Dr. Baymirza Hayit’in Çok Az Bilinen Bir Dostu “Hüseyin İkram Han”

Prof. Dr. Nurettin Gemici 17.09.2020 2150
B

aymirza Hayit kendisi gibi Özbek asıllı olan Hüseyin İkram Han’la ilgili Türkçe çok az bilgi bulunmaktadır. Özbekistan’ın Nemengan şehrinde dünyaya gelen Hüseyin İkram Hân Taşkent Üniversitesi Hukuk Fakültesini derece ile bitirdikten sonra aynı fakültede ders vermeye başlamıştır. II. Dünya savaşının başlamasıyla askere alındı. Almanlara karşı yapılan kanlı savaşlara katıldı. Almanlara önce esir sonra asker oldu. 

Hayat hikayesini özetleyen hatıralarını ileri yaşındayken kaleme aldı. “Bir Türkistanlının İkinci Dünya Savaşı Hatıraları” adlı eser Bedir yayınları tarafından yayınlandı. Aslında Baymirza Hayit kadar yazılı eser veren birisi olmadığından ismi meçhul kalmıştır. 

Hüseyin İkram Han’ın Bağımsız Özbekistan’ın son Cumhurbaşkanı olan Veli Kayyum Han’la olan yakın münasebeti onun daha çok politik bir kişilik olarak tanınmasına yol açmıştır. İleri yaşına rağmen Münih Üniversitesi’nde Özbekçe dersler vermeye devam etmiştir. 

1996 yılından itibaren oğlu üzerinden süren dostluğumuz sırasında Baymirza Hayit’in Münih’teki ziyaretlerinde defalarca bulunarak kendisiyle sohbet etme imkânımız oldu. Hüseyin İkram Han’la Baymirza Hayit bir araya geldiklerinde sohbetlerinin merkezinde Türk Dünyası, Vatan hasreti ve hususen Özbek kardeşlerinin halihazırdaki durumu gibi konuların ön plana çıktığını gözlemledik. 

2005 yılında vefat eden Hüseyin İkram Han’ın hayatına dair bilgiler Baymirza Hayit’in yakın çevresinin doğru bilinmesi onun davasının ve mücadelesinin doğru tanımlanmasına ve yaptıklarının doğru anlamamıza yol açacaktır. 

Türk'ün Cesaret ve Merhameti

Hüseyin İkram hatıralarında şöyle nakletmektedir:

Esirliğimizin ikinci haftası idi. Benim iyi bir dostum olan grup rehberi Musa Mehmetzade bir akşam yanıma geldi. Yüzünde korkunç bir ifade vardı. Heyecanlı bir sesle, “Hüseyin, Hüseyin acele yürü Almanlar çağırıyor!”, dedi. Kamp idaresi kapısında birkaç asker toplanmış duruyorlardı. Bizi idarenin bodrumuna indirdiler. İki zabit, iki asker ve bir Rus tercüman vardı. Yedi genç çıplak soyulmuş, yalnız külotlarıyla yüzleri duvara dönmüş vaziyette bekliyorlardı. Bir zabit, “Bunlar kim?” diye bana sordu.

– Bilmem!

– Bunlar Yahudi!

– Müsaade edin ben konuşayım.

Yüzlerini bize döndüler. “Nerelisiniz, kimsiniz?”, diye sordum. Biri, “Biz Tacik”iz, diye Tacik lehçesinde Özbekçe cevap verdi. Boğuk sesle konuşurken dudakları titriyordu. Bunlar Buhara, Semerkand Yahudileri idiler. Ben, “Bunlar Tacik”, dedim, fakat bunu söylerken vücudumu ter bastı. Eğer hakikat ortaya çıkarsa, ben de Yahudilerin uğruna kurban olacaktım. 

Zabit, “Tacik olduklarını nereden bildin?”, diye sordu. “Çünkü bunlar hem Tacikçe hem de Özbekçe konuşuyorlar. Ben Özbek’im. Tacik ve Özbekleri arasında hudut yok, biz Müslüman komşuyuz”, dedim. Tercüman Rus, “Rusça da bilir misin?” diye sordu. Yahudilerden ikisi, “Nemnoşka”, yani biraz diye cevap verdi. 

Benim dediklerimi dostum Mehmetzade de tasdik etti. İyi ki Müslümanların ve Yahudilerin sünnet oldukları tercüman Rus’un aklına gelmedi? Herhalde sorguya çekenlerin de fazla malumatı yoktu. Eğer bizim ve Tacik dediklerimizin sünnetli oldukları tercüman bilmiş olsaydı, “Bunlar Orta Asya Yahudileri”, derdi. Alman zabit de bizim yüzümüzü de duvara çevirip hepimizi kurşuna dizerdi. Böylece hiç günahsız, yalnız Yahudi oldukları için katilin kurşununa kurban gidecek olan bu insanları kurtararak insanlık borcumuzu yaparken Yüce Allah yardım etti. 

Zabit bize suallerini bitirdikten sonra, tabancasıyla her bir Yahudi’yi teker teker nişan alarak, “Doğruyu söyle ismin nedir?”, diye bastırdı. Yahudilerden her biri aklına gelen bir Müslüman ismini söyledi. Sonra zabit bir asker bir şeyler söyledi ve yukarı çıkmayı emretti. On dakika geçti kimse aşağı inmedi. Bu dakikalar ümitli ümitsiz bekleyişle geçti. Son hükmün çıkmasını bekliyorduk. Yahudiler birbirlerine endişeyle, gözyaşları içinde bakıyorlardı. 

Nihayet yukarıdan uzun boylu, şişman bir zabit üsteğmen indi. Bizi sorguya çeken zabit ona rapor verdi. Üsteğmen hemen benim yanıma geldi, tabancasını çıkarıp göğsüme dayadı ve “Bana hakikati söyle, aksi takdirde!…”, diyerek tabancayı iyice bastırdı. O anda yüreğim durdu zannettim. Yalandan geri dönmek kesin ölüm demekti. Üsteğmene; “Bunlar hakikaten Tacik”, dedim.

Beni bıraktı, Mehmetzade’ye gitti. Ona da tabancayı dayayıp aynı soruyu sordu. Mehmetzade, “Ben bu gençler Yahudi olarak bilmem, bunlar Tacik”, dedi. Konuşulanları Rus tercüman tercüme ettikten sonra üsteğmen tabancasını kılıfına yerleştirdi ve iki elini cebine sokup kimse ile konuşmadan yere bakıp sağa sola yürüdü. Şimdi son söz ondaydı. Eğer kampın Slavlar kısmından birkaç kişiyi toplayıp, bunlar kim diye sormuş olsaydı, Yahudilerin akıbeti beş dakikada belli olurdu. Fakat bu üsteğmenin aklına gelmedi. Bu dakikalarda Yahudilerin de bizim de hayatımız kıl üstünde idi. 

Allah tekrar bizi korudu. Üsteğmen birden durdu bizi sorguya çeken zabite bir şeyler anlattı. Zabit selam verip, “jawohl” dedi. Tercüman bu konuşmaları bize tercüme etmedi. Üsteğmen yukarı çıktı. Tercüman bize ve Yahudilere, “Şimdi serbestsiniz”, dedi ve sonra, “Hepiniz yukarıda isminizi soyadınızı listeye yazın, bunları da kendi grubunuza alın”, diye ekledi.

Merdivenden yukarı çıkarken Yahudilere, “Tacik ismimlerinizi yazın, bir daha da unutmayın”, dedim, idareden çıkarken yolda Yahudilere şunları tembihledik: “Bizim kampta 500’ten fazla esir var. Bunlar Türkistanlı ve Kafkaslardan ve sizin kim olduğunuzu bilirler. Burada olanları kimseye söylemeyin. Grup halinde yürümeyin.’’ Yahudileri birkaç gruba ayırdık. Mehmetzade ile beni bu netameli hadiseden kurtardığı için Allah’a şükrettik. 

İnsanların gerçek karakterleri bu tür fevkâlede, beklenmedik durumlarda ortaya çıkmaktadır. Aralarında insan olmak ve esir olmak paydası dışında hiçbir ortak yönü olmayan bu mazlum insanlara sahip çıkan birisi ya aklından zoru olmalı ya da gerçekten yüksek ahlakla bezenmiş bir insan-ı kâmil olmalıdır. 

Hüseyin İkram hayatının diğer dönemlerinde ırk, renk, din ayrımı yapmaksızın ihtiyaç sahibi ve zayıf insanların hep yardımcısı olmuştur. Özellikle Türkistanlı hemşerilerinin hayatlarını kurtarmak adına veya savaş sonrası iş, eş ve ev kurmalarında çok emekleri ve fedakârlıkları olmuştur. 



İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür