T
ürkçe yeryüzünde yaşayan 300 milyonluk Türk’ün ana dilidir. Bu dil en az 2000 yıllık bir tekamülün neticesinde bugünkü duruma gelmiştir. 1071 den beri Anadolu, İran, İrak, Kafkasya ve Trakya’da teşekkül eden şiveye de Batı Türkçesi yahut Oğuz Türkçesi denir. Bizim konuştuğumuz dil işte bu Türkçesidir. Aşağı yukara 900 yıllık bir mazisi vardır.
Yunus Emre’den Yahya Kemal’e. Aşık Paşadan Ömer Seyfeddine, Reşat Nuriye kadar hiç aksamadan devam eden yazı dili budur. Bu dili dağdaki çobandan şehirdeki aydına kadar her Türk bilir. Anlar ve konuşur. Bütün Oğuz ve Türkmenler de bu şiveyi konuşurlar. Bu dedemizden, annemizden duyup öğrendiğimiz Türkçedir.
Osmanlı İmparatorluğu devrinde 16-19.asırlar arasında saray çevresinde teşekkül eden sun’i resmi dil ile yukarıda gelişme seyrini anlattığımız Türkçenin bir ilgisi yoktur. Ancak bu gerçeği iyi bilmeyen kimseler Türkiye’de bir dil devrimi yapmağa kalkışmışlardır. Ve çok yanlış bir tutum içine girmişlerdir.
Yanlış fakat iyi bir niyetle başlatılan böyle bir hareket son 40 yılda el değiştirerek tamamıyla maksatlı çevrelerin yıkıcı emellerine alet olmuşlardır. Yeni yetişen nesilleri millet gövdesinden ve milli maziden koparan kültür ihtilaline böylece bir de dil devrimi eklenmiştir. Neticede dil devrimi adı altında yürütülen uydurmacılık akımı devlet eli ve zoru ile okullara sokulmuştur. Bu yıkım hâlâ bütün dehşeti ile devam etmektedir.
Milliyetçi Türkiye’de önemle ele alacağımız ilk konu muhakkak ki Türkçemizi bozan yıkan karıştıran ve delik deşik eden bu uydurmacılık akımıdır. Pek çok iyi niyetle ülküdaşımızın da zaman zaman kapıldığı bu tehlikeli hastalık meselenin mahiyeti ve içyüzü ortay konulmadan tedavi edilemez. Önce bunu belirtelim:
Türkiye’de Türkçe’yi sadeleştirme maskesi altında yürütülen hareketin üç sinsi ve hain maksadı vardır.
1- Bugünkü nesilleri bilgi kültür ve düşünce bakımından kendinden önceki bütün nesillerden ve milli tarihten koparmak onları düne ait yani bizim edebiyat ve kültürümüze ait hiç bir eseri okuyup anlayamaz hale getirmek. Böylece yüzde yüz Hristiyan, Yahudi ve Marksist kültürle beslenmiş köksüz dejenere sözde aydınlar yetiştirmek.
Nitekim otuz yıllık gayret neticesinde aşağı yukarı bu çizgiye gelinmiştir. Günümüzün aydını artık istiklal Marşımızı bile anlayamamaktadır.
2-Türkiye'de uydurma bir dili yazı dili haline getirerek Türkiye Türklüğü ile sınırlarımız dışındaki dünya Türklüğünü birbirine bağlayan yegane bağı dil birliği bağını koparmak. Böylece Anadolu’daki 80 milyon Türk’ün yurt dışındaki 200 milyon soydaşı ile anlaşabilmesini önlemek sonunda da bizim sınırlarımızın dışındaki Türklere soy birliğimiz olmadığını Anadolu'da asırlardır yaşayan başka bir ‘’Halk’’ tan geldiğimizi iddia etmek. Nitekim böyle saçma iddialar yaygınlaşmaktadır. Türkiye’deki Türklerin Asya’daki Türklerle hiçbir ilgileri bulunmadığını zira bizim Yunan asıllı olduğumuz ileri sürenler çoğalmıştır. Eğer uydurma dilcilik iyice yaygınlaşırsa bizim, Kıbrıs, Kerkük, Trakya, İran ve Asya Türkleri ile anlaşmamız tamamen imkansızlaşacaktır. İşte o zaman Türk dünyasından kopmuş olacağız. Ayrı bir Anadolu kavmi olduğumuza inandırılacağız bu sovyet planıdır.
Demek ki uydurmacılığın sinsi maksadı bizi hem milli mazimizden hem de dünya Türklüğünden koparmaktır.
3- Nesilleri sayıca yetersiz ve uydurma kelimelerle okuyup yazmağa zorlayarak onların öğrenme düşünme melekelerini dumura uğratmaktır.
İşte bundan dolayı bütün eğitim kademelerinde uydurma dile karşı mücadele edilecektir Türk çocukları Ziya Gökalp ve Ömer Seyfeddin gerçekleştirdiği normal ve sade Türkçe esas alınarak yetiştirilecektir. Halkımızın kullandaığı her kelime menşei ne olursa olsun, Türkçe kabul edilecektir. Bugün sadeleşme diye bir meselemiz yoktur. Türk milletinin konuştuğu dil Türkçedir. Son bir asırdan beri teşekkül etmiş olan Türk yazı ve kültürü dili de düzgün bir plana göre on bir yıllık öğretim süresi içinde gençlere hazmettirilecektir. O zaman liseyi bitiren her Türk çocuğu kolayca kendi klassiklerimiz okuyabilecktir.