Göç Ateşten Gömlek

Hakkı Tezel 16.04.2013 3153
T

ürkler, en amansız, en yıkıcı ayrılıkları, Osmanlının Bulgaristan’ı elden çıkardığı (1877-78) Osmanlı-Rus yıllarında yaşamıştı.

Parça parça çözülmekteydi koskoca imparatorluk. Her kıpırdanışta sanki bir toprak parçası daha kopuyordu bağrından, eriyordu Osmanlı.

Çaresizlik... Kararsızlık... Ya bundan böyle "Haç gölgesinde" onursuz ve boynu bükük sürdürecekti kalan ömrünü veya kökeninden, toprağından sökülecek, evini barkını, işini gücünü bırakıp düşecekti yollara... Kendi gibi yüzlerce garibin yanı sıra, denkler, yükler, torbalar, kağnı arabalarıyla İstanbul’a doğru... İşsiz güçsüz, yersiz yurtsuz kalmaya. Bir bakarsın ki, iki yüzü keskin bıçak.

O günden sonra muhtelif tarihlerde yine toplu göçler devam etmiş. Sıra bize yani 1950 senesine gelmişti. Babamlar, üç kardeş, bir araya toplanıp, göç konusunu konuştular. Babam ve amcam yaşlı olmalarına rağmen, sırf biz, gençleri, okutmak ve o rejimden kurtarmak için kendi hayatlarını riske atıyorlardı. En güvendiğimiz yönümüz ise çalışkanlığımızdı. Elbette devlet elimizden tutup bizi aç bırakmayacaktı.

Anavatana göç etme karan aldıktan sonra ilk yapacağımız işlerden biri, babamın işyerini kapatıp vergilerini ödemekti. Evimizi ise senelerce uyum içinde komşuluk yaptığımız, bir birimizin dertlerine çare bulduğumuz, İvan ve Ganka ablalara bırakacaktık.

Ancak vizemizi alıp eşyalarımız vagonlara yüklendikten sonra satış muamelesini yapacaktık. Heyecen içinde vizemizi bekliyor, hazırlığımızı yapıyorduk. Komşumuz Terzioğulları aracılığıyla vizemizi alabildik. Vagon sırasını beklemeye başladık.

Doğduğum kasabadan ayrılacağıma bir türlü inanamıyor, geceleri uyku uyuyamıyordum. Buna rağmen Vatan sevgisi ağır bastığı için üzülmemeye gayret ediyor, arkadaşlarımla ve akrabalarımla vedalaşma faslına devam ediyorum.

Vizemizi aldıktan sonra heyecan ve neşe dolu günler hiç anlaşılmaksızın su gibi akıp gidiyordu. Babam işyerini Bulgarlara değil de Türkiye’ye gelme imkânı bulamayan kalfasına devretti.

Bundan Sonra Ne İş Yaparız

Düşünüyorum da babamın mesul olduğu üç evlâdı bir de annemiz vardı. 12 kişinin çalıştığı iş yerini bırak, bir kuruşsuz memleket değiştir. Üstelik de Anavatana gittiğimizde bizlere vaad edilen hiç bir şey, yani yardım yoktu. Bazen duygusal maceradan çıkıp hayatın gerçek macerasını düşünüyorum. Tabiî ki, yalnız ben değil babam ve annem de bazı geceler sabahlara kadar uyuyamayıp bir birbirlerine cesaret veriyorlardı.

Şu kaderin cilvesine bak ki, bir zamanlar hayata sıfırdan başlayıp belli bir seviyeye ulaştıktan sonra tekrar sıfıra düşmekle karşı karşıyaydık. Bilhassa babam için çok acı bir durumdu. Buna rağmen karamsarlığa düşmeden yeniden tırmanışa geçmekten başka çaremiz yoktu. Babamın bütün gayesi bizleri okutmaktı.

Henüz 20 yaşını doldurmuş gençliğimin zirvesine erişmiş bir genç olarak yakınlarıma, vatanıma kavuşma heyecanı... Ama aynı oranda havasını soluduğum, suyunu içtiğim, hayatımın 20 yılını geçirdiğim bu ülkeden ayrılmanın buruk heyecanı da vardı içimde.

Ayrılık Saati Yaklaşıyor

Ayrılık saati yaklaştıkça insan bir garip oluyor, kavuşma sevincini ve ayrılma hüznünü birlikte yaşıyor, bu sevinç ve hüzün karışımı duygunun tutsağı oluyordum. Aslında daha önceleri yaptığım işin ağırlığından, yaşama şartlarının düzensiz ve biçimsizliğinden kaynaklanan bu duyguyla çevremden, Razgrat’tan ayrılacağıma üzüleceğimi, hüzünleneceğimi hiç sanmıyordum.

Bizler Bulgaristan için bir çıkar aracı idik ama Bulgaristan’ın güzelliklerini, ormanlarını, güzelim evlerimizin, taşının, toprağının ne suçu vardı ki?...

Ömrümün 20 yılını geçirdiğim Razgrat’ta doğup büyüdüğüm, sünnet olduğum, çocukluk devrimin geçtiği o tatlı günler, bağlar, bahçeler, oyun alanları gibi yerleri nasıl unutabilirdim ki?...

Anavatana vardıkta yepyeni bir ortam, yepyeni, değişik bir yaşamla tanışıp yeniden yaşam mücadelesine gireceğimizi biliyorduk. Babamın 50 yaşına kadar didinip elde ettiği varlıkları bir kuruş değerinde bırakıp gelmek büyük bir cesaret işi idi.

Hâlâ da Razgrat yollarında, kaldırımlarında ayak izim duruyor... Umutlarım, umutsuzluklarım, sevinçli günlerim, hüzünlerim, sıkıntılarım, neşeli anlarım, sevgi ve nefret duygularım var oralarda... Samimi arkadaşlarım, dert ortaklarım, beraber geçirdiğimiz neşeli günler ve ağlaşmalar, velhasıl, hazin bir manzara idi bu vedalaşma faslı. Dayanabilen yüreğe aşkolsun, erkeklerin iradeleri daha kuvvetli olduğundan, kendilerine hâkim olabiliyorlardı.

Etraf aydınlanır aydınlanmaz okuduğum okulun sınıflarını, öğretmenlerimi tek tek ziyaret ederek vedalaştım. Yakın olan Başpınara gidip elimi yüzümü yıkadım. Etraftaki bağ ve bahçeleri dolaştım. Küçüklüğümün unutulmaz hatırası olan yerleri tek tek dolaşıp beni duyabildikleri kadar: “Allaha emanet olun!" diye sesimin çıktığı kadar bağırdım. En son dedemin ve babaannemin mezarlarını ziyaret edip ruhlarına birer fatiha okudum.

Hep Beraber Ağlıyorduk

Eve döndüğümde babamlar ve amcamları beni bekler buldum. Hep beraber doğup büyüdüğümüz evimizi son kez dolaştık. Babamın ve annemin en tatlı hatıraları olan evde hiç çekinmeden bol bol ağlaştılar. Bu hazin manzara hepimizi ağlattı. Komşular ve amcamlar da aynı durumdaydılar. Amcam, kardeşi ile vedalaşıyordu. Yaşları bir hayli ilerlemiş olan iki kardeşin bir daha görüşüp görüşmeyeceği kadere kalmıştı.

Düşünüyorum da dedelerimiz kim bilir ne emekler verip başa çıkardıkları bu han gibi evleri, dükkânları, tarlaları ve daha bir çok gayrimenkulü bir anda ve beş kuruş kıymetinde bir para karşılığı, hattâ o zamanki rayiçlere göre bedavaya, başka birilerine hazır olarak devretmek, hepimizin çok ağrına gidiyordu. Buna rağmen ne pahasına olursa olsun azimliydik.

Şu dünyanın cilvesine bak!.. Dedemin, babamın, annemin, akrabalarımın doğup büyüdükleri, havasını teneffüs etmiş, ekmeğini yemiş, suyunu içmiş, bir çok acı ve tatlı hatıralarımız olan bu topraklardan arkamızda bir çok akraba, sevdiklerimizi bırakıp ayrılmanın buruk acısı vardı içimizde.

Bu cesaretimizi ve azmimizi gören Bulgar yöneticileri, Türkiye’ye göç etmemizi engellemek için ellerinden gelen zorlukları önümüze seriyorlar, dedemin dedesinin ödenmiş olan vergilerini bizlere bir kez daha ödettiriyorlardı. Bu hayali vergileri ödemek kolay değildi. Çok büyük bir yekûn tutuyordu.

Fakir aileler ödeyemediklerinden dolayı kalıyorlardı. Buna rağmen rüşvete alışmış bulunan parti yöneticileri ile işini uyduran, vergilerini ödemiş gibi gösterip pasaportlarını alıyorlardı. Bu arada fakirlere yardım eden bir çok zenginimiz de vardı.

Hüzünlü Veda

Bizi yolcu etmek üzere komşu Bulgar ve Türk erkek kadın, konu komşu, tanıdık ve tanımadıklar da gelmişlerdi. Hiç bir zaman komşu çocuklarının bu kadar çok olabileceğini düşünmemiştim. Bütün akrabalar toplanmış, herkes üzgün gözlerle, hasretle bize bakıyorlardı. Gelenlerden bazıları bizleri canı gönülden sevdikleri, bazıları ise senelerce iyi komşuluk münâsebetlerinden dolayı, bazıları ise bizim yerimizde olamadıkları, Türkiye’ye gelme imkânları ellerinde olmadığı için ağlıyorlardı.

Bizi istasyona götürecek Memiş Ağanın faytonu hazırdı. Bizleri ve annemi kucaklayarak gözyaşları içinde vedalaşmalar, komşu Bulgar genç ve yaşlıların da ağlamalarına mani olamıyordu.

Faytoncu hemen hareket etmemizi, aksi halde treni kaçıracağımız ikaz ile hareket ettik.

İlgili Makaleler

Balkanlar- Rumeli
KOSOVA’DA SÛZİ ÇELEBİ’NİN TÜRBESİ VEFÂ BEKLİYOR
F
atih Sultan Mehmet tarafından fethedilen Kosova’nın Prizren şehrindeki Sûzi Çelebi Hazretleri camisinin haziresi ve türbesi harabeye dönmüş, içler acısı bir durumda. Otlar ve çöpler arasında adeta kaybolmuş.  Sûzi Çelebi hazretleri, mücahid-gazi, şair, âlim ve evliyadır. Türkçe yazdığı 15.000 beyitlik…
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Akıncıları ve Prizrenli Sûzî Çelebi
O
smanlı Devleti’nin 14. ve 15. asırlarda Avrupa’da yaptığı baş döndürücü fetihlerde “akıncı” diye anılan askerî sınıfın çok önemli bir rolü vardır. Bugünün komando sınıfına karşılık gelen akıncıların, düşmanın iktisadi gücünü ve manevi yapısını altüst ederek savaşın kazanılmasında çok mühim hizmetleri olurdu. Fatih…
Osmanlı Akıncıları ve Prizrenli Sûzî Çelebi
Balkanlar- Rumeli
Türklerin Batıya Koşusu
D
okuzuncu asrın ortalarına doğru, Orta Asya’dan kovulan Türk boyları, çaresizlik içinde göç ediyorlardı. Kırgızların mağlûp ederek, ana yurtlarından kovduğu bu insanlar, aslında kaybederken kazanıyorlardı. Çünkü bir müddet sonra bu hâdise, Türk tarihinin dönüm noktası olacak neticeler doğuracaktı.

Önce güneye inen mağlû…
Balkanlar- Rumeli
Balkanlarda Kadîm Bir Osmanlı Şehri: Prizren
F
ethin üzerinden uzun asırlar geçmiş, devir dönmüştür. Osmanlı’nın tam 500 yıl adaletle idare edip medeniyetler kurduğu bu topraklar bugün öksüz, üzerindekiler yetim kalmıştır. Yaklaşık ll.000 km2’lik bir toprak parçası üzerinde, müstakil bir devlet olmanın gururunu yaşayan Kosova,  Balkanların en genç devletidir. 

Türk…
Balkanlarda Kadîm Bir Osmanlı Şehri: Prizren
Balkanlar- Rumeli
Sancak Boşnaklarının Türk Sevdası
B
alkanlar'da Tarih boyunca, günümüzde olduğu gibi Sancak nüfusunun çoğunluğunu Boşnaklar teşkil etmiştir. Sancak, tarih boyu Bosna-Hersek'in ayrılmaz bir parçası idi. Bu bakımdan Sancak tarihi, aynı zamanda Boşnak kimliğinin devamını sağlamak için yürütülen Bosna-Hersek mücadelesinin de bir parçası sayılabilir. 
Gerek B…
Balkanlar- Rumeli
Orda Dostlar Var Uzakta..
R
essamlar fotoğrafçılar Maglay’a bayılıyorlar. Kale var, kule var, taş kubbeler, ahşap minareler, kitabeli çeşmeler, tekkeler, dergâhlar, kafesler, cumbalar…

Tito’nun Yugoslavya’sı kapalı bir kutuydu âdeta. Biz Almancılardan dinlerdik. Yok Üsküp’te arabası bozulmuş da tamirci bakmış, onarmış. “Haade gidesin” demiş, “dua…
Balkanlar- Rumeli
Orda Dostlar Var Uzakta..
R
essamlar fotoğrafçılar Maglay’a bayılıyorlar. Kale var, kule var, taş kubbeler, ahşap minareler, kitabeli çeşmeler, tekkeler, dergâhlar, kafesler, cumbalar…

Tito’nun Yugoslavya’sı kapalı bir kutuydu âdeta. Biz Almancılardan dinlerdik. Yok Üsküp’te arabası bozulmuş da tamirci bakmış, onarmış. “Haade gidesin” demiş, “dua…
Orda Dostlar Var Uzakta..
Balkanlar- Rumeli
İşkence Adası Nargin
B
iliyorsunuz Birinci Cihan Harbi’ne Almanya, Avusturya Macaristan, Bulgaristan ve İtalya ittifakı ile gireriz. Bulgarlar erken bırakır, İtalyanlar ise karşı cenaha geçerler kurnazca. Rusya uyanıktır, İngiltere, Fransa, Belçika, Sırbistan, Yunanistan, Romanya, Portekiz, Japonya, Brezilya ve ABD’nin bulunduğu tarafta…
İşkence Adası Nargin
Balkanlar- Rumeli
Osmanlılar Macaristan’a Refah ve Huzur Getirdi
M
acar tarihçisi Sándor Takáts’ın (1860-1932) Rajzok a török világból (Türk Âleminden Çizgiler) adlı eseri Macar bilimler Akademisi yayınları arasında neşredildi. Bu eseri, Macaristan, Avusturya ve Almanya arşivlerinde bulunan orijinal vesikalara istifade edilerek yazılmıştır. Bilindiği gibi, eski Macar tarihçileri…
Osmanlılar Macaristan’a Refah ve Huzur Getirdi
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Bosna’sı ve Asil Boşnaklar
B
ugünkü Bosna-Hersek Cumhuriyeti yaklaşık 50 bin km² alana, 20 km sahile ve 5 milyon nüfusa sahiptir. Tarihî ve tabii güzellikleriyle cennet gibidir. Osmanlı eserleriyle de âdeta bir açık hava müzesidir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden 12 sene sonra, 1463 yılında Bosna’yı fethetti. 1521’de Bosna Sancağı,…
Osmanlı Bosna’sı ve Asil Boşnaklar
Balkanlar- Rumeli
Rumların Mora Katliamı
M
ora'da Balyabadra Piskoposu Germanos, 4 Nisan 1821'de savaş ilanı yapar. Rumlar kalabalık ve donanımlıdırlar. Peloponnesos'te 40 bin Türk'e karşı 350 bin Rum vardır mesela. Yağma ve cinayetler ansızın yayılır, erkekleri katleder, kızları köle yaparlar. Kalelere sığınan Türkler ümitsizdir, ne barut vardır, ne de gıda. 

Rumların Mora Katliamı
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Mimarisinin Şaheserler Yurdu Prizren
P
rizren bugünkü 170.000 nüfusuyla Kosova'nın en mühim il ve kültür merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Eski ve yeni kültürlerin kaynaşması ve çok sayıda tarih ve kültür abidelerine sahip olan Prizren'in zengin tarihi çoğu araştırmacıların alakasını çekmiş, hakkında binlerce sayfanın yazılmasına ve binlerce…
Osmanlı Mimarisinin Şaheserler Yurdu Prizren