Rahmetli Tarık Buğra’nın Türkçe konusundaki hassasiyetini hatırladık... Bir televizyon programında kendisine yöneltilen, ‘Hakikatin yerine gerçeği koysak ne kaybederiz?’ sorusuna Buğra, ‘Hakikati kaybederiz!’ cevabını vermişti...
Tarık Buğra, dilde oynanan oyunlar yüzünden, dünün yazar, şâir ve ilim
adamlarının bize çivi yazısının yazarları gibi yabancılaştığını, onları anlamak
için sadeleştirme faaliyetlerinin başladığını, hâlbuki Fransızların dünün büyük
yazarlarının eserlerini bugün hiç sadeleştirmeye gitmeden anladıklarını
belirtirdi.
Birkaç üniversitede ders veren dostumuz, ‘Elif’i görse mertek
zanneder’ sözündeki mertek kelimesinin ne anlama geldiğini ders
verdiği her sınıfa sormuş ama bilen bir kişinin dahi çıkmadığını
anlatmıştı...
Mertek; direk demekti...
Lakin, günümüz nesilleri bilgisayarlardaki dile yenik düşmüş ve âdeta direklerarası’nda kalmıştı...
Tarık Buğra, “Anadil bile kavga sebebi, bölünme sebebi yapıldıktan
sonra millî birlik dediğimiz yaşama ve gelişme şansına ürpermeden bakmak elden
gelir mi?” diye sormuştu. Bölünmemiz için o kadar çok sebeb uydurulmuş
ki!
“Dildeki parçalanmışlığın millî birlikteki parçalanmışlığa sebep
olabileceğine işaret eder. Ona göre Türkçenin bugün aldığı darbeler, yarının
yaralarıdır” diyen Tarık Buğra, dilde oynanan oyunların
belirli bir gâyeye yönelik olduğunu belirterek şunları söyler;
- Çünkü bu işi yapanlar; ‘sebep, bütün, şiir, hikâye, millet, şehir, hürriyet, kitap, fikir, hakikat...’ gibi aralarında özbeöz Türkçeleri de bulunan binlerce kültür kelimesi üzerinden bu emellerini gerçekleştirmektedir.
“Asıl maksat, kültür ve medeniyet mirasımızı dinamitleyerek halkımızı
köksüz bırakmaktır” diyen Tarık Buğra;
“Kelimelerin öldürülüşü demek, o kelimeyi kullanmış olan nesillerin
öldürülüşü demektir. Kültür ile dil arasında sıkı bir münasebet vardır” der.
“Kültürü dilden ayrı düşünmek, bu iki kavrama birden aykırı düşer. Kültür ile dil iç içedir; kaderleri ikizdir: Birbirinin seviyelerini, zenginliklerini, soyluluklarını sınırlarlar. Dil kültürü yetiştirir, kültür de onu geliştirir, sağlamlaştırır, millîleştirir” sözlerini tekrarlayan Tarık Buğra, bir direk ve belki de bir ağaç gibi ayakta durmak isteyen bir milletin dilinin direklerarasında kaybolmamasını arzuluyordu...