Bugünün Türkçesi merâmı ifadeye hiçbir şekilde kâfi gelmeyen, birbirinden
tatsız, ruhsuz ve âhenksiz birkaç yüz kelimeden ibaret; fukaranın da fukarası
hâle getirilmiş kekremsi bir sözler yığınıdır! Kelime hazinesi böyle perişan
olmuş bir dilde birşeyler söylemeye çalışmak, iki satır bile olsa doğru dürüst
sözler edebilmek ve bir konuyu etraflı şekilde anlatabilmek hayli zordur...
Yerlerde süründükçe sürünen, bir çukurdan ötekine düşen, ezilen, çiğnenen
ve durmaksızın tekmelenen Türkçe, hiçbir zaman bugünlerdeki gibi bozuk ve kötü
olmamıştı! İşte bu yüzden doğru dürüst konuşamıyoruz, yazamıyoruz, derdimizi anlatamıyoruz...
Hemen her an değişen ve yenilenen “alt” yahut “yan” diller
ile sosyal medyaya mahsus tuhaf üslûbu kasd etmiyorum. Alt dillerin zaten
olması kaçınılmazdır ve normaldir; sosyal medyadaki garip ifade tarzları ise
sadece bizim değil, artık hemen bütün dillerin derdidir...
Asıl mesele, Türkçeye hâkim olması gerekenlerin yazmadaki ve konuşmadaki beceriksizlikleri!
Akademisyen fikrini söylemekten âciz, sözü uzattıkça uzatıyor, hele kafası karışıksa ve bilgisinden emin değilse yazdıkları muammâya dönüyor. Muhabir haberi yazıp hadiseyi nakledemiyor; gazetelerin yazı işlerindeki redaktörler, editörler, vesaireler de farklı değiller, Türkçe bahsinde hemen her meslek aynı sefalet seviyesinde!