İkinci Dünya Savaşında Türkistanlı Askerler

Dr.Latif Çelik 10.09.2020 1745
H
resim
itler Almanyası ile Stalin Rusyası arasında başlayan kanlı düello, Sovyetler Birliği sınırları içerisindeki Türk Topluluklarına bağımsızlık için önemli bir şans idi. Sovyet Ordusu’nun ön saflarında görevlendirilen Türkistan Asıllı askerlerin önemli bir bölümü en ön cepheye sürüldükleri için daha savaşın ilk günlerinde Almanlara esir düşerken, kendi komutanlarının niyetini fark edemeyenler bedelini hayatı ile ödeyerek Sovyet savaş zayiatı olarak kayıtlara geçti. 

Savaşın birinci ayı bittiğinde beklediklerinin çok üstünde Türk asıllı grubu esir olarak cephe gerisine getiren Almanlar, Türkiye’nin de yönlendirmesi ile ‘’Türkistan Lejyonları’’ hayali ile kandırılan bu birlikler Alman tarihine küçük bir detay, Sovyet tarafında vatana ihanet ve Türkiye’ye kahramanlık hikayesi olarak yansıdı. Kendi üniformaları, komutanları, marşları, sancakları ile savaş içinde yer alan Türkistanlı askerler çeşitli cephelerde son ana kadar Almanya için savaştılar. 

İki diktatör arasında kendilerine müsaade edilen alanda başkalarının isteği oyunu oynamaya zorlanan ve çok azı hayatta kalabilen Türkistanlı gençler başarmasa da, bir hayalin canlı tutulmasında önemli rol oynadılar. Fark ettikleri tek gerçek, onları kullanan her iki diktatör ideolojinin de hayallerindeki Hür Türkistan’a hiç bir zaman müsaade etmek istemedikleriydi. Lejyonlarda görev alan ve savaş esiri kamplarında hayatını kaybeden yüz binlerce Türkistanlı genç, Medeni Avrupa’nın karanlık tarihinin sayfalarına ‘’İkinci Dünya Savaşı’nın Kayıp Türkleri’’ olarak geçtiler.

Mecburi Askerlik ve Esaret

Almanların 1941 yılında Sovyetler Birliği’ne Karşı savaş açmaları sonucunda Türkistan’dan büyük miktarda askere alınmalar başladı. 1941-1943 tarihleri arasında Türkistan’dan 4.847.775 genç silah altına alınarak cephelere sürüldü. 1941 yılında 6.5 milyon nüfusa sahip Özbekistan’dan 1 milyon 433.230 kişi askere çağırıldı. Bu rakam nüfusunun  dörtte birinin askere alındığını gösterir.

Bilgi, motivasyon ve aidiyet duyguları eksik olan Sovyet Ordusu’ndaki Slav olmayan milletlerden gelen gençler, Alman saldırısından kısa bir süre sonra teslim olmaları bu cephelerde Alman Orduları’nın işini kolaylaştırmıştır. 
Tarihin en organizeli askeri güçlerinden birini meydana getiren Nazi Almanyası’nın ani saldırısı bir çok cephede Sovyet Ordularının sadece askerlerini değil, komutanlarını da kaybetmesine yol açmıştır. 

İlk etapta üst komuta kademesi ilerleyen günlerde ise en yakın kıta komutanları ile irtibatı kesilen askerlerin her gün büyük grupları halinde Alman ordularına teslim olması ciddi anlamda bir ‘’Savaş Esiri Problemi’’ ortaya çıkarmıştır. 

Bazı cephelerde esirlerin Alman askerlerinden daha çok olması ise durumu karmaşık hale getirmiştir. Cephedeki Sovyet askerlerinin durumu gerçekten çok kötü idi. Önlerinde ateş gücü yok Alman ordusu; arkalarında ise geri kaçmamaları için Rus silahlarının tehdidi vardı.

Başlangıçta basit askeri görevler verilerek test edilen Türk asıllı topluluklardan kısa zaman sonra taburlar seviyesinde birlikler teşkil edilmeye başlanmıştır. Oluşturulan birliklerin cephede kullanma fikrinin ortaya atılmasının ardından başarı ve disiplinleri ile dikkat çeken Türkistan Lejyonları kısa zaman sonra sayıları yüzbinler ile ifade edilen önemli bir askeri güç konumuna gelmiştir. 1942 yılı ortalarından itibaren bir çok cephede ‘’Türkistan Lejyonları’’ adı verilen silahlı birliklerin Alman orduları içinde görev yaptığı görülmektedir.

Kamplarda Açlık ve Ölüm

Vatandaşı olduğu ülkedeki dışlanmışlık ve nesiller boyu devam eden zulümlerin etkisi ile iki diktatörün kanlı savaşında kaybolmaktansa teslim olmayı tercih eden Türkistan Türklerinin sayısı giderek artınca, Almanyanın esir kaplarındaki kapasiteisnin yetersizliği korkunç ölümleri de beraberinde getirmeye başladı. 

1941 yılı kışındaki sadece iki aylık dönemde hayatını kaybeden Sovyet Askeri sayısı yarım milyonun üzerindedir. Sovyet askerlerinin ölümleri birinci derecede sağlıksız beslenme, hastalıkalara karşı alınmayan tedbirler ve kamplardaki baskılar. Esirleri kaldığı barakalarda bir yatağı bazen üç-dört kişinin paylaşması, zaman zaman toplu esir kabullerinde yerlerdeki beton üzerinde yatan insanların bir çoğunun yaşamaktansa ölümü seçtikleri de esir kamplarının olağan genel bir durumudur. 

Ölüm oranları ile verilecek bir örnek olarak sadece Czestochova kampına bakmak yeterlidir. 1942 yılının ilk dört ayında bu kamptaki 90 bin Kızılordu askerinden sadece 3 bini hayatta kalmayı başarabilecektir. Dönemi yaşayan esirlerden olan Kırımlı Cengiz Dağcı Uman Kampı’nda yaşadıklarını hatıralarında;

‘’Kampta ölenlerin sayıları günden güne artıyordu. Cesetler barakardan çıkarılıp tuvalet olarak kullanılan çukurların az ötesine yığılıyordu.  Bakınca cesetlerden sanki bir duvar oluşuyordu. Esirler bu durumu görüyorlar ama sesli bir tepki verildiğinde kendilerine de ateş edilir korkusu ile sadece susuyorlardı.’’

Kamplardaki korkunç ölümlerin kurtulmak istedikeleri komünist rejimden pek farkı olmadığını anlayanların tek yapabilecekleri kadere razı olmaktı. Akşam konuştuğu arkadaşının  sabah cenazesini kaldıranlardan biri olan Cengiz Dağcı, esirlerin kamplara ilk geldiği gün yiyecekler hakkında şunları söylüyor;

‘’ Esirler önce kampın önündeki meydanda toplandı. Bir Alman yetkili kırbacı ayakkabısına vurarak anlatmaya başladı, 

-Her esir günde 50gr. Ekmek, yarım litre su ve yarım litre çorba alacak.
-Kampta dikenli tellere 5 metreden fazla yaklaşılmayacak, yaklaşanlara ateş açılacak,
-Akşam saat 19.00’dan sonra kamplarda kimse konuşmayacak, ses gelen barakalara dışarıdan ateş edilecek,
-Karanlıkta ateş yakmak, sigar içmek yasaktır. Emirlere uymayanlara kulelerden ateş edilecek.’’

Savaş Sonrası

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra Türkistan asıllı askerler için yeni bir kaçış dönemi başlamıştır. Teslim olan Naziler ile birlikte onlara destek olanları da suçlayan müttefikler, Yalta’da Stalin’in isteği doğrultusunda her esiri kendi ülkelerine teslim etmeyi kabul edince Türkistan Lejyonu mensupları için yeni bir tehlike ortaya çıkmıştır.

Can korkusu ile bir anda yer altına inen onbinlerce lejyon mensubundan Almanya sınınrları içerisinde kalabilenler izlerini kaybettirerek Amerika ve Türkiye’ye ulşabilmeyi denemişlerdir.

Aldıkları siyasi eğitimler sonucu yaşadıkları sürece antikomünist fikirler ile Türkistan asıllı mültecileri bir arada tutmaya çalışan lejyon mensupları, ilerleyen dönemin soğuk savaş yıllarında Türkistan Hürriyet Mücadelesi’ne önemli katkı sağlayan simalar olarak ortaya çıkacaklardır.

Kendilerini Amerika, İngiltere  ve Türkiye’ye atabilen veye uzunca bir dönem Almanya’da gözden kaybolmayı başarabilen Ahad Andican’ın adlandırması ile ‘’Hariçte Türkistan Mücadelesi’’nin canlı tutularak gelecek nesillere aktarılmasında önemli rol oynayacaklardır. Ruzi Nazar, Baymirza Hayit, Veli Kayyum Han, Halis Kanatbay, İsakcan Nazirkul ve İkram Han Hüseyin Türkistan Milli Mücadelesi’nin bayraklığını yaşadığı müddetçe devam ettiren nadide şahsiyetler olarak uluslararası alanda önemli çalışmalara imza atmışlardır.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür