İslami Tefekkür Merkezi: Mâverâünnehir

Prof. Dr. Osman Kemal Kayra 17.05.2021 1386
İ

slâmiyet’in kutsal kitâbı Kur’ân-ı kerîm niçin 23 senede vahyedildi? Kur’ân-ı kerîm’in kadim olan aslı Levh-i Mahfuz’dadır; oradan önce Beytü’l-‘izze denen makama topluca indirilmiştir. Bu hadiseye “inzal” denilmiştir. Oradan da parça parça Hazreti Cebrail vasıtasıyla da vahiy yoluyla Efendimize gönderilmiştir ki buna da “tenzil” denilmiştir.

İnsanlar büyük bir değişime hemen intibak edemeyebilirler. Bu yüzden de kitabımız insanların uyum sağlayabilmeleri için Rabb’imizin merhametiyle zamana yayılmıştır. Bu emirler ve yasaklarla ve meydana gelen hukuk sistemiyle yeni bir dünya düzeninin oluşması demekti.

Bir bölgeye inen İslâmiyet kısa sürede kıtalar aştı ve cihanşümul bir din oldu. Dinin kitabıyla yeni gelen sistemin değişik departmanları da meydana geldi. Bu meyanda sıkça söylenen şu kelam çok meşhur oldu: “Kur’ân-ı kerîm Mekke ve Medine’de nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” Sonra buna bir ilave daha yapıldı: “Kitâbımız Mâverâünnehir’de düşünüldü; tefekkür edildi.”

Yâni, Kur’ân-ı kerîm ve İslamiyet’in kalbi Mekke; ruhu Medine; ağzı ve sadası Mısır; kalemi ve eli İstanbul; beyni ve tefekkür merkezi Mâverâünnehir oldu.

Tefekkür varsa ilme dayalı olmalıydı. Bu da medreseler yoluyla olabilirdi. Aslında başlangıçta “medrese” kelimesi kullanılmadı. Bu adla ilk eğitim kurumu 10. asırda Karahanlılar döneminde vukû bulmuştur. İslâm tarihçileri medresenin ilk kurucusunun Nizamü’l-mülk olduğunu söylerler.

Aslında daha önce Gazneli Mahmûd ve kardeşi Nâsır b. Sebüktekin 1033’te Nişâbur’da bir medrese yaptırmışlardı. Yine burada Şâfiî fakihi El-Neysabûrî için de bir medrese yapılmıştı. Öbür yandan Ebû Aliyyü’l-Müseynî 11. yy.da fıkıh kürsüsüne dayalı “El-Medresetü’l-ehliyye” adıyla medreseler kurdu. Bu arada Şiîler de Dârü’l-ilimler adıyla medreseler inşa ettiler. Medreselerin kuruluşunda Sünnî akaidin kuvvetlendirilmesi esas alınmıştır.

Selçuklularda Nizâmiye Medresesi’nin ilk müderrisi Ebû İshak Şîrâzî’dir. Bu medresede büyük âlim Teftazânî de müderrislik yapmıştır.

Nizâmü’l-mülk, Belh, Nişâbur, Herat, Isfahan, Rey, Musul ve Horasan’da medreseler kurmuş ve bu medreseler sâyesinde Fâtımî-Bâtınî fitnesine rağmen Sünnî akâid zamânımıza kadar gelmiştir. Bu devrin en önemli olayı, müderrislere devlet eliyle maaş bağlanarak korunmaları ve itibar sağlanmasıdır.

Türk Atabeyi Nûreddîn Zengî Şam’da Hanefîler için bir medrese açarken, mezhepteki saliklerin ekseriyetine binaen Şam’da Salâhiyye, Nâsıriyye, Âdiliyye ve Kellâse medreselerini açmıştır.

Türkistan’da da medreseler kurulmuş, Emîr Timur özellikle Semerkand’da büyük ilim yuvaları yaptırmıştır. Timur’un torunu Uluğ Bey’in kurduğu medreselerde yetişen Ali Kuşçu ve Kâdîzâde Rûmî gibi âlimler, Osmanlı medreselerinde de büyük ilim adamları yetiştirdiler.

 Mâverâünnehir

Seyhun ve Ceyhun Mâverâünnehir’i oluşturan iki nehirdir. Bu târihî bölgede bugün, Özbekistan, Karakalpakistan’ın bir kısmı Tâcikistan, Kırgızistan’ın güney kısmı, Kızılkum Çölü ile Kazakistan’ın bir kısmını içine almaktadır. Bölgede ilk Türk devleti Asya Hun İmparatorluğudur ve başkenti Ötüken’dir. Ayrıca bu bölgede Göktürk İmparatorluğu, Uygur İmparatorluğu, Karahanlı Devleti, Gazneli Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Timur İmparatorluğu, Çağatay Hanlığı, Şeybânîler ve Sâmânîler -bu bölgenin tek Îran devleti- hüküm sürmüştür.

Mâverâünnehir başlangıçta eski Türk ana yurdunun güneyinde kalan bir beldeydi. Türklerin kuzeyde Sir Deryâ’yı aşıp ne zaman aşıp bu bölgeye geldikleri tam olarak bilinmiyor. Burası önce Ârîlerin ülkelerinden biriydi; Tûran’a değil, İran’a Aitti. İlk defa MÖ 200 yıllarında Türk hâkimiyetine girdi, ama hâlâ İranlılar burada oturuyordu. Göktürklerden sonra Karahanlılar burada kesin hâkimiyet kurdular. 12. asırdan itibaren burası kesin Türk hâkimiyetine girdi.

Bu bölgede Silsile-i aliyye’nin büyüklerinden yetişen mübârek zatlar şunlardır: Ebu’l-Hasen Harkânî, Ebû Alî Farmedî, Yûsuf-ı Hemedânî, Abdülhâlık Goncdüvânî, Ârif-i Rivegerî, Alî Râmitenî, Muhammed Baba Semmâsî, Seyyid Emîr Külâl (Gilal), Behâeddîn-i Buhârî, Alâüddîn-i Attâr, Yakûb-ı Çerhî, Ubeydullâh-i Ahrâr, Muhammed Zâhid, Dervîş Muhammed Hâcegî, Muhammed Bâkî Billâh (rahmetullâhî teâlâ aleyhim ecmaîn).

Buhara, Mübârek Belde

Mübarek bir Türk yurdu olan Buhara önceleri, Akhunlar, Göktürkler ve Türgişlerin himayesinde kalmıştı; İslâmiyet’in en mühim merkezlerinden biridir. Kur’ân-ı kerîmden sonra İslâm dünyasında en muteber kitap olarak gösterilen Sahîh-î Buhârî’nin ki esas adı Hacer el Askalânî’ye göre “el-Câmi’ü’-l-Müsnedü’s-sahîhü’l-Muhtasar Min Umûri Resûlillâh sallallâhü aleyhi vesellem”dir. Efendimizin mübarek sözlerinin muhtevası olan Sahîh-i Buhârî’nin müellifi İmâm-ı Buhârî’de bu bölgedendir. Sahîh’deki hadîs-i şerif sayısı 7 bin 124 olup 16 yılda tamamlanmıştır.

Ehl-i sünnetin göz bebeklerinden bir diğeri itikat imamlarından olan İmâm-ı Mâturîdî de Özbekistan’ın Semerkand şehrinde 854’te tevellüd ve 944’te vefat buyurmuşlardır.

Buhara’nın bir diğer göz bebeği Şâh-ı Nakşîbend hazretleridir. Büyük mutasavvıf Muhammed Baba Semmâsî ve Emir Külâl hazretlerinin talebesidir. Bu zât-ı şerîf de Buhara’da tevellüt edip Özbekistan’da vefat buyurmuşlardır.

Saka Türklerinin kahramanı Alp Er Tunga bu kentte uzun süre ikamet etmiş ve rivayetlere göre mezarı da buradadır.

Kuteybe Bin Müslim

Kaamûsu’l-A’lâmda Kuteybe için şöyle der: “El-emîr, meşâhîr-i guzzât-ı İslâmdan (İslâm’ın meşhûr gâzilerinden ), Kendisi cessur ve gayûr bir zât olmağla Harezm, Mâverâünnehir, Buhâra, Semerkand ve Fergana’yı Memâlik-i İslâmiyyeye zammetmiştir (katmıştır).”

Kuteybe Buhâra’yı fethettikten sonra, İslâmiyet’in yayılması için geceli gündüzlü çalıştı. Buhara’ya birçok mescid yaptırdıktan sonra 712 yılında kale içinde bulunan puthanenin yerine büyük bir mescid yaptırdı.

Kutlu Yolbaşcı Ahmed Yesevî

Bu bölgeye İslâm orduları ilk defa Hazreti Muaviye döneminde Ubeydullâh bin Ziyâd komutasında geldiler. Sonra Kuteybe b. Müslim daha sonra Saîd b. Osman b. Affân komutasında gelen İslâm orduları Buhâra ve çevresini İslâm’a açtılar. Sahâbe-i kirâmdan Bedir Savaşı’nda Efendimizin verdiği hurma dalı ile savaşan mübârek Ukâşe b. Mıhsan Türkistan’a giderek tebliğde bulunan büyük mücâhiddir. Bu hâdise Türkistan’da Ukaş Ata efsânesi ile meşhurdur.

Türkistan’ın Mâverâünnehir’in, Anadolu’nun Müslüman oluşunda rehberlik eden Ahmed Yesevi, Kazakistan’ın Sayram şehrinde doğmuştur. Kendisinin bir gönül erbabı olması hasebiyle insanlara yaklaşımı ve tebliğ son derece mülâyemetle olmuştur. Zaten tasavvuf ve tarikatler bu hakiketten yola çıkıyordu.

İnsanlar bir konuda yanılıyorlar. “İslâmiyet hoşgörü dînidir, kimseyi zorlamaz; Hazreti Mevlâna, Yunus Emre insanlara hiç sertlik göstermeden mülayemetle yaklaştı” diyorlar. Bu sözün bir yanı doğru, bir yanı yanlıştır. Elbette bir Müslüman halim-selim, mütebessim, sabırlı ve cömert olur. Fakat dinimizin emirlerini açıkça aşağılayana hoşgörülü olunmaz. Amelde kusuru olana elbette sertlik uygun değildir. Küfründe şiddet ve saldırganlık gösterene Fetih suresi 29. ayet-i kerimede atıf nettir: “Onunla berâber olanlar kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler.”

Her sene UNESCO ödülleri, anmalar, hümanist ve insancıl yâveleriyle mübârek İslam âlim ve sûfilerini bambaşka bir mecrâda göstermek istiyorlar. Bu gafiller niçin müctehid İmâmları, İmâm-ı Gâzâli ve İmâm-ı Rabbânî hazretlerini anmazlar?

Ahmed Yesevî veyâ daha bilinen adıyla Pîr-i Türkistan Hâce Ahmed Yesevî kaynak olarak çok feyizli bir koldan yetişti. Şeyhi ve hocası Yûsuf-ı Hemedânî hazretleridir. Bu kol İmâmı Azam tarikını takip etmiştir.

Yûsuf-ı Hemedânî (Ebû Ya’kûb Yûsuf bin Eyyûb Hamdân). Bu zât Hâce Ahmed ve Abdülhâlık Goncdüvânî’nin hocasıdır.

Diyeceğimiz odur ki bugün Türk dünyâsı Müslümansa ve Türklüğünün farkına varmışsa bu zâta çok şey borçludur. Onun açtığı yoldan giden Türk dünyası, özellikle Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, sinelerinde barındırdıkları Silsile-i aliyye cevherlerinin farkına varıp, eski Sovyet Rusya’nın kültür kalıntılarından tamamen arınınca, Türkiye büyüyüp Turan olacak. O nurlu günlerin özlemiyle o zaman Altay Dağları Cebel-i Nûr’u selâmlayacak ve işte o zaman “Rehber Ku’ân hedef Tûrân” olacak.

 




İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür