Kafkasya'nın Dünü, Bugünü; Göçler, Sürgünler ve Ölümler…

Numan Aydoğan Ünal 19.09.2019 2540
K
resim
aradeniz’in doğusuyla Hazar Denizin batısında yer alan Kafkasya’nın, Türk-İslam tarihinde sosyal ve kültürel yönden çok mühim bir yeri vardır. Ayrıca, Asya ve Avrupa arasında stratejik bir öneme sahiptir. Kafkasya’da Avar, Adige, Çerkez, Çeçen, İnguş, Kabartay, Kumuk, Karaçay, Lak,  Lezgi, Nogay, Ahıska Türkleri  gibi pek çok etnik grup ve diller bulunmakta, ancak, aralarındaki birlik ve beraberliği, bu grupların hepsinin Müslüman olmaları temin etmektedir.

İslam’ın ikinci halifesi Hazreti Ömer zamanında, 643 yılında İran fethedilerek Sasani Devleti ortadan kaldırıldı. Böylece, İslam ordularına Kafkasya yolu açıldı. Yine Hazreti Ömer’in zamanında, Suraka bin Ömer komutasındaki 5 bin kişilik bir İslam ordusu, Hazar Denizi kıyılarını fethederek Kafkas dağlarına ulaştı. Suraka bin Ömer’in vefatından sonra ordu komutanlığına tayin edilen Abdurrahman bin Rebîa yeniden kuzeye doğru ilerleyerek Derbent’i fethetti. 

İslamiyet’in Kafkasya’da silinmez bir şekilde yerleşmesinde, Osmanlı devlet adamı Soğucak Valisi Ferah Ali Paşa’nın çok büyük rolü oldu. Ferah Ali Paşa, Kuzey Kafkasya’nın manevî fatihidir. Bölgenin en büyük şehri Anapa’yı kurdu. Pek çok Osmanlı askerini, Kafkasyalı kızlarla evlendirdi. İstanbul’dan hocalar getirterek yerli kabilelerin İslamiyet ile şereflenmelerini ve Osmanlı Devletine bağlılıklarının artmasını sağladı. Ferah Ali Paşa’nın gayretleriyle İslamiyet Kafkasya’da hızla yayıldı. 

Ruslar Huzurlarını Kaçırdı

Kafkasyalı kabileler serbest, hür, bolluk, bereket ve huzur içinde yaşıyorlardı.  19.asrın başlarından itibaren Rusların Kafkasya’yı işgal hareketleri başladı. Bunun üzerine Müslüman Kafkas halkı, din gayreti ve vatan sevgisiyle Ruslara karşı koyarak kahramanlık destanları yazdılar. Bu mücadelede tasavvuf ruhunun ve azminin büyük tesiri vardı. Özellikle Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerine bağlı Nakşî - Halidî ekolünün büyük rolü oldu. 

İmamı Mansur Ruslarla mücadelede büyük başarı elde etti.  O’nun vefatından sonra da mahallî imamlar tarafından mücadeleye devam edildi.  Gazi Muhammed’in 1832 ve onun yerine geçen Hamza Bey’in de 1834’te Ruslar tarafından şehid edilmeleri üzerine, Dağıstan mücahidleri Şeyh Şamil’i reis seçtiler. Şeyh Şamil, hem devlet başkanı hem tasavvuf şeyhi olarak 25 yıl gibi uzun bir süre, 270 bin kişilik tam teçhizatlı Rus ordularına karşı mücadele vererek büyük zaferler kazandı.  Üstün Rus kuvvetleri karşısında direnme gücü kalmayan Şeyh Şamil, 6 Eylül 1859 günü imzaladığı bir antlaşma ile iki oğluyla birlikte Ruslara teslim olmak mecburiyetinde kaldı.

Osmanlı’dan Yardım İstediler

İmam Şamil, zalim, işgalci emperyalist Rus kuvvetlerine karşı büyük bir mücadele veriyordu. Ancak düşman kuvvetlerinin korkunç bir sayı ve silah üstünlüğü, onu mecburen İslam ülkelerini harekete geçirmek için diplomatik teşebbüslerde bulunmaya zorlamış, ama hiçbir netice alınamamıştı. Bu meyanda  Şeyh Şamil’in mürşidi ve kayınpederi olan büyük İslam âlimi Şeyh  Cemaleddin Gazi Kumukî hazretleri de, Osmanlı Şeyhülislamının dikkatlerini Kafkasya üzerine çekmek üzere 1848’de aşağıdaki mektubu göndermişti.

Bismillahirrahmanirrahim... 
Ey kıymetli kardeşim! 
Sizin ve padişahın yüce Divanı’nın âlimlerinin sessiz kalışına şaşıyorum. İçinde bulunduğumuz feci durumu bildiğiniz halde niçin Sultan’ı,  yakınlarını, önemli kişilerini ve liderlerini ikna etmiyorsunuz? Susmaya hakkınız var mı? Kıyamet günü Allahü teâlâ sizi suale çekerse ne cevap vereceksiniz? Sizin hakkınızda kötü düşündüğümü gizlemeyeceğim. En büyük imam yüce Halife sizi dinlediğinde ve siz de Ona savaşa girmeyi tavsiye etmediğinize göre, başka türlü bir şey yapmanız gerekmez mi?  
Ey ilmi ile âmil olan âlimler, Ey kâmil müminler! 

Sahip olduğunuz bütün imkânlarla İslam’ın düşmanlarına karşı savaşmak zorundasınız.  Osmanlı “Bâb-ı âlî”sinden, burada savaşan kimselere yardım ve destek sağlamasını istemelisiniz. Hem askerî yardım yapılmasını hem de devlet adamlarıyla görüşerek Rus Çarının bize karşı yaptığı harekâta son vermesini sağlamalısınız. Sadece bu hakir size müracaat ediyorsa da bu mesaj buradaki bütün âlimlerin bir şikâyetidir. Talebimizi kabul ederseniz, Allah sizi mükâfatlandırsın ve Cennetine koysun. Kabul etmezseniz Allah bize yeter. O, kendisine güvenilen kimselerin en iyisidir. Yüce Allah’ın dışında güç ve kuvvet yoktur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”  

Şeyh Cemaleddin Kumukî Hazretleri, Şeyh Şamil’in teslim olmasından sonra Türkiye’ye geldi. 1869’da İstanbul’da vefat etti. Kabri Karacaahmet mezarlığındadır. 

O zaman Osmanlı tahtında bulunan Sultan Abdülaziz Han, memleketin idaresini Âlî ve Fuâd Paşaların ve bunların yetiştirdiği masonların ellerine bırakmıştı. Bunlar da, İngiliz’in siyasetine göre hareket ediyorlardı. Şeyh Şamil, yirmi beş sene Ruslarla kahramanca cihad yaparak, ordularını perişan ederken, seyirci kaldılar, yardımda bulunmadılar.  Şeyh Şamil’in esir düşmesine sebep oldular.  

Kafkasya; Anadolu ve Türkistan için Ruslara karşı adeta bir set, baraj idi. Şeyh Şamil’in esir düşmesinden sonra Ruslar doğuya doğru ilerlemeye başladı. Daha önce bir türlü giremedikleri tarihî Türkmen şehri Göktepe’yi ele geçirerek otuz beş bin kişiyi öldürdüler. Bundan sonra bütün Türkistan’ı, son olarak da Afganistan’ı işgal ettiler. 

Diğer taraftan 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 savaşında da İstanbul’da Yeşilköy'e, doğuda ise Erzurum’a dayandılar. 1914 Birinci Cihan Savaşında ise Trabzon, Erzincan, Muş ve Van’a kadar Doğu Anadolu’yu işgal ettiler. On binlerce insan öldü, yüz binlercesi muhacir oldu.

Göçler;  Ölüm ve Sürgünler

Kafkasya’dan ilk göç, Çarlık zamanında oldu. Şeyh Şamil’in 1859’da esir olmasından sonra Ruslar, bütün Kafkasya’yı kontrol altına aldılar. Köyler yağmalanıp yok edildi. Hayvan sürüleri ve yiyecekler ellerinden alındı. Evleri, tarlaları harap edilen halk, açlık ve susuzluktan perişan oldu. Bu yüzden, vatan topraklarını terk etmekten başka çareleri kalmadı. Zaten Ruslar da halkın göçmesi için her gün baskı ve zulümleri arttırıyordu. Kafkasyalılar, Karadeniz’in kuzey sahillerine adeta koyun sürüsü gibi sürüldü. Sahildeki bütün şehirler, köyler ve limanlar muhacirlerle doldu. Açlık ve hastalıklardan her gün yüzlerce insan ölüyordu. 

Halk bir an evvel Osmanlı sahillerine ulaşmak için can atıyordu.  Tekne sahipleri para hırsıyla teknelerine haddinden fazla insan alıyorlardı. 50-60 kişilik bir tekneye 300 kişi sıkıştırılıyordu. Türkiye sahillerine ulaşmak 5-6 gün alıyordu. Fırtına, açlık ve susuzluktan onlarca insan, özellikle kadın ve çocuklar teknelerde ölüyordu. Ölüler denize atılıyordu.  Deniz adeta bir ceset tarlası gibiydi. Bu yüzden, bir zamanlar Çerkezler,  atalarının balıklara yem olmasından dolayı Karadeniz’in balıklarını yemezlerdi!...

Büyük zorluklarla, ölüm - kalım mücadelesi vererek Türkiye sahillerine ulaşan göçmenler hakkında, Samsunda görevli sağlık müfettişi Dr.Barozzi’nin 20 Mayıs 1864 tarihindeki raporunda şunlar kaydediliyordu: ‘’Talihsiz göçmenlerin içinde bulundukları durumu tarif etmeye kelimeler yeterli değil. Kapı eşiklerinde, dükkân önlerinde, yolların, meydanların orta yerlerinde, bahçelerde, ağaç diplerinde, her yer hasta, ölmek üzere ve ölmüş insanlarla dolu.  30 - 40 kişi alabilecek bir depo binası, önceki güne kadar hepsi hasta veya ölmek üzere olan 207 kişiyi barındırıyordu.  Oradan, çürümekte olan birçok ceset çıkarttım. Bu olay göçmenlerin durumu hakkında bir nebze fikir verebilir.’’

Kafkasya’dan Osmanlı Devletine ulaşabilen yüz binlerce muhacir, Rumeli ve Anadolu’nun hemen bütün vilayetlerine yerleştirildiler. Ayrıca, bir kısım göçmen de Halep, Şam, Arabistan, Kıbrıs, Ürdün ve Cezayir’e gönderildi.

Çile Bitmiyor!...
Osmanlı Devletine gelen muhacirler,  daha sonra 1877-1878 (Doksanüç) savaşı, Balkan savaşları ve 1.Dünya Savaşının getirdiği sıkıntıları da çektiler.  Yunanların Anadolu’yu işgal faciasını yaşadılar. Mesela,  Yalova’nın Reşadiye (Güney) köyü halkının tamamı, Dağıstanlı göçmenlerdendir. Bu bölgeleri işgal eden Yunanlar, diğer bütün köylerle beraber Reşadiye’yi de yakıp-yıkıp harabeye çevirdiler.  Ayrıca, Türkiye’de 1930-1950 yılları arasında da Kuran-ı Kerim’in, Ezan’ın yasaklandığı, camilerin kapatıldığı, din adamlarının hapis edildiği devri  gördüler. Kafkasyalılar kendi  kendilerine: ‘’Biz, bu kadar eziyet çekerek buralara niçin gelmiştik!?...’’ diye sorarlardı. 

Kafkasya’dan gelen ve  Osmanlı topraklarında umumiyetle köylere yerleştirilen göçmenler, daha sonra şehirlere, yurtdışına giderek, kendilerini yeni bir sosyal hayatın içinde buldular. Şimdilerde ise gençler Kafkasya’yı sadece folklor,  halk dansları, şarkılar ve türkülerle anıyorlar. Nitekim günümüzün meşhur şarkıcılarından ‘’Hadise’’ de, bin bir zorlukla Kafkasya’dan gelerek Sivas’ın bir köyüne yerleşen ve daha sonra Avrupa’ya işçi olarak giden, göçmen bir ailenin Belçika’da doğan kızlarından biridir.

İkinci Büyük Sürgün

İkinci Dünya savaşında Almanların mağlup olmasından sonra 23 Şubat 1944’te Sovyet Rusya aldığı bir kararla yüz binlerce Kırım, Kafkas ve Ahıska Türklerini  hayvan vagonlarına doldurarak Sibirya ve Orta Asya’nın en ücra yerlerine sürgün ettiler. Sürgün edilenlerin çoğu yollarda ve gittikleri yerlerde açlık, susuzluk ve hastalıklardan öldüler. 

... Ve Bugün 

Sovyetlerin dağılmasından sonra bütün Rusya ve Kafkasya’daki Müslümanlar rahat, huzurlu, güzel günlere kavuştular. Şimdi,  Dağıstan, Çeçenistan, Karaçay başta olmak üzere bütün Kafkasya’da yeniden mescidler, büyük camiler ve Kuran-ı Kerim mektepleri açılıyor. Müslüman halk Hacca ve Umre’ye ve istediği her yere serbestçe seyahat edebiliyor.  Türkiye’deki Kafkasyalılar da ata yurtlarına giderek bir asırdan beri görmedikleri akrabalarını, yakınlarını buluyor ve yeniden akrabalıklar kuruluyor… 

İlgili Makaleler

Kafkasya-Kırım
Kırım'ı Kurtarmak
S
osyolojinin kurucusu, Muhammed ibn Haldun’un “coğrafya kaderdir” sözü malûmdur…

Anadolu, medeniyet yahut gönül coğrafyamızın Endülüs’ten Doğu Türkistan’a, Kırım’dan Yemen’e kesişme çizgisinin merkezindedir.
 
Tasvir ettiğimiz bu coğrafya, kaderimizdir.
 
Kader karşısında boynumuz kıldan incedir!..
 
Anadolu’nun fethi, Muhamm…
Kırım'ı Kurtarmak
Kafkasya-Kırım
AZERBAYCAN’IN İLK TÜRKİYE SEFİRİ
Ç
arlık Rusya’sının yıkılmasından sonra 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kuruldu. Yeni cumhuriyeti ilk tanıyan da Osmanlı Devleti oldu. İbrahim Abilof ilk sefir olarak Türkiye’ye geldi. Maalesef bu cumhuriyetin ömrü uzun olmadı. 28 Nisan 1920’de Sovyetlerin Bakü'yü işgali ile ortadan kaldırıldı. O…
Kafkasya-Kırım
Seyyahlara Göre Kırım’da Sosyal Ve Kültürel Hayat
A
raştırmamıza konu olan seyyahlar, yabancı bir müşahit olarak Tatarların sosyal, kültürel ve iktisadi durumu hakkında dikkate değer bilgiler kaydetmişler.. Şehirlerde gördüklerini not alan seyyahlar bu coğrafyada yaşayan insanları inceleme fırsatı bulmuşlardır. 

Seyyahların Tatarlar arasında özellikle dikkat çektikleri…
Kafkasya-Kırım
Seyahatnamelerde Kırım
K
aradeniz’in kuzeyinde yer alan ve jeopolitik açıdan oldukça önemli bir yerde bulunan Kırım, tarih boyunca Rusya’nın genişleme politikasının kilit noktasını oluşturmuştur. Altın Orda devletinin dağılmasından sonra bu bölgede kurulan Kırım Hanlığı, Osmanlı Devletinin himayesiyle birlikte Rus işgaline kadar olan süreçte…
Seyahatnamelerde Kırım
Kafkasya-Kırım
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
A

kdeniz’deki Kıbrıs adası, bizim için ne anlama geliyorsa Osmanlı ceddimizin "Siyahdeniz" dediği Karadeniz’e bakan Kırım yarımadası da aynı değerdedir.

Ecdadımız, yüksek devlet adamı idrakiyle hem Akdeniz ve hem de Karadeniz’e büyük ehemmiyet vermişlerdi. "Akdeniz" derken yaptığımız tarifi, bugünkü Akdeniz’den ibaret…
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Hazin Günü
T

arihin en karanlık sayfalarından biri, 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım’da yazıldı. Kırım Tatar halkı, Sovyet lider Josef Stalin’in gizli kararnamesiyle, sadece 15 dakikalık bir hazırlık süresiyle evlerinden koparıldı.

250 Bin İnsanın Yarısı Yollarda Can Verdi 

Kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insan hayvan…
Kırım'ın Hazin Günü
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Kara Günleri
K

ırım Türkleri, asırlar boyunca yaşadığı Kırım topraklarının stratejik öneme sahip olmasından dolayı sürekli olarak Rusların baskısı altında kalmıştı. Kırım’ın Küçük Kaynarca Anlaşması (1774) sonrasında Osmanlı himayesinden çıkıp, ardından Rus Çarlığı tarafından ilhak edilmesiyle (1783) baskının şiddeti ve…

Kırım'ın Kara Günleri
Kafkasya-Kırım
Kırımlı Âlim Seyyid Ahmed Efendi
A
slen Kırımlı olan bu bu zat, Osmanlı devri âlimlerindendir. İsmi, Ahmed olup, babası Abdullah Efendi’dir.. Kırımî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Ahmed Efendi’nin doğum târihi bilinmemektedir.

Kırım’da doğup büyüyen Ahmed Efendi, o beldenin meşhûr âlimlerinden “Fetvâ-i Bezzâziye” sahibi Hâfızüddîn Muhammed Bezzâzî’den ve…
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Y
az tatilimizin 1 aylık kısmını, hanımımın aile büyüklerini ziyarete geldiğimiz Bakü’de geçirdik. Kardeş vatandaki müşahedelerimi aktarmak istiyorum. Azerbaycan, kararlı, cesur liderliği; güçlü, kahraman ordusu ve Türkiye’nin desteğiyle 2020 yılında Karabağ zaferini kazandı. 2023 Eylül'ündeki antiterör emeliyatı…
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Kafkasya-Kırım
Çerkeslerin Muhacereti
Ç

erkeslerin Abigo vadisinde son mukavemet teşebbüsleri, Kafkas tarihinde asla unutulmayacak olan bir hadisedir. 7 - 11 Mayıs 1864’de kadar dört gün içinde Ruslar, bir avuç Çerkes tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Nihayet Rusların kuvvetli bataryalarının ateşi altında bu Çerkeslerin hemen hemen tamamı şehit…

Çerkeslerin Muhacereti
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
G
ünler, talihin bize küstüğü zamanlardan biridir. Türk yurdu Azerbaycan, İngiliz, Rus ve Ermeni işgali altındadır. Yapılmayan kötülük yoktur. Osmanlı zor vaktindedir. Fakat yüreğinin bir yarısı Yemen'se diğer yarısı Bakı'dır. Bu işgal böyle devam edemez. Onun için Nuri Paşa komutasındaki İslam Türk Kafkas Ordusu,…
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
Kafkasya-Kırım
Başkurdistan Neden Karıştı?
B
aşkurdistan Cumhuriyetinde yaklaşık bir haftadır büyük gerginlik var.

Başkurdistan neresi? Rusya Federasyonu’na bağlı bu özerk devlette neler oluyor? Rusya’nın, ülke dışındaki fiilî -özellikle Ukrayna- kabili atakları olduğunda Başkurdistan’daki tepki hareketlerin sebepleri ne olabilir?

Başkurdistan Rusya Federasyonu’na…
Başkurdistan Neden Karıştı?