Altay Ellerinde Bir Kahraman: Osman Batur

Alparslan Ertenlice 23.08.2013 3960
A

ltay dağlarında farklı bir rüzgâr vardı bugün. Her kişinin değil, er kişinin geçmeyi göze alabildiği bu dağlarda, mücadeleci bir rüzgârdı. Sırtı Altay'da, durmaksızın ilerliyor, Türkistan'ı aşıyor, Çin kapılarını aşındırıyordu bu rüzgâr.

Osman Batur (Osman İslamoğlu), Altay Dağları'ndan, Aytuvgan boyundandır. 1899 yılında Altay vilayeti, Köktogay ilçesi, Ondirkara köyünde dünyaya gelmiştir. Altay Kazaklarından, orta halli bir çiftçi olan İslam Bey'in oğludur. Kabiliyetli ve mücadeleci bu yiğit, Kazak Türklerinin büyük kahramanlarından olan Böke Batur'dan eğitim almıştır.

"Zulüm ve işkence insan hayatına en ağır darbe... Hele de bu zulüm, inanılan, uğruna nice canlar feda edilen değerlere karşı yapılıyorsa... Doğu Türkistan'da 1930’lu yıllarda yine böyle bir zulüm vardı.

Esasen zulüm asırlar boyu devam ediyordu. Bu zulüm insanların dinlerine, inançlarına, ülkülerine darbeler vuruyordu. Ama onları yıldıramıyordu. Çünkü her defasında farklı bir Altay rüzgârı bu insanlara arka çıkıyordu, zulüme karşı duruyordu..."

Bir taraftan Sovyet Rusya, diğer yandan Çin, büyük baskılarla, bölge üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışıyorlardı. Bağımsız bir Doğu Türkistan hükümeti de yoktu. Alihan Töre devrilmiş, yerine Sovyet yanlısı bir hükümet başkanı ve kabinesi getirilmişti.

Çin ise, zaten bu bölgeyi kendi sınırlarında görüyor, bölgeye idareciler ve askerler gönderiyordu. Durum vahimdi. Bu iki ordu da Doğu Türkistan'ın bağımsızlığına ve insanlarının inancına düşman bir şekilde yargısız infazlar, katliamlar gerçekleştiriyordu. İşte Osman Batur, böyle bir zulüme karşı mücadele başlattı.

"Doğruyu biliyorsunuz, inanıyorsunuz, bu doğru için savaşıyorsunuz. Ve bu doğru o kadar çok kişinin doğrusu ki... Fakat işin zor kısmı, bu insanlara doğrularını, doğrularına sahip çıkmayı anlatmak, mücadeleye onları da katabilmekti.

Altay'ın güçlü rüzgârı bu zoru aşıyordu. Kendi rüzgârına nice küçük rüzgârlar, meltemler katıyor ve yıkıcı bir fırtınaya dönüşüyordu."

Osman Batur'un mücadelesi kolay bir mücadele değildi. Bir avuç insanla, haklı davası uğruna, kalabalık ordulara meydan okuyor, savaşıyordu. Mücadeleden haberdar olan onlarca Kazak ve Uygur boyu ulaklar gönderiyor, desteklerini bildiriyor ve bir bir mücadele katılıyorlardı.

"Vatan kutsalındır. Bülbül ve altın kafes misali, vazgeçemezsin. Çünkü bura varsa sen varsındır. Bura yoksa, vücudun vardır elbet, ama ruhun, benliğin ve seni sen yapanların da yok olmuştur.

Ne kadar yorulsa da, yıpransa da, Altay rüzgârı bu diyarları bırakmıyordu. Biliyordu bir dursa, bıraksa esmeyi, ne kuruyan ağaçlar ılgın bahar rüzgârıyla yeşerecek, ne çiçekler renklere bürünecek, ne de toprak sıcak umutlara hazır olabilecekti."

Çin ordusunun Osman Batur'a olan düşmanlığı gün geçtikçe artıyordu. Gözlerini öyle bir kan bürümüştü ki, Osman Batur'a ulaşmak ve onu ele geçirmek uğruna, bütün bir milleti katletmekten çekinmiyorlardı. Özellikle Osman Batur mücadelesine destek veren öncü insanlar bir bir yakalanıyor, işkencelere maruz kalıyor, ardından vilayet meydanlarında idam ediliyorlardı.

Durum dayanılmayacak bir hal alınca, insanlar göçü düşünmeye başladılar. Ama göç etmek, vatanını bırakıp başka diyarlara gitmek, Çin'e karşı mücadele etmek kadar zordu. Coğrafya çetindi. Geçilecek koca çöller, aşılacak engin dağlar vardı.

Osman Batur'a da teklifler sunuldu. Dünya'da yankı bulan bu mücadeleyi duyan ülkeler bir bir davette bulunuyor, onu diyarlarına çağırdı. Ama Osman Batur bu ihtimali hiç düşünmedi. Çünkü o, artık bir mücadelenin ismiydi. O giderse buralar sahipsiz kalacak, inançlar kırılacaktı. Kazak Türkleri ve belki de Doğu Türkistan kaybedecekti. Hem burada kalıp mücadele etmesi, sonunda ölüm olsa bile, yapılan mücadele için bir kazançtı.

"Altay rüzgârı durdu. Önüne setler çekildi, duvarlar örüldü. Nice dağları aşan, duvarlar yıkan bu rüzgâr yorulmuştu artık. Hem eksilmişti de, yardımcı rüzgârlardan başka diyarlarda esmeye başlayanlar olmuştu.

Ama o hep burada kaldı. Şimdi durmuştu fakat bir gerçek vardı ki, yiğit rüzgârın dilden dile yüzyıllarca anlatılacak olan bu mücadelesi, ardından kopacak fırtınalara, mücadeleci rüzgârlara öncü olacaktı."

Osman Batur esir düştü!... 

Tükenen cephane Batur'u zayıf düşürdü. Yakalanışının ardından Urumçi'de bir hapishaneye gönderildi. Hücreye kapatıldı. Günlerce Urumçi sokaklarında, saçı sakalı şekilsizce kesilmiş halde gezdirildi, küçük düşürüldü, ihanete uğradığı insanların hakaretleriyle karşılaştı.

Kurmaca bir mahkemede, usulsüzce, taraflı bir şekilde yargılandı. Belki bir tuzaktı ama, suçunu kabul etmesi halinde serbest bırakılacağı, korunacağı söylendi.

Osman Batur, davasının haklı olduğunu biliyordu. Hiçbir şekilde sözünü esirgemedi, mücadele için yaptıklarını inkâr etmedi. Mahkeme sonucunda ise idama mahkûm edildi.

Osman'ın hapishaneden kaçabileceği ihtimali, rütbeli Çinlileri saran en büyük korkulardan biriydi. Bu rütbelilerin içinde, Osman in, Japonlardan ve Ruslardan askeri eğitim aldığını düşünenler çoktu.

Bütün bu korkular, hapishanenin her köşe başında onlarca asker tarafında korunmasına sebeb oluyordu.

Tarih 28 Nisan 1951’i gösteriyordu. Güneşli bahar günleri yerini kara bulutlara bırakmıştı. Hava yas kokuyordu.

Osman Batur yüzlerce asker eşliğinde meydana getirildi. Ölüme yaklaştığını hissetti Osman. Ama içi çok rahattı. Ömrünü Hakk'a, dinine ve milletine adamıştı ve bu uğurda can verecekti.

Kurşuna dizilecek olan Batur'dan, ateş edecek askerlere sırtını dönmesi istendi. Ama o bunu kabul etmedi. Yüzünü döndü, göğsünü gerdi. Başı dikti her zamanki gibi. Söylediği sözler ise çok manidardı: "Ben can verebilirim. Millettim, dünya durdukça mücadeleye devam edecektir."

Ve askerlere askerlere emir verildi, Batur Kelime-i şehadet getirdi...

Osman Batur, adı gibi yiğit bu kahraman, terk eyledi dünyayı ve Hakk'a kavuştu. Ardında ise ışığı hiç sönmeyecek haklı bir yol bıraktı. Ruhu şad olsun.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür