Bir Avrupalı Gözüyle Semerkand (1890)

Jules Joseph Leclercq 07.02.2017 3055
resim
Registan
Registan'ı günün ilk saatlerinde gördüm. Yıldızların yok olmaya yüz tuttuğu güneşin doğmak üzere olduğu ve gökyüzünün altınımsı sarımsı bir renge bürünmekteyken bir anda Registan'ın muhteşem kubbeleri ve minareleri gözlerimi aldı benden.
 
Burası diğer yerlere göre çok hareketliydi. Her tarafta yerli halk kalabalıkları vardı. Ama gece yarısı öyle değildi. Gecenin karanlığında burada heyecan verici bir sessiz görüntü vardı. Bana göre eğer Semerkant'ı ziyaret edip unutulmaz görüntüler ve hatıralar beyninize kazımak istiyorsanız buraya gelmelisiniz. Hem de gece yarısı ve uzun bir süre kalmak üzere! 

Bence dünyada burası kadar ay ışığında fantastik bir görüntü veren başka bir yer yoktur. Burası gecenin sessizliğinde ve karanlığında o kadar hafif ve buğulu bir görüntüye sahip ki, bakıldığında bu eserin insan elinden mi yoksa periler tarafından mı yapıldığı konusunda şüphe duyuluyor! Güneye bakacak şekilde üç muhteşem görüntüye sahi medrese var burada. 

Kuzeye bakanın ismi "Tilla-Kari" güneye ye bakanın ismi "Şirdor" ve Doğuya bakanınki "Uluğbey". Timur sonrası dönemlere ait olmasına rağmen her üçü de Isfahan sitili cami tarzında inşa edilmiş. Semerkant'ın en üst medeniyet seviyesinde olduğu dönemlerde inşa edilen yapılar bunlar ve muhteşemlik konusunda hiç de mütevazı değiller. 

Karşıdan ilk incelediğimde hemen Uluğbey ve Şirdor medreselerinin karşı karşıya durduğunu ve birbirlerine çok benzediğini fark ettim. Tilla-Kari ise mimari bakımdan diğerlerine göre daha kısa ve daha az göz alıcı duruyordu diğer iki komşusuna nazaran.  Ama her üçü de karşıdan bakıldığında birbiri ile bağlantısız ve anıtsal bir duruşa sahipti. Fakat Registan’ın merkezinde yer alan bu yapılar diktörtgen ve devasa boyutlarda bir alanı kaplıyor ve hayal edilemeyecek kadar göz alıcı görünüyordu. 

Çünkü bu durumu şöyle değerlendirmek gerekiyor. Yüzyıllar önce mükemmel bir şekilde inşa edilmesine ve günümüzde o günkü dış yüzeyinin güzelliğinden çok şey kaybetmesine rağmen, dünyada acaba kaç tane bu şekilde hala güneş ışığında bir zırh gibi parıldayabilen ve dış yüzeyindeki binlerce değerli taşlarını koruyabilen yapı grubu vardır. 

Her üç medresenin de çok büyük ve çarpıcı giriş kapıları vardı. Bir bakıma bu kapılar muzaffer orduların giriş kemerleri gibiydi. Devasa bir top mermisinin tepesi gibi görünüyor ve gücünü gösterecek şekilde cüretkâr duruyorlardı. Kale burçları gibi tek parça ve sarsılmaz bir görüntüye sahipti. 

Burası bir minareler ülkesiydi. Ama buradakiler dev yapılarla bir tezatlık oluşturacak şekilde ince ve güneşli gökyüzünü delecek gibi yükselen biçimdeydiler. Öylesine ince, dik ve yüksektiler ki, bakıldığında sağlamlığı konusunda insan korkuya kapılıyordu. Çünkü bu görüntü oldukça dikkat çekiciydi. Genellikle Semerkant’ta zaman içinde meydana gelen depremlerden dolayı eğik olmayan minare yok gibiydi. Burada da bir tür göz yanılsaması yaşamaktaydık. 

Eğik gibi ama eğik değil sanki. O zaman aklıma şu soru geldi. Acaba buradaki mimarlar depremlerden eğilebilecek fakat yıkılmayacak minareler inşa etmek için bir teknik mi geliştirmişlerdi? Daha yakından bakınca buradaki minarelerin tabanlarının üçgemsi olduğunu görüyordum. Ayrıca minareler büyük ve güçlü kapılardan destek alıyorlardı. Bu kapıların bu şekilde üçgene yakın, tek parça, geniş ve yüksek yapılmasının sebebi de yerde daha fazla destek alarak binaları ve minareleri koruma gücünün arttırılma düşüncesiydi. Kapıların tepe noktalarında minarenin desteği sona erdiği noktadan sonra da geriye kalan minare boyu desteksiz uzun bir süre ayakta kalabilecek kadar az yüksekliğe sahipti. 

Bu sebeple de minareler eğilseler bile her türlü depreme dayanabiliyordu. Bu toprakları görmeden önce Timur şahsi düşüncemde bana göre barbar bir kişilikti. Ama burada barbarlığın eserleri yerine olağanüstü hatta dâhice geometrik prensiplere sahip mimari örnekleri gördüm. Bu tezatlık beni inanılmaz ölçüde şaşırttı. 

Açıkçası biz Avrupalılar daha medeni olmakla övünüp dururuz. Ama acaba Avrupa'nın barbarlık çağından daha yeni çıktığı dönemlerde Orta Asya'da inşa edilmiş bu yapılarla rekabet edebilecek bizim kaç tane yapımız vardır?


İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür