Cengiz Dağcının Hatıralarından Kırım’da Sovyet Zulmü

Prof. Dr. İbrahim Şahin 25.06.2020 1837
S
resim

ovyetlerde Kolhoz sistemine geçilmesiyle Cengiz Dağcı’nın babası Kırım’ın veya Sovyetler Birliği'nin başka bölgelerine sürülür. 

1923 yılından itibaren Kırım’a sistemli bir şekilde Yahudi yerleştirmeye başlanır. Karşı çıkmaya çalışanlar Rus Milislerince ya öldürülür veya sürgüne gönderilir. Cengiz Dağcı hatıralarında bu günleri anlatırken çocukluğunun tatlı ve ferah denebilecek yanlarının olmadığını, Kolhoz sisteminin kurulmasıyla babası dahi birçok Kırım Türkü’nün tutuklandığını anlatır.

Kızıltaş ve Gurzuf, bu günlerde yarı yarıya boşalmıştır. Geride kalan insanlar için ata mirası topraklarda sert acımasız bir hayat başlar. Dağcı’ya göre, o dönem Kırımlı Türk aydınlar, milletin kaderi üstünde düşünmek şöyle dursun yalnızca yaşamak, yalnızca ayakta kalabilmek için mücadele eder durumdadırlar; fakat, herkes ne olursa olsun yaşamak zorunda olduğunun farkındadır:  

Yaşayabilmemiz için de her şeyden önce hayatı sevmemiz, iyinin kötüye üstün geleceğine inanmamız gerekiyordu. Neydi bu iyi? Neredeydi?  Ne zaman ve nasıl gelip bulacaktı bizi? Buruk yürekler içinde tekrarlanan bu soruya en yakın ve kolay cevap Allah inancıydı. Allah’dan başka kimden bekleyebilirdik?

Tutuklamalar ve sürgünler yetmiyormuş gibi 1928’de Kırım’ın Kıyı bölgesi korkunç bir deprem geçirir. Bu depremlerde köyler çöker ocaklar söner. Kırım Türkü, çaresiz, aç-bî-ilaç, çöküntü ve yıkıntı arasında kalırlar. Dağcı ailesi de bu günlerde evlerine giremeyip, açıklarda çadır içinde kalır. Ne devletin ne de başka bir hayırsever kurumun ilgisi yardımı söz konusudur. 1920-28 yıllar arasında Kolhoz ve deprem gibi bir toplumu huzursuz eden olaylara Kırım Türklerine uygulanan dini baskıları da katmak gerekmektedir.

Bu yıllarda başlayıp uzun zaman devam edecek olan dini kısıtlamalar hakkında Cengiz Dağcı şunları söyler: Evde annemden başka oruç tutan olmazdı. Gene iftar sofrasını özlemle beklerdim. Ve her akşam sofrada ‘anne, bende oruç tutacağım’ derdim. Buğusu üstünde yemeği önüme sürerek ‘tut, oğlum tut!...’ Sonra yasaklar geldi: Oruç tutma yasağı; ezan okuma yasağı; namaz kılma yasağı; mevlit duaları okuma yasağı; sünnet olma… ve daha nice yasaklar. Ama yasakların en acısı belki de en haşini insanın gönlü dilediğince gülme ve konuşma yasağı oldu.

Kolhoz sisteminin kurulmasından kısa bir süre sonra, 1931 kışının bir gecesinde, Kızıltaşlı bütün erkekler gibi, Cengiz Dağcı’nın babası Emir-Hüseyin Dağcı da Rus milislerince tutuklanarak, bilinmeyen bir yere götürülür:

1931 yılının kışı... Rüzgar uluyor mezarlık meşeleri arasında. Yalnız Kızıltaş sessiz. Hayat henüz sönmemiş bizim evde. Ama köyün birçok evleri gibi, bizim ev de babasız kaldı bu akşam. Sedirin dibinde küçüklerimiz birbirine sokulu, burunlarında açlık ve korku kokusu, anneye bakıyorlar sessizce; anneyse ocağın başında büzülmüş, ocağın sönük küllerine bakıyor boş bir bakışla. Hayat mı bu? Hayat dediğin gerçekten bu mu? Çocuklar bilmiyorlar. Anne de bilmiyor. Bilseydi doğurur muydu bizleri? Rüzgarın gürültüsü arasında kayıp cama çarpan her hışırtıyı, her cırıltıya kulak kabartıyor. Bizleri sevmeyen biri mi çaldı yine kapımızı? Hayır. Dışarıda başı boş köpekler ürüyorlar sadece gecenin katranına.

Henüz on bir yaşındaki Cengiz Dağcı evin büyüğü olarak, geride  kalanlardan kendisini sorumlu hissetmektedir. Onun, bu manzara içinde korkmaya hakkı yoktur. Eğer korkarsa herşey çirkinleşecektir. Bir gün önce, silahlı Rus askerlerinin Kızıltaş’a yaptıkları çirkindir. Onlar, evlere girip, aile büyüklerini almışlar ve sorgusuz sualsiz kamyonlara doldurmuşlardır. Kamyonların nereye gittiğini ise kimse bilmez. 

Ancak ertesi sabah, kamyonlardan bir kısmının Yalta yönüne, bir kısmınında Akmescit yanına gittiği öğrenilir. Cengiz Dağcı, babasının nereye götürüldüğü konusunda bilgi almak için, aynı gün, Yalta hastanesinde görev yapan, amca kızlarında Dr. Zemine Dağcı’yı görmeye karar verir. Ancak, bu görüşmeden bir bilgi elde edemeyerek, ertesi gün Kızıltaş’a geri döner.

Bir süre sonra, Emir-Hüseyin Dağcı’nın, Akmescit hapishanesinde olduğu öğrenilir. Aynı kış içinde, tahliye edilen mahkumlar arasında, Cengiz Dağcı’nın babası da vardır. Aile için, zor, acımasız günler başlamış olur. Sürgünden sonra da Kızıltaş’a başka Rus askerleri gelirler. Boşaltılmış evlerin içindeki, dolap, masa, iskemle, yorgan cinsinden ne kadar eşya varsa kamyonlara doldurulup götürülür.

Cengiz Dağcı körpe yaşında şahit olduğu bu olayların, ruhunda, hayatı boyunca unutamayacağı derin izler bıraktığını söyler. Üstelik, bunca acıya katlanmak zorunda kalan insanlar herhangi bir suç da işlememişlerdir:

Kızıltaş’ta Kolhoz sistemi kurulduğu yıl tutuklandı babam. Niçin? Sebebini bilmiyorduk. Babam kendisi de bilmiyordu sanırım. Ama babam istisna değildi. Kızıltaş yarı yarıya boşaltılmış o yıl ve babam gibi, aileleriyle Kızıltaş’tan sürülen öteki Kızıltaşlılar da niçin ve nereye götürdüklerinin farkında değillerdi. 

Sonraları babamın, kendi bağı içinde dizleri üstüne çökerek ve ağlayarak toprağı ve bağın asmalarını öptü diye suçlandığını annemden öğrenmiştim. Bu suçunun ne kadarı doğru ne kadarı uydurma olduğunu bilmiyorduk tabii, bildiğimiz bir şey varsa, çok duygulu ve ince ruhlu bir insan olan babamın birkaç ay sonra, değişmiş bir kişi olarak Akmescit hapishanesinden çıkması –hapishanede edindiği yeni kişiliğiyle- bir daha Kızıltaş’a uğramayı göze alamayışı oldu.

Cengiz Dağcı’nın babası altı ay kadar tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır. Ama Kızıltaş’a dönmez ya da dönmesine izin verilmez. 1932 yılın kışı hapishaneden çıkan Cengiz Dağcı’nın babası, aynı günlerde, Akmescit’in Malo-Fontanna’ya sokağındaki on bir numaralı avlunun kuytuluğundaki dar bir izbeye yerleşir. Daha kış çıkmadan bir mektupla da Cengiz Dağcı’yı yanına çağırır. Cengiz Dağcı ve babası o dar, bir tavuk kümesinden çok büyük olmayan izbe de bir süre yaşarlar. Arkasından annesi ve küçük kardeşleri de Akmescit’e gelirler.

1930’lu yılların Kırım’ında hayat zordur. Kırım’da yaşanan trajedilerden Akmescit de payını alır. İnsanlar ya kendilerini evlerinin saçağına asarak ya da kafalarına kurşun sıkarak veya bir uçurumdan atlayarak hayatlarına son vermektedirler. Fakat Dağcı için en acı görüntüler, Akmescit pazar yerinde, pislik içinde, açlıktan etleri şişmiş, yüzleri morarmış, ağızları alabildiğine açık insanların dehşet verici görüntüleridir. 

Dağcı ailesi için tek mutluluk kaynağı ailenin bir arada bulunuyor olmasıdır. Fakat, istikbale ait bütün hayaller yıkılmıştır. Baba Emir-Hüseyin Dağcı, bütün olumsuz şartlara rağmen yıkılmamak, direnmek gerektiğinin şuurundadır: 

Açlık vardı Akmescit’te o sırada. Biz de açtık. Gene de umursamaz dünyamızı terketmenin, mutlu dünyalara belki Allah'a kavuşmanın yollarını aramayı reddediyordu babam; tersine, içinde yaşadığı dünyada kalmaya ve yeni hayatına yeni bir anlam kazandırmaya çalışıyordu.





İlgili Makaleler

Kafkasya-Kırım
Kırım'ı Kurtarmak
S
osyolojinin kurucusu, Muhammed ibn Haldun’un “coğrafya kaderdir” sözü malûmdur…

Anadolu, medeniyet yahut gönül coğrafyamızın Endülüs’ten Doğu Türkistan’a, Kırım’dan Yemen’e kesişme çizgisinin merkezindedir.
 
Tasvir ettiğimiz bu coğrafya, kaderimizdir.
 
Kader karşısında boynumuz kıldan incedir!..
 
Anadolu’nun fethi, Muhamm…
Kırım'ı Kurtarmak
Kafkasya-Kırım
AZERBAYCAN’IN İLK TÜRKİYE SEFİRİ
Ç
arlık Rusya’sının yıkılmasından sonra 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kuruldu. Yeni cumhuriyeti ilk tanıyan da Osmanlı Devleti oldu. İbrahim Abilof ilk sefir olarak Türkiye’ye geldi. Maalesef bu cumhuriyetin ömrü uzun olmadı. 28 Nisan 1920’de Sovyetlerin Bakü'yü işgali ile ortadan kaldırıldı. O…
Kafkasya-Kırım
Seyyahlara Göre Kırım’da Sosyal Ve Kültürel Hayat
A
raştırmamıza konu olan seyyahlar, yabancı bir müşahit olarak Tatarların sosyal, kültürel ve iktisadi durumu hakkında dikkate değer bilgiler kaydetmişler.. Şehirlerde gördüklerini not alan seyyahlar bu coğrafyada yaşayan insanları inceleme fırsatı bulmuşlardır. 

Seyyahların Tatarlar arasında özellikle dikkat çektikleri…
Kafkasya-Kırım
Seyahatnamelerde Kırım
K
aradeniz’in kuzeyinde yer alan ve jeopolitik açıdan oldukça önemli bir yerde bulunan Kırım, tarih boyunca Rusya’nın genişleme politikasının kilit noktasını oluşturmuştur. Altın Orda devletinin dağılmasından sonra bu bölgede kurulan Kırım Hanlığı, Osmanlı Devletinin himayesiyle birlikte Rus işgaline kadar olan süreçte…
Seyahatnamelerde Kırım
Kafkasya-Kırım
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
A

kdeniz’deki Kıbrıs adası, bizim için ne anlama geliyorsa Osmanlı ceddimizin "Siyahdeniz" dediği Karadeniz’e bakan Kırım yarımadası da aynı değerdedir.

Ecdadımız, yüksek devlet adamı idrakiyle hem Akdeniz ve hem de Karadeniz’e büyük ehemmiyet vermişlerdi. "Akdeniz" derken yaptığımız tarifi, bugünkü Akdeniz’den ibaret…
Kırım, Türkiye’nin Parçasıdır…
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Hazin Günü
T

arihin en karanlık sayfalarından biri, 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım’da yazıldı. Kırım Tatar halkı, Sovyet lider Josef Stalin’in gizli kararnamesiyle, sadece 15 dakikalık bir hazırlık süresiyle evlerinden koparıldı.

250 Bin İnsanın Yarısı Yollarda Can Verdi 

Kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insan hayvan…
Kırım'ın Hazin Günü
Kafkasya-Kırım
Kırım'ın Kara Günleri
K

ırım Türkleri, asırlar boyunca yaşadığı Kırım topraklarının stratejik öneme sahip olmasından dolayı sürekli olarak Rusların baskısı altında kalmıştı. Kırım’ın Küçük Kaynarca Anlaşması (1774) sonrasında Osmanlı himayesinden çıkıp, ardından Rus Çarlığı tarafından ilhak edilmesiyle (1783) baskının şiddeti ve…

Kırım'ın Kara Günleri
Kafkasya-Kırım
Kırımlı Âlim Seyyid Ahmed Efendi
A
slen Kırımlı olan bu bu zat, Osmanlı devri âlimlerindendir. İsmi, Ahmed olup, babası Abdullah Efendi’dir.. Kırımî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Ahmed Efendi’nin doğum târihi bilinmemektedir.

Kırım’da doğup büyüyen Ahmed Efendi, o beldenin meşhûr âlimlerinden “Fetvâ-i Bezzâziye” sahibi Hâfızüddîn Muhammed Bezzâzî’den ve…
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Y
az tatilimizin 1 aylık kısmını, hanımımın aile büyüklerini ziyarete geldiğimiz Bakü’de geçirdik. Kardeş vatandaki müşahedelerimi aktarmak istiyorum. Azerbaycan, kararlı, cesur liderliği; güçlü, kahraman ordusu ve Türkiye’nin desteğiyle 2020 yılında Karabağ zaferini kazandı. 2023 Eylül'ündeki antiterör emeliyatı…
Azerbaycan: Galip Halk Galip Devlet
Kafkasya-Kırım
Çerkeslerin Muhacereti
Ç

erkeslerin Abigo vadisinde son mukavemet teşebbüsleri, Kafkas tarihinde asla unutulmayacak olan bir hadisedir. 7 - 11 Mayıs 1864’de kadar dört gün içinde Ruslar, bir avuç Çerkes tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Nihayet Rusların kuvvetli bataryalarının ateşi altında bu Çerkeslerin hemen hemen tamamı şehit…

Çerkeslerin Muhacereti
Kafkasya-Kırım
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
G
ünler, talihin bize küstüğü zamanlardan biridir. Türk yurdu Azerbaycan, İngiliz, Rus ve Ermeni işgali altındadır. Yapılmayan kötülük yoktur. Osmanlı zor vaktindedir. Fakat yüreğinin bir yarısı Yemen'se diğer yarısı Bakı'dır. Bu işgal böyle devam edemez. Onun için Nuri Paşa komutasındaki İslam Türk Kafkas Ordusu,…
Azerbaycan Türk'ünün Hassasiyeti
Kafkasya-Kırım
Başkurdistan Neden Karıştı?
B
aşkurdistan Cumhuriyetinde yaklaşık bir haftadır büyük gerginlik var.

Başkurdistan neresi? Rusya Federasyonu’na bağlı bu özerk devlette neler oluyor? Rusya’nın, ülke dışındaki fiilî -özellikle Ukrayna- kabili atakları olduğunda Başkurdistan’daki tepki hareketlerin sebepleri ne olabilir?

Başkurdistan Rusya Federasyonu’na…
Başkurdistan Neden Karıştı?