1990'lardan Sonra Türk Dünyası

Prof. Dr. Mehmet Alpargu 03.11.2016 3377
B
resim
ugün kabul edilmelidir ki Türk Dünyası’nı birinci derecede ilgilendiren ve 1990’larda meydana gelen olaylara Türkiye hazırlıksız yakalanmıştır. Hâlbuki bu ortamı doğru ve sağlıklı bir biçimde takip etme ve gerekli çalışmaları yapma mecburiyetinde olan ülkelerin başında Türkiye gelmeliydi. Bunun yapılabilmesi için her şeyden önce konuyu araştırabilecek kurumların meydana getirilmesi ve bu alanla ilgili çalışmaların, hükümet değişimlerinden, siyasi olaylardan ve istismarlardan etkilenmeden, uzun bir dönem çerçevesinde organize edilmesi gerekirdi.

Sovyetler Birliği’nin dağılması süreci Türkiye’de heyecanla karşılanmış ve o güne kadar “Esir Türkler” olarak değerlendirilen bölgelerdeki toplulukların temsilcileri ile karşılıklı temaslar yapılmaya başlanmıştır. Bazı devlet adamlarının XXI. asır “Türk Asrı” olacaktır şeklindeki ifadeleri ve başlangıçtaki sıkı temasları Türkiye’de bir canlılık meydana getirmiş, bundan tarih konusundaki çalışmalar da nasibini almıştır. 

Ancak, daha önce de belirttiğimiz üzere bu temaslar kolaylıkla yeni bir işbirliği ve çalışma düzeni tesis etmeye yetmemiştir. Bunun sebebi işbirliği için her iki tarafın da hazırlıklı bulunmaması ve bu konudaki hedeflerin de farklı olması ile ilgilidir. Yeni bir kimlik oluşturmaya çalışan Türk cumhuriyetlerinin bunu gerçekleştirmek için dayandıkları en önemli unsurlardan birisi tarih olmuştur. 

Bütün resmî ifadelere rağmen Türkiye’nin muhatap olarak kabul ettiği cumhuriyetler, bu işbirliğinin fiili bir konuma ulaşması için yeterli çabayı göstermemişlerdir. Bu istek yetersizliğinin sebepleri arasında bu ülkelerdeki yönetici kadroların SSCB döneminden kalmış olmaları ve Türk, Türklük ve Türk Dünyası gibi kavramlara yabancı olmalarıdır.

Tarihçiler de bu çerçevede o güne kadarki uygulamalarını değiştirmeye çalışmamışlardır. Bu unsurlara rağmen Türkiye ile yeni antlaşmalarda ortak tarih çalışmalarının yapılmasının uygunluğu özellikle vurgulanmış, fakat bu çalışmalar hayata geçirilememiştir.  1995’lerden başlayarak Türkiye kendi iç meseleleri ile daha çok uğraşmak zorunda kalınca, bu ülkelerle ilişkiler konusuna daha az eğilir duruma gelmiştir.

1990 sonrasında Türk cumhuriyetlerinde kimliğin en önemli unsuru olarak tarihe bakılırken, bu ülkelerde ayrı bir kimlik anlayışı ortaya çıkmış ve bu anlayış içerisinde Türk Dünyası gibi bir kavram belli tarihçiler tarafından kabul edilirken, diğer tarihçiler bu kavramın dışında ayrı topluluklara ait bir tarihi, milli bir tarih olarak değerlendirme yoluna gitmişlerdir. Mahalli kahramanlar ortaya çıkmış, övme ve yüceltme anlayışı da belirgin bir biçimde araştırmalarda kendisini göstermiştir. Türk cumhuriyetlerinin siyasi liderlerinin tarihten beklentileri de kendi iktidarlarının sağlamlığını temin edecek şekilde olmuştur. 

Türkiye bu toplulukları tanımlamakta başlangıçta çektiği güçlükleri belli bir süre sonra aşabilmiş, “Türkî” ve “Türk dili topluluklar” gibi tanımlamalar bir yana bırakılarak “Türk toplulukları” ve “Türk cumhuriyetleri” gibi isimlendirmeler terminolojiye egemen olmuştur. Bu çerçevede bu toplulukların tarihini Türk tarihin bütünüyle yakınlaştırmak ve eğer varsa münasebetleri vurgulamak da ön plana çıkmıştır. Toplulukların tarihi bazı kereler kökenle, bazı kereler kültür ile açıklanmaya çalışılmıştır. Yaklaşımlarda bu noktalarda bir metot birliği de bulunmamaktadır. 

Araştırmadaki Problemleri

Yapılan çeşitli çalışmalara rağmen bu sahadaki araştırmacı eksikliği kedisini açık bir surette hissettirmektedir. Bunun muhtelif sebepleri mevcuttur. Saha, lisansta itibaren kendine göre zorlukları bulunduğu için öğrencinin ilgisini çekmemektedir. Lisansüstü seviyedeki öğrenci kaynaklarına daha çabuk ulaşabileceği ve kendisine daha cazip görünen sahalarda çalışma konusunda ısrarlı bir tavır sergilemektedir. 

Öğretimde yakından uzağa ilkesi söz konusu olduğundan araştırmacı namzedinin daha çok Türkiye’nin tarihi ile ilgili konulara eğilim gösterdiği de açıkça görülmektedir. Üstelik birçok üniversitenin tarih programında Türk Dünyası ile ilgili dersler de bulunmamaktadır. Türk Dünyası ile ilgili konularda çalışmak Barthold’un vaktiyle Orta Asya tarihi konularında çalışmanın zorluklarından bahsederken verdiği örnekte olduğu gibi birçok kere çok dilli bir çalışma gerektirmektedir. Araştırmacı namzedi, uzun sürmesi ve yeterli destek bulamaması sebebiyle filolojik hazırlığa yanaşmamaktadır.

Araştırmalarda kullanılacak kaynak eserlerin birçoğu yabancı ülkelerin kütüphanelerinde bulunmaktadır. Bunların elde edilmesi günümüz teknoloji ile imkân dâhilinde olsa dahi özellikle bazı kütüphanelerdeki yazma eserlere erişim mümkün olmamaktadır. Anke von Kügelgen, Şibaniler, Astrahaniler, Mangıtlar’ın politikaları üzerine eski Sovyetler Birliği kütüphanelerinde yaklaşık 70 yazma bulunduğunu, bu yazmaların Taşkent, Duşanbe, Saint Petersburg gibi merkezlerde bulunduğuu belirterek, bu yazmalardan 2008 yılı itibariyle ancak birkaç tanesinin basıldığını ifade etmektedir. 

Çalışmalar siyasal atmosferden de etkilenmektedir. Özbekistan kütüphanelerinde araştırma yapabilme konusundaki sıkıntılar hâlâ devam etmektedir. Bu ülkeyle yapılacak yeni antlaşma ve girişimlerin problemlerin aşılması yönünde önemli adımlar olacağı tabiîdir. 

Moskova’daki Rus arşiv belgelerinin ülkemize kazandırılması, çalışmaların hızlanması açısından önemlidir. Türkiye’de Türk Dünyası ile ilgili bir ihtisas kütüphanesine şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırmalara kaynak ayrılması problemi de bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha çok projenin desteklenmesi suretiyle bu zorlukların aşılması mümkün hale gelecektir. 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür