Bildiğiniz gibi İngilizcenin belirli bir yazma kaidesi yoktur, her
kelimenin kendine mahsus bir yazılışı vardır. Bir sekreter bir kelimeyi ilk
defa işitiyorsa nasıl yazılacağı hususunda mütereddittir. Mutlaka yanında bulundurduğu
sözlüğe bakar. Öğretim görevlisi bu hususta:
"İngilizceyi de Almanca gibi fonetik olarak yazmak mümkündür, yazmak
kolaylaşır, fakat İngilizce teşekkül etmiş olan 800 yıllık kütüphane birimimiz
altüst olur." demişti. Bu bakımdan her İngiliz ve Amerikalı
çocuğunun bu zorluğa katlanması gerektiğini kaydetmişti.
Görüleceği üzere halklarına rahatlık da verecek olan, imlâlarında çok küçük
bir değişikliğe bile tahammül edemiyorlar. Her Anglo Sakson çocuğu, her
kelimenin ses, mânâ ve yazılışını birer birer öğrenmeye mecburdur.
Biz geçmiş ile
ilgimizi bıçak ile kesmişiz. Kendi hesabıma, bir psikiyatrist olarak bunun
ızdırabını hissetmekteyim. Herhangi bir Batılı, kaleme aldığı kitap veya
makaleye, mensup olduğu milletin veya müşterek Yahudi-Hıristiyan kökünden
filozof, din adamı ve şairlerden birkaç satır aktarabilmekte, kendinde bu gücü
hissetmektedir. Bizim 1000 yıllık geçmişimiz ise toprak oluyor.
Bu noksanımızın düzeltilmesi bakımından ilmî tedbire ihtiyaç vardır. Büyük halk
kitlelerinin geçmiş ile ilgilerinin devamı bakımından tarih ve edebiyat
öğretmenleri görevlendirilmeli, belki merkezî bir vazifelendirme ile bunlar hiç
olmazsa bir eski eseri bugünkü Türkçeye, yeni harflerle kazandırmalıdırlar.