- Yok ondan değil, bunlardan alacağım. Elimle kaşar cinsi peynirleri işaret ediyorum.
- Onlar piinir değil!
- Peynir değil mi? Ya ne ?
- Piinir değil, onlar sır...
Hoppala! “Peki o zaman sır alayım.” diyerek anlaşma
sağlıyoruz! Evet, Gagauz Türkçesi'nde beyaz peynire “piinir” deniyor
ama diğer cinsler Rusça'dan geçmiş bir kelime “sır” ile
isimlendirilmiş.
Gagauz dostların konuşmalarına kulak veriyorum. "Bitki vakıtlar...Ta bitki zamannara kadar... Bitki kere süüledi.."
Cümlelere önce anlam veremedim. Ne bitkisi bu?! Sonra anladım ki, bitki “son” demek. Bitmek fiili onlarda da bizde de var.
“-ki” fiilden isim yapma eki de Türkçe'de çok kullanılan yapım
eklerinden biri. Fakat biz Türkiye Türkçesinde fiilin “yerden
bitmek” anlamını esas alıp “ot, nebat” yerine
kullanılan isim yapmışız. Gagauzlar bitmek fiilinin “sona ermek” anlamını
esas almışlar ve eki getirip “son” mânâsında kelime türetmişler.
Bunu öğrenmek ne hoş!
Sonra çeketmek.... İki lafın biri. Bana önce yabancı gelmiyor. Biz
Türkiyeli Türkler “çeketmek” kelimesini son yıllarda hiç de
gereği yokken kelime hazinemize dahil ettik. Hani “plaza Türkçesi” deniyor
ya, o “yükseklikte” tercih edilen bir kelime.
İngilizce asıllı: Check. Hatta “double check ettim” bile
deniyor. Kontrol etmek anlamında. O da yabancı idi de, zamanla bizim oldu. En
Türkçesi: Denetleme, yoklama. Fakat bir iki duyduktan sonra fark ediyorum ki,
Gagauz Türkçesindeki “çeketmek” bizim yeni özenti kelimemiz
değil, o mânâda değil! “Başlamak, hareket etmek” demek. “Varmış
bir vakıtta iki kardaş da çekederler gitmee kasabaya.”
“Çekettin mi yolun, bak önne, bakma aardına.” Bizim yardımcı fiil olarak kullandığımız “çekmek” ile akraba gibi geliyor bana, ki Gagauzcada da yardımcı fiil olarak da kullanılıyor. Türk Dil Kurumunun internet sayfasında Büyük Sözlüğe “çeketmek” kelimesini yazayım dedim, Derleme Sözlüğü’ne yönlendirdi. Ne göreyim? Çeketmek Denizli ve Edirne ağızlarında “Harekete geçmek” demek, “yola koyulmak” demek!
Denizli ve Edirne! Bunu okuyunca, Gagauz Özerk Bölgesi’nin başşehri
Komrat’ta tanıştığım, Türk-Moldovan lisesinde görevli Denizlili fizik
öğretmeninin sözleri aklıma geldi: “Dedem Balkan Savaşı’nda Rumeli’nde
dolaşırken bizim köyün konuştuğu gibi konuşan insanlara rastlamış. Siz kimsiniz
demiş şaşkınlıkla. Biz Gagauz’uz demişler. Ben de bunu dinledim ya, o yüzden
buraya gelmeyi istedim.”
Ben de şaşıyorum. Ne güzel şaşkınlıklar bunlar?!
Bakü'de taksi şoförü Ramil, ülkesinin iç politikasının sıkıntılarını
hararetle anlattıktan sonra soruyordu:
“Dürüst değil miyim abi?”
Bir an şaşkınlık bizde. Ne cevap versek? O hâlâ tasdik bekliyor: “Dürüstüm
değil mi abi?” Meğerse “Doğruyum değil mi, doğru söylüyorum
değil mi?” demek istiyormuş. Dürüst kelimesi “doğru”nun yerine
kullanılıyor Azerbaycan'da.
Bakü'de Şehitler Hıyâbânı'nın oralarda yürüyen iki kadına; “Buradan
Fahri Hıyâbân yakın mı, ne kadar zamanda gideriz?” diye soruyoruz.
Kadınlardan biri cevap veriyor:
“Maşınla mı gideceksiniz, piyâde mi?”
Gözünü sevdiğim Azerbaycan Türkçesi! Maşın Rusçadan girmiş, otomobil; piyâde Farsçadan...
Piyâde onlara da bize de girmiş ama Türkiye Türkçesinde sadece askerî bir terim
olarak yerleşmiş, Azerbaycanlıların “Piyâde mi gideceksiniz?” sorusu
yerine biz “Yayan mı gideceksiniz? Yürüyecek misiniz?” deriz.
İlkokul öğrencisi bir oğlan babasına sesleniyor: “Ata... Hani
benim bir itim vardı ya..” Köpeğiyle ilgili birşey anlatmaya başlıyor.
Eğitimli, kibar bir ailenin son derece terbiyeli çocuğu. Tebessüm etmemek elde
mi? Türkiye Türkçesinde “it” argo anlam kazanmıştır. Hakaret,
aşağılama anlamı. Küfür. Azerbaycan'da bildiğiniz “sade” köpek!
Almatı’da ev sahibemiz çay çeşitlerini sayıyordu: “Süt katarız, 'ağ
şay' deriz, süt katmazsak 'kara şay' olur, bir de kök şay var...” Kök
şay! Kök bazar, Kök töbe isimlerini de gördüm. Kök, Orta Asya'dan bu tarafa
geldiğinde “gök” olmuş. K harfi g'ye bırakmış yerini.
Köktürk-Göktürk... Önce “gökyüzü ve mavi” demek diye
düşünmüştüm. Değilmiş! Evet, Eski Türkçede “gök”ün mavi anlamı vardı ama
Kazak Türkçesinde kök “yeşil” demekmiş! Bunu öğrenir öğrenmez
zihnim Ege kıyılarına gitti. Büyükler olmamış meyveye, sebzeye “gök”
derlerdi. Gök domates. Yani daha kızarmamış, yeşil domates. Bir de Yunus'u
hatırladım:
“Bu dünyada bir nesneye, yanar içim göynür özüm,
Yiğit iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi.”
Gök ekin... Yeşil başaklar... Bu anlamı Kazakistan'da buldum! Türkiye Türkçesinde sadece olgunlaşmamış, ham meyve sebzelerde ve çok seyrek kullanılan yeşil mânâsına kök, Kazakistan'da capcanlı.
Kök şay “yeşil çay”, Kök töbe “Yeşil tepe”, Kök batar “Yeşil pazarı” yani sebze pazarı. Ardından aklıma Azerbaycan geldi. Lokantalarda önce masaya kişniş, maydanoz, dereotu, reyhan otlarından bir tabak koyuyorlardı. Garson “göğerti” demişti. Yeşillik...Gök kelimesinin yeşil mânâsı demek ki Azerbaycan Türkçesinde de vardı.
Anlaşılan “gök” kelimesi yüzyıllar geçerken ton değiştirmiş, maviden yeşile dönmüştü! Türkoloji öğrencisi olduğu için Türkiye Türkçesini iyi bilen Madiyar, Almatı'yı gezdirirken anlatıyordu:
“Burası jibekjoli. Bilirsiniz tarihten...”
Bilemiyorduk!
“Eski çağlarda bir kervan yolu vardı ya hani, ticaret yapılırdı...”
Nihayet uyandık! “İpek Yolu!”
Türkiye - Kazakistan... O kadar fark da olsun artık değil mi? Jibek Joli... İpek Yolu!
Anadolu'da Aladağ yazar, okuruz. Kazakistan'da Alatau yazıp söylüyorlar, Kırgızistan'da Alatoo... Hepsi bu!
Bu kullanımların hangisi doğru? Bu soruyu soramayız. Bu işin eğrisi doğrusu yok! Türkçe uzun tarih asırları içinde, çok geniş coğrafyalarda oradan oraya giderken, çevre etkileri ile farklı kullanımlar kazanmış, değişik şekillere bürünmüş. Ama hepsi de bizim Türkçe. Dünyanın dört bir yanında bizim Türkçe ile karşılaşmak beni çok heyecanlandırıyor.
Bir de “Amerikan Türkçesi” var tabii!
“Dün dentiste appointmanım vardı ...”,
“Maalesef programı cancel yaptık”,
“Müthiş bir opportunity.”,
“Kendisi bizim derneğin memberi.”,
“Cash para ile çalışıyor.”,
“Bizim çocuk hızdan ticket yemiş!”
“Aman canım, never mind!...”
Bu yazı da benim, “2017 Türk Dili Yılı”na armağanım olsun!