Dimetoka'dan Yanya'ya

Taha Kılınç 14.10.2018 4013
resim
C
uma sabahı Edirne’den hudut dışına çıktığımda, henüz güneş doğmamıştı. Havanın serinliğinde ve bomboş yollarda hızlıca ilerleyerek, Dimetoka’ya ulaştım. 1361’de Osmanlı hâkimiyetine giren bu şirin kasaba, Edirne’nin fethine kadar Osmanlı padişahlarının zaman zaman ikamet ettiği bir yerdi. 

Yıldırım Bâyezid’in inşasını emrettiği, daha sonra oğlu Çelebi Mehmed döneminde tamamlanan cami, Dimetoka’daki en önemli Osmanlı eseri. Ne yazık ki yakın zamanlarda bir yangın geçiren cami, uç kısmı yıkılmış minaresine ve çökmüş kubbesine rağmen, hâlâ ihtişamını korumaya devam ediyor. Osmanlı döneminde sürgün yeri olarak da bilinen Dimetoka, oğlu Yavuz Selim tarafından tahttan indirildikten sonra Sultan İkinci Bâyezid’in “emekliliğini” geçirmek istediği yerdi. Ne var ki, ecel onu yolda yakalamıştı.

Dimetoka’da ‘teşehhüt miktarı’ kaldıktan sonra, Dedeağaç’a doğru devam ettim. Yunanca adıyla “Aleksandropolis” olarak bilinen Dedeağaç, güzel bir tatil kasabası. Nüfus Yunan ağırlıklı olduğundan, Türk-Müslüman kültürünün izlerini sokaklarda görmek oldukça zor.

Yunanca’da “Komotini” ve “Xanthi” (Ktsanti) isimleriyle geçen Gümülcine ve İskeçe ise, İslâm’ın mührünün hâlâ hissedildiği şehirler. Cuma öğleden önce epey vakit geçirdiğim bu iki güzel şehirde, Müslümanlığın -her şeye rağmen- yaşadığını görmemek mümkün değil. İskeçe’de özellikle mahalle aralarına ve eski kısımdaki dar sokaklara doğru ilerledikçe, şehrin aynı zamanda mimari açıdan da sıra dışı olduğunu görüyorsunuz.

Cuma namazında, İskeçe’nin uzak dağ köylerinden Gökçepınar’daydım. Köydeki şirin caminin imamı, üniversitede birlikte okuduğumuz kardeşim Erkan Azizoğlu, namazdan önce beni karşısında görünce haliyle epey şaşırdı. Zahmete girmesini istemediğim için kendisine önceden haber vermemiştim, “ya nasip” diyerek köye gelmiştim. Bir zamanlar İslâm toprağı olan bir beldede şimdi azınlık durumuna düşmüş kardeşlerimle aynı safta kıldığım namazın hazzı, gerçekten başkaydı. Namazdan sonra cemaatten yaşlı amcaların benimle musafaha ederken duydukları sevinç ve heyecan, gözlerinden okunuyordu. “Bunu görmek için bile buraya kadar gelinirdi” dedim kendi kendime.

Gökçepınar’a veda edip, Drama ve Serez üzerinden Selânik’e uzandım. Drama’da biri kiliseye çevrilmiş, diğeri de yıkılmaya yüz tutmuş iki cami gördüm. Ancak Serez’deki İslâm mührü, çok daha derinden hissediliyordu. Zincirli Cami, -müze olarak kullanılsa da- neredeyse bugün ibadete açıkmış gibi bakımlıydı. Ahmed Paşa Camii epey harabe durumdaydı, keza Koca Mustafa Camii de öyle. Şehrin merkezindeki Osmanlı bedesteni ise, “Herkes gitse de ben buradayım” der gibiydi.

Serez’den yaklaşık iki saatlik bir mesafede bulunan Selânik’te, şehrin kenar mahallelerindeki bir hostelde konakladım. Dünyanın her milletinden gençlerin kaldığı hostel, bana bir kere daha “Müslümanlar olarak, arzda neden bu kadar az yol tepiyoruz?” sorusunu sordurdu.

Hamidiye Camii (1902’de inşa edilirken, Sabetaycı Yahudiler finanse ettiği için, Dönmeler Camii olarak da anılıyor), Alaca İmaret Camii ve Hamza Bey Camii, Selânik’teki en çarpıcı ayrıntılardı. Sergi salonu ve müze olarak kullanılan bu mabetleri gezerken, bu nadide şehrin tarihine dair tefekküre dalmamak imkânsızdı. Ama asıl tefekkür imkânını, Selânik’i yukarıdan izlediğim kale ve civarında yakaladım. 1492’de İspanya’dan sürgün edilen Yahudilerin neden özellikle burada ikâmet etmeyi seçtiğini anlayabilmek için, bu muhteşem şehri kuşbakışı izlemek şart. Kaledeki sakin köşeler, buna imkân veriyor.

Seyahatimin Selânik’ten sonraki en çarpıcı duraklarını ise Yanya, Kavala ve birkaç saatliğine girip çıktığım Arnavutluk’taki Gjirokaster (Ergiri) şehri oluşturdu. Sabah namazından sonra şehir uyurken gezdiğim Yanya iç kalesindeki Osmanlı camileri, bana adeta kendi hikâyelerini anlattı. Aslan Paşa Camii ve Fethiye Camii’nin taşlarını okşadım uzun uzun. Hele Fethiye Camii… Müze olarak kullanıldığından içeri giriş paralıydı, ama ben güneş doğmadan kapısına dikildiğimden, açık kapıdan içeri süzüldüm ve kimseciklere hesap vermeden camiyle hasret giderdim. Pamvotida Gölü’ne güneşin ilk ışıkları yansırken, ben yıllardır görmediğim bir dostuma kavuşmuşcasına caminin etrafında dönüyordum.

Hâlâ Mehmed Ali Paşa’nın izlerini taşıyan Kavala, sadece Balkanların değil tüm Osmanlı coğrafyasının en güzel şehirlerinden biri kuşkusuz. Arnavutluk’ta ateist diktatör Enver Hoca’nın doğum yeri olan Gjirokaster şehriyle Kavala, “kendine has” hikâyeleri olan iki biblo şehir olarak hafızama yerleşti. İki güçlü tarihi serüven eşliğinde.

1700 kilometreden fazla yol yaptığım seyahatin özet notları bu şekilde. Pazar günü akşamüzeri İpsala’dan Türkiye’ye girerken zihnimde kendi kendine biriken notlar hepsi. Sık sık alıntıladığım o hikmetli sözü tekrarlayarak bitireyim: “Seyahat ediniz, çünkü seyahat taassubu yok eder”.




İlgili Makaleler

Balkanlar- Rumeli
KOSOVA’DA SÛZİ ÇELEBİ’NİN TÜRBESİ VEFÂ BEKLİYOR
F
atih Sultan Mehmet tarafından fethedilen Kosova’nın Prizren şehrindeki Sûzi Çelebi Hazretleri camisinin haziresi ve türbesi harabeye dönmüş, içler acısı bir durumda. Otlar ve çöpler arasında adeta kaybolmuş.  Sûzi Çelebi hazretleri, mücahid-gazi, şair, âlim ve evliyadır. Türkçe yazdığı 15.000 beyitlik…
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Akıncıları ve Prizrenli Sûzî Çelebi
O
smanlı Devleti’nin 14. ve 15. asırlarda Avrupa’da yaptığı baş döndürücü fetihlerde “akıncı” diye anılan askerî sınıfın çok önemli bir rolü vardır. Bugünün komando sınıfına karşılık gelen akıncıların, düşmanın iktisadi gücünü ve manevi yapısını altüst ederek savaşın kazanılmasında çok mühim hizmetleri olurdu. Fatih…
Osmanlı Akıncıları ve Prizrenli Sûzî Çelebi
Balkanlar- Rumeli
Türklerin Batıya Koşusu
D
okuzuncu asrın ortalarına doğru, Orta Asya’dan kovulan Türk boyları, çaresizlik içinde göç ediyorlardı. Kırgızların mağlûp ederek, ana yurtlarından kovduğu bu insanlar, aslında kaybederken kazanıyorlardı. Çünkü bir müddet sonra bu hâdise, Türk tarihinin dönüm noktası olacak neticeler doğuracaktı.

Önce güneye inen mağlû…
Balkanlar- Rumeli
Balkanlarda Kadîm Bir Osmanlı Şehri: Prizren
F
ethin üzerinden uzun asırlar geçmiş, devir dönmüştür. Osmanlı’nın tam 500 yıl adaletle idare edip medeniyetler kurduğu bu topraklar bugün öksüz, üzerindekiler yetim kalmıştır. Yaklaşık ll.000 km2’lik bir toprak parçası üzerinde, müstakil bir devlet olmanın gururunu yaşayan Kosova,  Balkanların en genç devletidir. 

Türk…
Balkanlarda Kadîm Bir Osmanlı Şehri: Prizren
Balkanlar- Rumeli
Sancak Boşnaklarının Türk Sevdası
B
alkanlar'da Tarih boyunca, günümüzde olduğu gibi Sancak nüfusunun çoğunluğunu Boşnaklar teşkil etmiştir. Sancak, tarih boyu Bosna-Hersek'in ayrılmaz bir parçası idi. Bu bakımdan Sancak tarihi, aynı zamanda Boşnak kimliğinin devamını sağlamak için yürütülen Bosna-Hersek mücadelesinin de bir parçası sayılabilir. 
Gerek B…
Balkanlar- Rumeli
Orda Dostlar Var Uzakta..
R
essamlar fotoğrafçılar Maglay’a bayılıyorlar. Kale var, kule var, taş kubbeler, ahşap minareler, kitabeli çeşmeler, tekkeler, dergâhlar, kafesler, cumbalar…

Tito’nun Yugoslavya’sı kapalı bir kutuydu âdeta. Biz Almancılardan dinlerdik. Yok Üsküp’te arabası bozulmuş da tamirci bakmış, onarmış. “Haade gidesin” demiş, “dua…
Balkanlar- Rumeli
Orda Dostlar Var Uzakta..
R
essamlar fotoğrafçılar Maglay’a bayılıyorlar. Kale var, kule var, taş kubbeler, ahşap minareler, kitabeli çeşmeler, tekkeler, dergâhlar, kafesler, cumbalar…

Tito’nun Yugoslavya’sı kapalı bir kutuydu âdeta. Biz Almancılardan dinlerdik. Yok Üsküp’te arabası bozulmuş da tamirci bakmış, onarmış. “Haade gidesin” demiş, “dua…
Orda Dostlar Var Uzakta..
Balkanlar- Rumeli
İşkence Adası Nargin
B
iliyorsunuz Birinci Cihan Harbi’ne Almanya, Avusturya Macaristan, Bulgaristan ve İtalya ittifakı ile gireriz. Bulgarlar erken bırakır, İtalyanlar ise karşı cenaha geçerler kurnazca. Rusya uyanıktır, İngiltere, Fransa, Belçika, Sırbistan, Yunanistan, Romanya, Portekiz, Japonya, Brezilya ve ABD’nin bulunduğu tarafta…
İşkence Adası Nargin
Balkanlar- Rumeli
Osmanlılar Macaristan’a Refah ve Huzur Getirdi
M
acar tarihçisi Sándor Takáts’ın (1860-1932) Rajzok a török világból (Türk Âleminden Çizgiler) adlı eseri Macar bilimler Akademisi yayınları arasında neşredildi. Bu eseri, Macaristan, Avusturya ve Almanya arşivlerinde bulunan orijinal vesikalara istifade edilerek yazılmıştır. Bilindiği gibi, eski Macar tarihçileri…
Osmanlılar Macaristan’a Refah ve Huzur Getirdi
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Bosna’sı ve Asil Boşnaklar
B
ugünkü Bosna-Hersek Cumhuriyeti yaklaşık 50 bin km² alana, 20 km sahile ve 5 milyon nüfusa sahiptir. Tarihî ve tabii güzellikleriyle cennet gibidir. Osmanlı eserleriyle de âdeta bir açık hava müzesidir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden 12 sene sonra, 1463 yılında Bosna’yı fethetti. 1521’de Bosna Sancağı,…
Osmanlı Bosna’sı ve Asil Boşnaklar
Balkanlar- Rumeli
Rumların Mora Katliamı
M
ora'da Balyabadra Piskoposu Germanos, 4 Nisan 1821'de savaş ilanı yapar. Rumlar kalabalık ve donanımlıdırlar. Peloponnesos'te 40 bin Türk'e karşı 350 bin Rum vardır mesela. Yağma ve cinayetler ansızın yayılır, erkekleri katleder, kızları köle yaparlar. Kalelere sığınan Türkler ümitsizdir, ne barut vardır, ne de gıda. 

Rumların Mora Katliamı
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Mimarisinin Şaheserler Yurdu Prizren
P
rizren bugünkü 170.000 nüfusuyla Kosova'nın en mühim il ve kültür merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Eski ve yeni kültürlerin kaynaşması ve çok sayıda tarih ve kültür abidelerine sahip olan Prizren'in zengin tarihi çoğu araştırmacıların alakasını çekmiş, hakkında binlerce sayfanın yazılmasına ve binlerce…
Osmanlı Mimarisinin Şaheserler Yurdu Prizren