İslam’da Siyasi Liderliğinin Türklere Geçişi ve Tuğrul Bey

İsmail Hami Danişmend 28.01.2016 4971
İ
resim
slâm’ı Türklük savunup korumuş; Doğru’dan Batı’ya gelen Oğuz Türklüğünü de İslâm yaşatmıştır. Bu tarihî hakikati ispat eden birçok kolay ve gerçek vardır. İslâm, orta Asya’dan Batı’ya gelen Oğuz Türkü sayesinde hem varlığını muhafaza etmiş, hem de genişlemiştir.  

Bu durumun en önemli delili, Abbasi Halifeliği ve Sünni İslâm idaresinin, bir aralık Fatimîler tarafından yıktırıldıktan sonra, oğuz Türk soyundan gelen Selçuklular tarafından kurtarılıp yeniden kurulmasında gösterilebilir.  

Sultan Tuğrul Bey Elcezîre’nin kuzeyini Fatimî hâkimiyetinden kurtardıktan sonra zaferle Bağdat’a dönmüştü. Sünnîliğin ve Abbasi hilâfetinin kurtarıcısı sıfatıyla İslâm’ın payitahtına girerken, minnettarı olan halife El-Kaaim Biemrillâh tarafından çok muhteşem bir merasimle karşılandı. Şu büyük hakikati ve tarihî zarureti, artık Abbasi halifesi de anlamıştı: 

Sünnî İslâm’ın yaşayabilmesi ve özellikle de 1017 tarihinde ilâhlığını ilân etmiş olan Fatimî halifesi El-Hâkim Biemrillâh devrinden beri ayrı bir din ve özellikle de İslâm düşmanı bir din hâline gelmiş olan istilâcı Fatimîliğe karşı varlığını muhafaza edebilmesi için, Abbâsî halifeliğinin İslâm âlemi üzerindeki her türlü cismânî hâkimiyet haklarını Selçuklu saltanatına, yani Arap kavminin, İslâm idaresini Oğuz Türklerine devretmesinden başka çare kalmamıştı.  İslam tarihinin Arap döneminden sonra Türk dönemini açmış olan bu merasim, 1058 senesi 24 Ocak cumartesi günü yapıldı. İbn’ül-Esîr’in “Târîh’ül-kâmil”inin 1303 Mısır baskısının dokuzuncu cildinin 221’inci sayfasında Abbasi devlet adamlarıyla Bağdat ileri gelenlerinin ve Türk ordusu erkânıyla Selçuklu ricâlinin hazır bulundukları bu hâkimiyet devir teslim merasimi şöyle anlatılır:  

“… Sultan Tuğrul Bey halifenin huzuruna çıktı; halife yerden yedi arşın kadar yüksek bir tahtta oturuyordu; üzerinde Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in hırkası ve elinde kamış asâsı vardı. Sultan yer öptü, sonra el öptü ve bir kürsüye oturtuldu. Halife Başvezirine dedi ki:  

- Ona söyle: Müminlerin Emiri, gayretinden dolayı şükrediyor, icraatından dolayı hamdeyliyor; seni yanında gördüğünden dolayı memnundur; Allah’ın idaresini kendisine vermiş olduğu bütün memleketlerin hâkimiyetini o da sana vererek Allah’ın kullarını koruma ve kollamayı sana havale ediyor; sana devrettiği hususlarda Allah’tan kork ve ihsan ettiği nimetin kadrini bil! Adaletin yayılmasına, zulmün kaldırılmasına ve vatandaşların durumunu düzeltmeye çalış!  

Sultan yer öptü; halife kendisine hil’atler (şeref elbiseleri) giydirilmesini emretti; sultan kalktı, hil’atlerin olduğu yere gidip giydi; sonra geri dönüp halifenin elini öptü ve gözlerine sürdü. Halife de kendisine Doğu ve Batı padişahı diye hitap etti ve ahidnâme verdi."

İslâm tarihindeki en büyük siyasî inkılâbın resmen ilân edildiği bu muhteşem merasim hakkında bir fikir vermek üzere yalnız birkaçını gözden geçirdiğimiz eski Müslüman ve Hıristiyan kaynaklarının verdikleri bilgilerden çıkan başlıca neticeler şöyle sıralanabilir:  

a- Muhteşem bir kuvvet ve kudret şeklinde duruma hâkim olan sultan Tuğrul Bey’in her türlü maddî kudret ve imkândan mahrum bir gölge hâline gelmiş olan Abbasi Halifesinin huzurunda yer öpecek kadar bağlılık ve saygı göstermesi, Hilâfet makamını Resûllâh’ın yeryüzünde temsilcisi bilmesinden ve Halife’nin de o merasime sırtında “Bürde” (Hırka-i Şerîf) ve elinde de “Asây-ı Saâdet” (Peygamberimizin Asâsı) ile oturuma başkanlık ederek bu kutsal sıfatını “Mukaddes Emanetler”iyle göstermesindedir. 

 b- Abbasi hilâfeti bütün İslâm âlemi üzerindeki her türlü cismânî hâkimiyet haklarıyla yetkilerini Oğuz Türklerinin Selçuklu İmparatorluğu’na resmen devretmiştir; 

 c- Yapılan tarihî merasimde her iki tarafın devlet erkânıyla ileri gelenleri hazır bulunmuştur; 

 d- Sultan Tuğrul Bey’in “Doğu ve Batı” İslâm İmparatoru olduğu “tellâllalarla” halka da ilân olunmuştur; 

 e- Abbasi Halifesi El-Kaaim Biemrillâh, Selçuklu Sultânı ve bütün İslâm âleminin padişahı Tuğrul Bey’e cismânî hâkimiyetini devrettiği hakkında bir “Ahidnâme” de vermiş ve bunun korunmasını istemiştir; 

 f- Sultan Tuğrul Bey’e o devrin âdetince giydirilen hil’atlerle saltanat tacının şekilleriyle sayıları da devredilen hâkimiyetin bütün İslâm âlemini temsil etmektedir: Tek kordonlu yedi siyah hil’ât “yedi iklim” işaretidir; siyah sarık o zamanın Abbasi, yani Sünnî hâkimiyet timsalidir; sarığın üstündeki taç Arapları ve Arap olmayanları içine alan İslâm saltanatına alâmettir; murassâ tacın üstündeki iki sümbülle iki altın bağ Doğu ve batı saltanatının sembolleridir; 

 g- Netice olarak oğuz Türk hâkanı “yedi iklim”e, “Doğu ve Batı”ya , “Arap ve Arap olmayan”a yayılmış olan İslâm âleminin yegâne padişahı ilân edilmiş ve bu durum, “Sultan’ül-İslâm/İslâm Sultanı” unvanıyla da iade edilmiştir.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür