazibesi de eklenince söz konusu vakıa daha da çekici bir hâl alırdı. Nitekim Nicolas Vatin'in de hususen belirttiği üzere "Dervişler gönüllü gezginlerdi. Yöneticiler ve kadı efendiler vazifeleri gereği ora senin bura benim dolaşıyorlardı. Nihayet çaşıtlar (casuslar) ve sefirler ise mütemadiyen ecnebi memleketlerine gidiyorlardı."

Hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmeyen Seyfi Çelebi büyük ihtimalle Kanuni devrinde Osmanlı bürokrasisi içerisinde defterdâr olarak görev yapmış, ayrıca yaşadığı dönemde Türkistan, Çin, Hint ve İran hâkimleri hakkında türüne arz rastlanan bir “tarihî coğrafya” eseri yazmıştı. Klasik Osmanlı biyobibliyografik kaynaklarında ne Seyfi Çelebi’den ne de kaleme aldığı eserden bahsedilmiştir. Söz konusu eserin mevcut iki nüshasından biri "Leiden Üniversitesi Kütüphanesi No. 917/1"de diğeri ise Paris'te "Bibliotheque National, Supplement Turc, 1136" numarada bulunmaktadır.

Seyfi Çelebi’nin akademik çevrelerdeki ilk takipçileri Fransa’dan Ch. Schefer, Rusya’dan V.V. Barthold ve Türkiye’den Zeki Velidî Togan’dır. Sechefer telif ettiği makalelerde onun eserini kullanmış ve Barthold “Küçüm Han” maddesini yazarken kısaca Seyfi Çelebi’ye temas etmiştir.

Bahis mevzu eser hakkında şimdiye kadar yapılan en şümullü ve en mufassal çalışma şüphesiz Joseph Matuz’a aittir. İsmini zikrettiğimiz bu akademisyen,seyahatnâmenin günümüze ulaşan iki nüshasını mukayese ederek transkripsiyonunu ve tenkitli metin neşrini hazırlamıştır. 1965 yılında Strasbourg Üniversitesi’nde doktora tezi olarak çalışılan eser Fransızcaya tercüme edilmiş ve 1968 yılında kitaplaştırılmıştır. 

Seyahatnamede Çin Hükümdarının Müslüman Olmasını Şöyle Anlatılıyor

Hıtây (Çin) ki şark vilâyetinin öte ucudur ve tahtına (başşehir) Hânbâllık dirler ki pâdişâhları anda oturur. Şimdi pâdişahın adı Cüneydi'dir lakabına “hâkân” dirler ve “fağfür” dahi dirler. Hıtây dilince ve Hıtây'da mütemekkin (yaşayan) Müselmanlar da’ima “Han” dirler Türkice. Zîrâ ki Hıtây’da Müselmânlar çoktur ve Hıtây’ın şimdiki padişahı adına Cendî dirler. Kâfirdir puta taparlar ve hâşâ güneşi kıble bilürler. Ve Hıtây vilâyeti otuz bölükdür her bölüğinde bir beğlerbeği oturur on sancakbeği anun eli altındadır. 

Bu hâkândan evvel bir hakan vardı bu hâkanın ammuzâdesi idi. Adı Şimu idi 960 târihinde Hazret-i Resûl-i ekrem Sallalahü aleyh ve sellem bir gice vakıa’sına (rüyasına) girüp; “Müselmân ol” deyü emr itdi. Ana (ona) buyurdu ki, “senün âhûrunda bir seyis vardır ana var ki sana İslâm telkin eylesün”. Ol dahi gice nısfında (yarısı) âhûra segirdüb vardı. Gördi ki ahur kapusında ol aziz hâkâna karşu geldi zira ki anun dahi vâkı'asına Resül-i Ekrem girüp buyurmuşlar ki "Şimdi hâkân sana gelür ana İslâm telkin idesin" deyü hâkânla buluşup imân telkin eyledi. Ve âhür halkı ol mahalde haberdâr olup ta'aceüb etdiler zirâ ki Hıtây pâdişâhları kânununda taşra çıkup kimse ile söyleşmek yokdur.

Sabâh olicak cemi'an vüzerâ ve erkân-ı devlet ve a`yin-ı saltanat hâkânin huzüruna geldiler. Hâkân dahi bunlara buyurdı ki, “bu gice Hazret-i Risâletpenâh benim vâkı'ama girdi Müselmân ol” deyü buyurdı. “Ben dahi İslâma geldim siz dahi isteyanınız Müselmân olsun istemeyanınız kendi dininde olsun” deyü bunlara cevâb virdi ve Hıtây halkından ba’zı kimse Müselmân oldı ba`zısı Müselmân olmadı. Ol sebebden şimdi Hıtây'da Müselmân çokdur, şöyle ki bir beglerbegiliginde üç yüz cuma mescidi var ve hâkân kendü adını Muhammed kodı. Ve hâkân’a islam telkin idenün adı Abdussamed idi, Buhara’dan gitme idi. Ana vezaret teklif itti, kabul etmeyüp şeyhi oldu ve Hâkân islama geldikten sonra on dört yıl padişahlık eyledi. Kendüsi ile Müselman olanlara külli ri’ayet eyledi. 

Seyfi Çelebi Tarih İlminin Ehemmiyetini de Şöyle Dile Getiriyor

“Ulema-yı kibardan mervidir ki tevarih (tarih) bir ‘ilm-i şerifdir’ ki anun bilmesinden hem dünya hasıl olur ve hem ahiret zira ki geçmiş padişahların ve vüzeranın ne vechle saltanatı ve vezareti sürdüklerin okuyup bilmekte re’y ü tedbir sahibi olup padişahlar katında makbûl olur dünya bu vechle hasıl olur ve hem geçen padişahların ve vüzerânın bu fâni dünyada kalmayup geçdüklerin bilüp dünyaya muhabbet etmez Hakk Tealanın ibadetine meşgûl olur âhiret bu vechle hasıl olur pes ekabire tevarih bilmek lazımdır” 

Kaynak: Serkan Acar - Türkistan ve Uzak Doğu Seyahatnâmesi Deftardar Seyfi Çelebi

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür