II.Dünya Savaşında Türkistanlı Esir Askerler

Numan Aydoğan Ünal 11.03.2019 3269
B
resim
ir zamanlar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Timurlular gibi devletlerin ve muhteşem medeniyetlerinin kurulduğu, binlerce âlim ve evliyanın yetiştiği Türkistan, 19. asrın ikinci yarısından günümüze kadar çok büyük felaket ve facialar yaşadı.

Çarlık Rusyası 1865’ten başlayarak Taşkent, Semerkant, Buhara, Aşkabat, Göktepe, Merv ve Hokand’ı ele geçirdi. Türkistan halkı buralarda, Ruslara karşı büyük bir mücadele verdi. Çok gözyaşı ve kan döküldü.

İkinci büyük felaket, 1917 yılında Çarlığın yıkılıp komünist rejimin gelmesiyle başladı. Bu defa da Lenin’in emriyle komünistler, bütün Türkistan halkına, özellikle dindarlara çok büyük zulüm, işkence yaptılar. Pek çoğunu Sibirya’ya sürdüler. Evliyalar diyarı Türkistan’da İslâmiyeti silip süpürdüler. Tarihî cami ve mezarlıkları harabeye çevirdiler. İslâmiyetin izini bırakmadılar. Sovyet Rusya, 1979 yılında da Afganistan’ı işgal ederek ülkeye büyük zayiat verdi.

Stalin devrinde zulümler daha da artarak devam etti. 1928-1932 yılları arasında tarihin en büyük açlık faciası yaşandı. Mesela, Kazakistan’da halkın elindeki bütün hayvanlar devlet zoruyla ellerinden alındı. Ülkenin nüfusunun yarısı açlıktan öldü. İnsanlar, leş, kedi-köpek ve fareleri yediler.

Stalin döneminde, bir de başka siyasi facia vardı. İkinci dünya savaşı başlamadan kısa zaman önce, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin merkezî komitesi tarafından Stalin’in emirleri doğrultusunda kabul edilen “Devlet ve Komünist İdarelerini halk düşmanlarından ve milliyetçilerden temizleme” hakkındaki kararı neticesinde 1937-1939 yılları arasında Türkistanlılardan takriben 2 milyona yakın kişi hapsedildi.

Son büyük facia II.Dünya savaşı

1941 yılında Hitler Almanyası ile Stalin’in Sovyet Rusyası arasında savaş başladı. Birkaç milyon Türkistanlı, askere alındı. Savaş esnasında bunların çoğu öldü veya esir oldu. Çok az kimse yurduna geri dönebildi. Bu hususta Özbekistan eski Cumhurbaşkanı İslam Kerimov şöyle demektedir:

“II. Dünya savaşında bir buçuk milyon genç, yani yaklaşık Özbekistan nüfusunun %22’si, askere alınarak muhtelif cephelere sevk edildi. Savaş sonrasında bunlardan sadece 60 bin kadarı ülkesine geri gelebildi.”

Yine Türkmenistan eski Cumhurbaşkanı Sefer Murat Türkmenbaşı da, II. Dünya savaşında 740 bin Türkmen gencinin askere alındığını, bunların hemen hemen tamamının çeşitli cephelerde öldüğünü, binlercesinin de sakat kaldığını ifade ediyor.

II.Dünya savaşında askere alınıp, teğmen rütbesi verilerek savaşa katılan ve esir olan, Özbekistan’ın büyük fikir ve dava adamı Dr. Baymirza Hayit’in, bu konuda çok kıymetli makale ve kitapları var.  Dr.Baymirza Hayit şunları kaydediyor:

“Haziran 1941’de Almanya ile Sovyetler Birliği arasında başlayan savaşın ilk yıllarında (1941-1943), Kızıl Ordu’da yaklaşık 5 milyon Türkistanlı vardı. Alman Savaş Daireleri’nin verdiği bilgiye göre, savaşın ilk yıllarında, Sovyetlerin batı cephesinde yaklaşık 2 milyona yakın Türkistanlı asker bulunmaktaydı. Torgao şehrinde yerleşen Alman Harp Esirleri Başkanlığı’nın 1943’te verdiği malumata göre savaşın ilk yıllarında 1 milyon 700 bine yakın Türkistanlı asker, Almanlar tarafından esir alınmıştı.”

Savaş başlayınca 18 - 65 yaş arasındaki bütün Türkistanlılar cepheye sevk edildi.  Askere alınanların çoğunluğu orta ve yüksek okul talebeleri veya ilk, ortaokul öğretmenleriydi. İçlerinde mühendis, doktor ve sanatkârlar da bulunmaktaydı. Askerlerin iklime uygun giyim-kuşamları yoktu. Ayrıca Rus komutanlar, Türkistanlı askerlerin eline iyi silah vermediler. Çoğunluğu, ellerinde tüfeğe benzer tahta parçaları taşıyordu. Almanlar ilk defa ön cephede bulunan Türkistanlılara ağır darbe vurdu. Bunun neticesinde Türkistanlıların bir kısmı öldü, büyük kısmı ise Almanlara teslim oldu veya onlara sığındı. Türkistan askerlerinin ekseriyeti Rusçayı bilmiyorlardı. Bu sebeple kendilerine ikinci sınıf asker gözüyle bakılmaktaydı. Her bir Türkistanlı Sovyet askerinin kafasında da “ neden ben bu uzak diyarda, buradayım?” sorusu vardı.

Millî Türkistan Birlik Komitesi Teşekkül Ediyor

II. Dünya savaşında Almanlara esir düşen yüz binlerce Türkistanlı arasında olan tahsilli kişiler, doktorlar, öğretmenler ve subaylar gibi münevverlerin katılmasıyla “Millî Türkistan Birlik Komitesi” kuruldu. Bu komitenin üyelerinden Zuhriddin Mirza Abid, kuruluş maksatlarını şöyle anlatıyor:

“Milli Türkistan Birlik Komitesi’nin tek gayesi, Türkistanlı esirlerin ihtiyaçlarının karşılanması, vatanları Türkistan’ın hürriyet ve istiklaline kavuşması, halkın kölelik ve zulümden kurtulmasıydı. Bu hareketin liderleri Mustafa Çokay ve Veli Kayyum idi. Mustafa Çokay, esir düşmüş binlerce Türkistanlıyı kurtarmak için esir kamplarını gezip, Alman devlet yetkilileriyle görüşmeler yaptı. Kamplardaki esirlerin acıklı halini görünce ‘bunları böyle görmektense ölmeyi tercih ederim.’ diyordu.”

Nitekim kamplardaki bu feci durum, resmî raporlarda da yer bulmuştu. Alman Silahlı Kuvvetleri’nin  Polonya’nın güney batısında bulunan Lamsdorf’daki 318 numaralı resmi raporunda:

“ Temmuz 1941 sonundan itibaren savaş esirleri kaldıkları yeri kazıp yiyecek arıyorlardı. İlk haftalarda esirlerin, hayvanlar gibi otları, ağaç kabuklarını ve çiğ patatesleri yedikleri görülüyordu. Esirler arazide yiyecek bir şey bulamadıklarından ölmüş insan eti dahi yemeye başlamışlardı.”

Esir kamplarında ölüm oranı çok yüksekti. Herhangi bir milletlerarası kuruluşun bu esirlere ulaşması mümkün değildi. Veli Kayyum, kamplarda yaşanan insanlık dramını, yazmış olduğu pek çok raporda dile getirdi.

Mustafa Çokay, esir düşen Türkistanlıları kurtarmak için canla-başla çalışıyordu. Esir kamplarını sık sık ziyaret ediyordu. 1941 senesinin Aralık ayında esirler arasında çok yaygın olan Tifo hastalığına yakalanarak vefat etti. Cenazesi Berlin’deki Müslüman mezarlığına defnedildi. Mustafa Çokay’ın ölümü Türkistanlılar arasında büyük üzüntüye sebep oldu.

Türkistan Millî Ordusu Kuruluyor

Millî Türkistan Komitesi Üyesi Zuhriddin Mirza Abid, Millî Ordu’nun kurulması hakkında da şunları ifade ediyor: “Mustafa Çokay’ın vefatından sonra Almanya’daki Türkistanlı esirler Veli Kayyum’a büyük bir bağlılık gösterdiler. Kendisine “Ata” diye hitap etmeye başladılar. Esirler Veli Kayyum’a “ Siz atamızsınız! Siz bizleri kurtardınız. Allah’ın iradesiyle bize hayat bahşettiniz. Şimdi biz gönüllü olarak Millî Ordu, Millî bayrak ile Allah bizimle beraberdir sloganı ile halkımızın asıl düşmanı olan Sovyet emperyalizmine karşı mücadeleye ve ülkemizi azâd etmeye hazırız” diye tezahüratta bulundular. 

Böylece esir kamplarında bulunan yüz binlerce Türkistanlı askerlerden “bir Millî Ordu” kurma fikri doğdu. Esirlere asıl düşmanlarının, anayurtlarını sömüren emperyalist gücün Ruslar olduğu anlatıldı. Türkistanlı aydınlar ve hocalar, esir Türkistanlılara tarihimizi, ulu ecdadımızı, dinimizi anlattılar. Türkistan’ın hürriyete kavuşmasının önemini dile getirdiler. Böylece esir Türkistanlı askerlerden, Millî Türkistan ordusu teşekkül etmeye başladı.  Türkistan Milli Ordusu’nın asıl gayesi, bu defa Almanlarla birlikte Rusya ile savaşarak ülkelerini esaretten kurtarmaktı
 Millî Türkistan ordusunun mevcudu yaklaşık 180 bin kişi idi. Askerlerin sağ kol pazubentlerine “Allah bizimle” yazılı armalar takıldı. Yemin merasimi, Kur’an-ı kerim ve iki kılıca el basılarak Türk-İslam bayrağı altında yapılırdı. Özbekistanlı şair Abdulhamid Süleyman Çolpan’ın “Ey Güzel Fergana” şiiri de millî marşları oldu. Ağustos 1942’de Veli Kayyum önderliğinde “Millî Türkistan Mecmuası” neşriyata başladı.

Milli Türkistan Ordusu ilk defa 2 Mayıs 1942 yılında Bryansk ormanlarında Kızıl Ordu’ya karşı çarpıştı. Yapılan savaşlarda çeşitli başarılar kazanıldı. Ruslar, Türkistan lejyonundan esir aldıkları askerleri “kara faşistler” diye hemen kurşuna diziyorlardı. 

Almanların mağlup olmasıyla maalesef II. Dünya harbi bitti. Milli Türkistan Ordusu dağıldı. Türkistanlı askerler sahipsiz kaldı. Veli Kayyum esir düştü. Müttefiklerin Nürnberg mahkemeleri kararı ile Alman komutanlarının kimi ölüme, kimi de ömür boyu hapse mahkûm edildi. Bunlar arasında bulunan Veli Kayyum da kendini şöyle savundu:

“Ben Almanlarla işbirliği içinde olduysam, bu vatanım Türkistan için yapılan bir işti. Çünkü benim vatanım yıllardır Sovyetlerin korku zulmü altında ezilmekte. Ülkemin istiklali ancak Sovyetlerin mağlubiyeti sonucunda elde edilebilirdi. Onun için temiz bir niyetle bu işe giriştim. Ben faşist değilim. Çünkü kimseye zulmetmedim. Ben yalnız vatanım hür olsun diye mücadele eden biriyim. Biz sadece doğu cephesinde savaşa katıldık. Batı cephesinde bulunmadık...”

Mahkemedeki savcılardan üçü, ABD, İngiltere, Fransa bu savunmayı kabul ederken Sovyet Savcısı, Veli Kayyum’un kendilerine teslim edilerek asılmasını talep etti. Ama diğer savcılar bu talebi kabul etmeyip Veli Kayyum’u batılıların elindeki hapishanelere gönderdiler. 1947 yılında hapisten çıkan Veli Kayyum, komite faaliyetlerini yerinde yürütmeye ve Millî Türkistan dergisini neşretmeye başladı. Veli Kayyum 15 Ağustos 1993 günü Düsseldorf’da vefat etti. Çok büyük bir cenaze töreniyle Müslüman mezarlığına defnedildi.

Yalta Antlaşması ve Hazin Son

Almanlar mağlup olup, II. Dünya Savaşı bittiğinde 70 binden fazla Türkistanlı asker, İngiltere ve Amerikalıların elinde esirdi. Müttefik devletler, Amerika, İngiltere ve Sovyetler Birliği, Şubat 1945’te Yalta’da toplanarak anlaştılar. Buna göre her bir devlet, savaşta esir düşen vatandaşını geri alacaktı. Bu karar batılı esirler için sevindiriciydi, fakat Sovyetler Birliği’nden onlara esir düşenler için ölüm fermanından bir farkı yoktu.

Dr. Baymirza Hayit Türkistanlı esirlerden 105 bine yakın kişinin listesini hazırlayıp Tiran’dan bir kurye ile Ankara’da Genel Kurmaya ulaştırdı. Ankara’da mesele ile ilgili toplanan komisyon durumu görüşerek şu kararı verdi:

“ Eğer bu esirler Türkiye’ye getirilirse aralarında 10 binden fazla casus vardır. Daha sonraları bu durumdan nasıl kurtuluruz. Bu sebeple Almanya’daki Türkistanlı esirler Türkiye’ye kabul edilemez.”

Yalta anlaşmasına göre, Amerika, İngiltere, Fransa ordusunun elinde olan esir Türkistanlılar, zorla Sovyetler birliğine teslim edilmeye başlandı. Almanya’da kendi lejyonunu kuran ve kızıl orduya karşı çarpışan Türkistanlı ve diğer milletlerden 200 binden fazla esir, Sovyetler Birliğine dönmemek için direndi. Ruslar teslim aldıkları askerlerin bir kısmını kurşuna dizdiler, bir kısmını da Sibirya’daki veya başka yerlerdeki çalışma kamplarına sürgün ettiler. Rusların teslim aldıklarını kurşuna dizdiğini duyan askerlerin bir kısmı, daha teslim olmadan intihar etmeyi tercih ettiler.

Çile Devam Ediyor

Rusların tarafında kalan veya kaçarak memleketine dönen bilhassa, Kırım, Kafkasya ve Ahıskalı askerler daha hazin bir manzarayla karşılaştılar. Memlekette evlerine vardıklarında ailelerinden hiç kimseyi bulamadılar. Zira Ruslar bu bölgeden yüz binlerce halkı, hayvan vagonlarına doldurarak Orta Asya’nın en ücra köşelerine sürgün etmişlerdi. Bunların da yarısı yolda öldü. Sağ kalanların da bir kısmı, iklim değişikliği, hastalık ve açlıktan hayatlarını kaybetti.

Şu hususu üzülerek ifade edelim ki, Türk milletinin 20. asırda yaşadığı bu büyük dram hakkında gençliğimizin hiçbir bilgisi yoktur. Türk tarihini, Türk edebiyatını doğru olarak gençliğimize öğretme zamanı gelmedi mi? Türk gençliği bugüne kadar, Türkistan veya Türk Dünyası ile ilgili yeterli bir bilgi sahibi olmadı. Bu konuda Prof. Dr. İbrahim Şahin de şöyle diyor:

“İkinci Dünya savaşı, Türkiye dışındaki Türklüğün topyekûn iştirak ettiği ve sonuçlarına da herkesten çok muhatap olduğu bir savaştır. 1938–1945 yılları arasındaki bu savaşla ilgili olarak hazırlanmış hiçbir belgeselde, yazılmış hiçbir kitapta, romanda, hikâyede, şiirde, piyeste ve çekilmiş bir filmde, Türklerin bu savaşa iştiraklerinden ve bu savaşta yaşadıklarından hiç söz edilmez!” 

Bugün Belçika’nın Liege şehri yakınlarında büyük bir Amerikan Mezarlığı var. İkinci Dünya savaşında ölen bütün Amerikan askerlerinin mezarları burada. Çok bakımlı ve müstakil bir idaresi olan bu mezarlığa büyük bir de anıt dikmişler. Savaş ve ölen askerleriyle ilgili bütün bilgileri, memleketlerini, birliklerini bu anıta yazmışlar. Halen Amerika’dan birçok kimse gelerek mezarlarını ziyaret etmektedir. Ne yazık ki, II. Dünya savaşında, Alman cephesinde hayatını kaybeden yüz Türk’ün ne bir mezar taşı, ne bir âbidesi ne de onlarla ilgili yazılmış kitapları var!

Kaynaklar:

1-Sovyetlerde Türklüğün ve İslam’ın Bazı Meseleleri- Dr. Baymirza Hayit
2-Türkistan İstiklâl Yolunda Hicret Yılları- Zuhriddin Mirza Abid Türkistani
3- Uluslararası Türk Savaş Esirleri Sempozyumu Bildirimi (Marmara Üniv.)- Doç. Dr. Ali Satan


İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür