
ize karşı uygulanan toplu katliamlar o kadar çoktur ki… Yıl
1804’tür. Başkaldıran Sırplar, Kara Yorgi diye birini reis seçer. Kara Yorgi’de
Sırp Millet Meclisi (Skupçina) toplar. Meclis Kara Yorgi’ye, Sırp
bağımsızlığını sağlayıncaya değin Osmanlıyla savaş yetkisi verir. Kara Yorgi,
aslında bildiğiniz yol kesen, adam kaçırıp fidye isteyen, gözüne kestirdiği
genç kızların ırzına geçen, Avusturya ordusunda da bir dönem askerlik yapmış
bir eşkiyadır. Yeniçerilere karşı vur-kaç yöntemleri uygular, “Padişahın
sadık bir kulu olduğunu” ilan ederek bir ara, yeniçeri dayılarından
yaka silken Müslüman milletinin bile desteğini sağlar.
Kara Yorgi ve tayfasının asıl marifeti Rus’un Eflak ve
Boğdan’a girmesiyle başlar. Drimna’yı geçen Sırp eşkiya, Yadar, Rodiyavana
derken Kuzey Bosna’daki Böğürtlen Kalesinde bulunan Müslümanların topunu
hunharca öldürür,çoğunu kazığa oturtur. Bunların arasında kadınlar yaşlılar ve
çocuklar da vardır.
Bu sırada Karadağ ve Sırbistan’da yaşayan çok sayıda
Müslüman Bosna’ya sığınır. İlk başlarda Kara Yorgi’yi dost sanan Müslümanlar,
gaddarlığı görünce Bosna’da örgütlenip direnişe geçer. Travnik’te toplanarak
Vali Mehmet Hüsrev Paşa’ya, Bosna’yı ve dinlerini sonuna kadar savunacakları
konusunda yemin ederler. Bu yemine de bağlı kalırlar ama binlerce Müslüman
öldürülmüş, binlercesi de topraklarından sökülüp göçe zorlanmıştır...
Yunan mezalimine hiç girmiyorum sadece ünlü tarihçi W.
Allison Phillips’in şu sözleri bile yeterlidir Yunan’ın Türk ve Müslümanlara
uyguladığı katliamı anlatmak için: “Yunanistan’da Türk ve
Müslümanları telef edilmesi savaş zamanının olağan telefatı değildir.
Müslüman Türklerin hepsi, kadınlarla çocuklar dahil, Yunan çetelerince dağa kaldırılıp
öldürülüyordu. Sadece güzel genç kızlarla, parlak oğlanlar köleleştiriliyordu.”
Onun için ikide bir kalkıp “Yahu biz de az
çektirmedik onlara....Osmanlı dediğin habire zulmetmiş, talana soyunmuş...
Başka ne yapmış ki!” cehaletini ve yobazlığını bir yana bırakın da
Tahmiscizade Mehmed Macit’in “Girit Hatıraları” adlı
kitabından şu satırı okuyun önce: “Türklere ait koyun sürülerinin
yayıldığı yeşil otlakların arasında neşeyle akıp giden derelerin
fısıltılarında, acımasız Girit palikaryalılarının öldürdüğü, diri diri yaktığı
Türk kızlarının, beşikteki yavruların yürekleri dağlayan iniltileri bugün hala
dağlarda, ormanlarda yankılanıyor...”
Eğer bulursanız Şeyh Müşir Hüseyin Kaydavi’nin İslam’a
Çekilen Kılıç (İstanbul Matbaası 1919) adlı kitabını okuyun
lütfen...