İkinci Dünya Savaşında Türkistan ve Kafkasyalı Türk Askerlerinin Büyük Dramı

Fatih Görmez 05.06.2018 3379
İ
resim
kinci dünya savaşı esnasında Stalin, Türkistan, Kafkasya ve Kırım’dan bütün Türk gençlerini Sovyet kızıl ordusu için askere aldı. Savaş sırasında ve Almanların mağlup olmasından sonra Türk soylu askerler, büyük zaiyat ve zulme maruz kaldı. Bu konu ile ilgili bir makaleyi aşağıda sunuyoruz. Editör

Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgali ile başlayan İkinci Dünya Savaşı, savaşa katılsın veya katılmasın bütün milletleri bir şekilde etkiledi. Türkler, savaşa kendilerini temsil eden bir devletle katılmamış olsalar da önce yaşadıkları topraklara hükmeden SSCB’nin Kızıl Bayrağı altında, sonra da doğu milletlerini aşağı ırk olarak gören Nazilerin Gamalı Haçı altında kendilerinin olmayan bir savaşa katılmak zorunda kaldılar.

21 Haziran 1941’de Almanya SSCB’ye karşı Barbarossa Harekatı’nı başlattı. SSCB bu saldırıya karşı hazırlıksızdı. Yeterli mühimmatı, teknik donanımı olmayan SSCB en büyük gücünü yani insan gücünü devreye soktu. Ülkenin her yanından erkekler silah altına alınıp Kızıl Ordu’nun hizmetine girdiler. Sovyetler’in ezilen, yönetimde yer verilmeyen unsuru Türkler de orduya istekli olsunlar veya olmasınlar katıldılar. Zaten seçenekleri de azdı ya savaşa katılıp tanımadıkları bir düşmanın kurşunuyla öleceklerdi ya da Stalin yönetimi tarafından hain damgası yiyip kendileri kurşuna dizilecek aileleri de sürgüne gönderilecekti.

Savaş başladıktan sonra iki taraf da kayıplar vermeye, esirler almaya başladı. Naziler, esir aldıkları düşmanlarını toplama kamplarına götürdüler. Esirler burada insanlık dışı muamelenin her türlüsünü yaşadılar. Yemek ve su gibi temel ihtiyaçları karşılanmayan ve birçok işkenceye maruz kalan esirlerin büyük kısmı bu toplama kamplarında hayatını kaybetti. Toplama kamplarındaki bu planlı katliamlara rağmen toplama kamplarındaki esirlerin sayısı savaş ilerledikçe arttı. Bu yüzden Almanlar bu esirlerden ve Sovyetler’in içindeki değişik unsurlardan bir şekilde yararlanmak için Barbarossa Harekatı başlamadan önce yaptıkları planları devreye soktular. İşe önce esirleri sınıflandırarak başladılar. 

Yahudiler, Komünist Parti’nin yetkilileri ve Bolşevik yanlısı olanlar diğer esirlerden ayrıldı, bu esirler ya katledildiler ya da toplama kamplarındaki çileli hayatlarına devam ettiler. Kazaklar, Özbekler, Tatarlar, Kırgızlar, Tacikler ve daha birçok soydan insan ise Alman fabrika ve tarlalarında çalışmak üzere Almanya’ya gönderildiler. Buradaki çalışma şartları ne kadar zor olsa da elbette toplama kamplarından daha iyi şartlara sahipti.

Harekatın başlarında Almanlar bu doğulu halkları asker yapmaya niyetli değildi. Çünkü onları ‘untermensch’ yani aşağı ırk olarak  tanımlıyorlardı. Ama 1941 yılının sonlarına doğru savaşın kısa sürede bitmeyeceği anlaşıldı. Aynı zamanda Almanya’nın asker ihtiyacı da cephe sayısına bağlı olarak artıyordu ve yeterli sayıda askere sahip değildi. Bu yüzden Alman ordusunda esirlerden savaş alanında da yararlanma fikri seslendirilmeye başlandı. Hitler bu fikre çok sıcak bakmasa da bazı ordu komutanları bu fikri hayata geçirmek için çalışmaya başladılar. 

1942 senesinde Türkistan Lejyonu, sonrasında ise Kafkas ve Tatar lejyonları kuruldu. 1944 yılında bütün lejyonerlerin sayısı bir milyonu aşmıştı. 180 bini aşan asker ve personel sayılarıyla Türkistanlılar en kalabalık lejyonu oluşturuyordu. Lejyondaki askerlerin üniformaları Alman askeri üniformalarının biraz daha kalitesiziydi. Ama her lejyonun kendi özel arması üniformalarına işlenmişti. 

Mesela Türkistan Lejyonun armasında Semerkand Camisi ile birlikte Biz “Allah Bilen” (Allah Bizimledir) cümlesi vardı. Aynı zamanda lejyonerlerin dini vecibelerini yerine getirmeleri için lejyonlarda müftüler de bulundurulur, askerlere bunun bir cihad olduğu propagandası yapılırdı. Lejyona katılan askerler öncelikle Alman subaylar tarafından eğitime tabi tutuldular. Bu eğitimler, Alman silahlarının tanıtımı ve kullanımı, beden eğitimi, taktiksel eğitimler, siyaset ve tarih derslerini içeriyordu. Bu eğitimlerden sonra lejyonerlere Hitler’e sadık kalacaklarına ve Bolşeviklere karşı savaşacaklarına dair ant içiriliyordu. Sonrasında ise ihtiyaç duyulan cephelere sevk ediliyorlardı. Lejyonerler hem Kızıl Ordu’ya hem de İtalya ve Rusya’da partizanlara karşı savaştılar. 

Savaşın bitimine doğru lejyonlar için de sona yaklaşılıyordu. Lejyonlar muharebelerde büyük kayıplar vermeye başlamıştı. Bir kaynağa göre Türkistan Lejyonu’nun kaybı 67 bini bulmuştu. Birçoğu da Sovyetler tarafından esir alınmıştı. Kurtulmayı başaranlar ve yaralılar ise savaştan sonra Almanya’da kaldılar. Burada kalanlar ya kendi istekleriyle ya da zorla Sovyetler’e teslim edildiler. Sovyetler’e teslim olmaktansa intihar etmeyi seçenler de oldu. Aslında bu insanların en büyük umudu Türkiye idi. Ama Rus baskısı altında eli kolu bağlanan Türkiye, sınır kapılarını açamadı. Yine de başarabilen az sayıda kişi Türkiye ve ABD gibi devletlere iltica ettiler. 

Sonuç ne olursa olsun mağlup bir devletin hele ki Nazi Almanyası’nın askerleri olarak zorlu bir hayata adım attılar. Vatanlarından uzakta, başka devletlerin çıkar savaşlarında zoraki bir biçimde bir o yana bir bu yana savrulan hayatlarında tek amaçları Türkistan’da, Kırım’da hür bir şekilde konuşmak, aileleriyle vakit geçirmekti. Ne yazık ki savaşla bir ilgisi olmayan aileler bile önce Nazilerin zulmüne maruz kaldılar sonra da Sovyetler tarafından işbirlikçi olarak adlandırılıp 1944’te Kırım’da olduğu gibi sürgüne, ata topraklarından çok uzaklara gönderildiler.


İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür