Japonya'da Bir Türk

Abdürreşid İbrahim 30.09.2019 2647
M
resim
eşhur seyyah Abdürreşid İbrahim ‘’Âlem-i İslâm’’ isimli kitabında Tokyo’da tanıştığı bir Türk’den şöyle bahsediyor:

Bir gün Tokyo etrafında dolaşmakta idim, ahbaptan biri tesadüf ederek ‘’ Şu köyde bir Türk var, geçende sizinle görüşmeyi arzu ediyordu’’ dedi. Türk kelimesini işittiğim gibi hemen bende bir memnuniyet hâsıl oldu ki; tarif edemem, aylarca Müslüman görmemiş, ‘’ nerede acaba?’’ diyerek adresini öğrendim. Hemen aramaya gittim, tarif olunduğu gibi buldum.

Ahmed Fazlı esasen Türk asıllı imiş, Mısır’ın Kahire şehrinde doğmuş, orada eğitim-öğretim görmüş ve askerî mektepte tahsilini tamamlamış, mükemmel İngilizce ve Fransız lisanlarını bilir; Arab edebiyatı mükemmel,  gayretli bir genç olup, Sudan muharebesinde de bulunmuş; İngilizlerin zalim gayelerine vakıf olduktan sonra, o mezalim içinde yaşamaktan ise vatanını terk ile gurbeti seçmeyi daha uygun görmüş. 

Evvela izinli olarak Japonya’ya seyahat etmiş, orada bir kaç ay ikamet ettikten sonra Tokyo civarında Nippori isimli ufacık bir Japon köyünde, bir Japon kızıyla evlenmiş, sonra eşi ve kayınvalidesiyle beraber Mısır’a gelmişler, Kahire’de muhterem zevceleriihtida ettiği (müslüman olduğu) gibi, iki sene kadar da ikamet ederek biraz da Arabça öğrendikten sonra tekrar Japonya’da zikri geçen köye dönmüşler. Halen orada ikamet etmekte bulunuyorlardı. Fazlı Bey aynı köyde iki ufak ev satın almış, birinde kendi ailesiyle ikamet eder, diğerini kendine gelir edinmek için kiraya vermiş; bu suretle yaşamakta idi.

Biz artık kendi evimiz gibi her zaman gelip gider olduk. Fazlı Bey mükemmel İngiliz lisanı biliyor, fazıl bir gayretli,  bu gibi bir zatın Japonya gibi  bir memlekette boşboşuna vakit  geçirmesi caiz olmayacağı aşikârdır.

Bir gün Kont Okoma ile müzakere esnasında, Fazlı Bey’in Vaside Üniversitesi salonunda İslâm dîni hakkında bir konuşma yapması hususu müzakere olunmuştu. Bunun üzerine Japonya’nın başşehri Tokyo’da Fazlı Bey Vaside Üniversitesinde bir konferans verdi. Fazlı Bey İngiliz lisanında İslâm dîninden bahsederek gayet tafsilatlı bir konuşma yaptı. Mecliste hazır iki bin kadar kişinin tamamı üniversite talebesi idi. Ne yazık ki ben İngiliz lisanı bilmediğimden benim için konuşmanın manasını olsun zaptetmek mümkün olmadı. Fakat konuşma tarzını arz edeceğim. Zira bu konuşma, İslâm tarihinin en parlak sayfalarını işgal edecektir.
 
Fazlı Bey gayet yakışıklı, uzun boylu, azaları mütenasip bir adamdır: Sakal, bıyık, saç tamamen tertemiz traş olmuş, güzel Avrupa elbisesi giymiş, o büyük salonun tam orta yerine kurulmuş konuşma kürsüsüne geldiği zaman iki bin üniversite talebesinin alkışları içinde çehresinde irfan nûru parıldıyordu. Önce bir kerre eğilerek talebeyi selamladı. Müteakiben masa üzerinde bulunan ince uzun değneği eline alarak Hazreti Muhammed’in pak adını zikrettikten sonra, yarım sağ  dönerek arkasında duvarda asılı Asya haritasından değnek ucuyla Mekke-i Mükerreme noktasını göstererek: ‘’ Bugün konuşmamızda bahsedeceğimiz İslâm dîninin menbaı şurasıdır’’ buyurdular. 

Sonrada konuşma esnasında aynı tarzda İslâmiyet’in hangi tarihte nerelere kadar yayıldığını göstererek tam üç saat devam etti. Arada- sırada sürekli  alkışlar içinde tebessümle bir nezaketle temenna etmeleri beni bütün bütün meftun etmişti. Fazlı Bey hakikaten iman nûruyla aydınlanmış bir delikanlıdır. İnsan kendine baktıkça bakacağı gelir. Bir kahramandır. Bütün fikri İslâm dînini misyonerlerin saldırılarına karşı müdafaa etmektir.

Mister Karlayl’ın Hazreti Peygamber hakkında yazmış olduğu risaleyi daima mütalaa etmiş, Hazreti Muhammed’in nübüvvetinin doğruluğu hakkında Karlayl’ın sözlerinden iktibas eder, konuşma esnasında da kendisine işaret olunan zatın sözlerinden şahit getirirdi. Fazlı Bey konuşmasının sonunda şu sözleri söyledi:

‘’Biz dînimizi kimseye cebren teklif etmiyoruz. Tecavüz edenlere karşı müdafaa etmek de vazifemizdir.  Bu sebeptendir ki: Buradaki konuşmanın manası ekseriyetle savunmaya yönelik olmuştur, eğer hakikati beyan sadedinde söylemek icap ederse diyeceğimiz söz bir sözdür: Güneşin ışığını isbata hacet yoktur.’’


Fazlı Bey sürekli alkışlar içinde konuşma kürsüsünden indi. Ben meclisin sona ermesine müteakip orada bulunanlardan birçok telebeye ‘’ Fazlı Bey’in konuşmasını nasıl buldunuz?..’’ diye sordum. Hep memnuniyetlerini izhar ettiler. İşte İslâm gençlerinde nasıl yüksek fikirli zevat var!...İnsan bu gibi kahramanları gördükçe iftihar eder. İslâm tarihinin sayfalarında mühim bir yer tutacak vakalardan biri de bu olacaktır.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür