ineğin yavrusu da "dana"dır.
Küçükbaş hayvanlar koyun ve keçidir. Koyunun yavrusuna "kuzu", keçinin yavrusuna da "oğlak" denir. Şimdi kasaplarda ve süpermarketlerin et reyonlarında hiç sığır, koyun, keçi eti yok... Peki; o zaman bizim sığırlar yani, inek, öküz, boğalar; koyun ve keçiler ne oldu?
Hayır hiçbir şey olmadı. İsimleri değişip sığırlar "dana" koyun ve keçiler de "kuzu" oldu. Şimdi kasaba gidip; iki kilo yağsız yerinden "dana kıyma" bir kg "kuzu kuşbaşı" istiyoruz. Kasap da hemen kesip tartıyor. "İşte dana işte kuzu, afiyet olsun" diyor.
Parayı ödeyip dükkândan ayrılıyoruz. Ama eve götürdüğümüz et, belki yedi-sekiz yaşındaki inek, boğa veya öküz eti. Yahut dört-beş yaşındaki bir koyun-keçi etidir. Yani ne yumuşak, taze "dana", ne de hafif, leziz "kuzu"dur.
Dilimiz, örfümüz, kültürümüz her gün dejenere oluyor. Teknikte ve teknolojide ilerliyoruz. Fakat millî-manevî değerlerimizi kaybediyoruz. Dilimizde öyle bir keşmekeş meydana geldi ki insanlar birbirine meramını anlatamıyor. Mânâ, mefhum ve nüanslar kayboldu.