Sultan Abdülhamid Han'ın Metanet ve Cesareti

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil 08.03.2019 2050
1
resim
04 sene evvel bugünlerde İstanbul, Fatih tarafından fethedilmesinden sonra belki de tarihinin en büyük korku ve kargaşasını yaşıyordu. Zira İtilaf Donanmalarının büyük hazırlıklar yaparak Çanakkale’ye saldıracağı haberleri kesinleşmişti. 

Osmanlı devlet adamları, dünyanın en büyük donanmalarının ittifak ederek girişecekleri bu harekâtı, zorlanmadan başaracaklarını düşünüyorlardı. Bunun neticesinde ise İstanbul kolayca işgale açık hâle gelecekti.

İşte bu endişe içerisindeki İttihat ve Terakki liderleri, bir yandan Çanakkale’den gelecek haberleri takip ederken diğer yandan İstanbul’un tehlikeye düşmesi hâlinde neler yapılabileceğini tartışmaya başlamışlardı.

İttihatçılar elbette ki ilk olarak, uğruna bir cihan savaşına hiç düşünmeden yanlarında girdikleri Almanya’nın kapısını çalacaklardı. Mebuslardan Halil Menteşe’yi göndererek  Almanya’dan bu hususta yardım garantisi istediler. Buna karşılık Birleşik Donanma karşısında Çanakkale Boğazı’nın daha fazla dayanamayacağını düşünen Almanya da, Osmanlı’ya yardımcı olmak konusunda birkaç teselli sözü söylemekten öteye gitmemişti.

İtilaf Devletleri donanmalarının Çanakkale önüne gelmesi ile birlikte İttihatçılar, İstanbul’un boşaltılması ve payitahtın Eskişehir’e orası da olmazsa Konya’ya taşınması yönünde karar aldılar. Sultan Mehmed Reşad Han’a da durumu bildirdiler. Onlar için Mehmed Reşad Han kararlarını imzalayan noterden farklı bir merci değildi!

Onları asıl endişelendiren kendi elleriyle tahtından alaşağı ettikleri II. Abdülhamid Han idi. Nitekim Selanik’ten çıkarılması sırasında yaşadıkları zorlukları unutamamışlardı. Ayrıca sabık padişahın İngilizlerin eline düşmesi onlar için ayrı bir felaket senaryosuna dönüşebilirdi.
Bu nedenlerden dolayı, II. Abdülhamid Han’ı ikna etmek için Dâhiliye Nazırı Talat Paşa başkanlığındaki bir heyeti görevlendirdiler. Talat Paşa heyetinin, II. Abdülhamid’le olan görüşmelerini yakından takip edenlerden biri de teşrifat müdürlerinden Ercüment Ekrem Talu idi. O özellikle Abdülhamid Han’ın huzuruna varışlarını ve görüşmenin safahatını şöyle nakletmiştir: 
 
Biz Fatih’in Soyuna Yakışan!..
 
“Rumeli kıyısını, Hisar'a kadar takip ettikten sonra karşı sahile varan çatanamız (istimbot), Beylerbeyi Sarayı’nın rıhtımına bir çırpıda yanaştı. Eski padişah muhafızlarından Miralay Rasim Bey tarafından karşılandık ve doğru içeriye alındık. Talat Bey sordu:

-Haberleri var değil mi? Rasim Bey:

-Evet, beyefendi, yukarıya buyurun ben geldiğinizi arz edeyim.

Merdivenleri çıktık. Deniz üzerinde bir odaya alındık ve ayakta beklemeye koyulduk. On dakikalık bir zaman geçti. Yavaşça aralanan bir kapıdan içeriye, bu milletin otuz üç sene encamına hükmetmiş olan, Abdülhamid-i Sani ağır adımlarla girdi. Yalnızdı. Kulaklarına kadar geçmiş koyu renk fesinin altında, tepeden tırnağa mermerden bir heykel gibi bembeyazdı. Saçları, sakalı, tekmil düğmeleri kapalı yüksek yakalı ceketi, pantolonu ve ayakkabıları; hepsi bembeyazdı... Sırtı hafif kamburlaşmıştı. Gözleri pek canlı idi. 

Hepimizi çenesi hizasından alnına kadar kısa temennalarla ayrı ayrı selamladı, yerden mukabele ettik. Talat Bey bizleri takdim etti. İsim ve sıfatlarımız söylenirken bunlara fazla ehemmiyet vermiyormuş gibi davrandı ve Fahreddin Ağa ile görüştü. Ne dediklerini işitmedim. Derken, Baş Mabeyinci Selam-ı Şahane’yi tebliğ etti ve sözü tekrardan Dâhiliye Nazırına bıraktı. Hepimiz huzurunda el pençe divan durarak dizilmiştik. Talat Bey uzun uzun ve pek hürmetkâr bir ifade ile önce vaziyeti anlattı ve lakırtıyı döndürüp dolaştırarak asıl ziyaretimizin sebebine intikal ettirdi. Hülasaten şöyle demişti:

-Acil bir tehlike arz etmemekle beraber vaziyet çok ciddidir. Düşman denizden ve karadan Çanakkale’yi zorluyor. Şiddetli müdafaaya rağmen, Allah göstermesin Boğaz'ı geçecek olursa Padişah, hükûmet ve hanedan esarete düşerek elim bir musâlâhaya mecbur olmamak için, Zat-ı Şahane için Konya’da Çelebi Efendi’nin konağı tahliye olunmuştur. Korkulan vaziyet maazallah olacak oluverirse, Zat-ı Hümayunları’nın hangi şehirde ikamet buyurmak isteyeceklerini, Birader-i Şahaneleri tarafından öğrenmeye memur edildik. Emir ve iradelerine muntazırız.

Talat Paşa ve avanesi kararı kendileri aldıkları hâlde suçu yetkisiz padişaha yüklemekte de pek mahir idiler! Savaşa girerken kendisine haber dahi vermemişlerdi. Şimdi ise İstanbul’dan kaçmaya hazırlanırken Sultan Mehmed Reşad, bir anda 'Zat-ı Şahaneleri', 'Birader-i Şahaneleri” oluyordu. Bu hâl ileride İstanbul’u bırakıp kaçan sultan iftirasına kılıf hazırlamaktan başka ne olabilirdi?
Hakan-ı Sabık ise, Dâhiliye Nazırı’nı sonuna kadar dinledi. O susunca keskin nazarlarını hepsinin üzerinde ayrı ayrı gezdirdikten sonra şöyle dedi:

-Şevketli biraderimin endişeleri tamamıyla gayrı varittir (imkânsızdır). Çanakkale’yi zamanında fevkalade tahkim eylemiştim. Oradan hiçbir donanmanın geçmesi kabil değildir. Amma farz-ı muhal olarak, öyle bir felaket başa gelecek olursa, Hakan’ın yapacağı şey, tacını tebaasını terk ile kaçmak zilletini işlemek değil; vuruşarak canını feda etmektir. Ceddim Fatih Sultan Mehmed, bu beldeyi küffar elinden fethettiği zaman, Bizans İmparatoru Konstantin kaçmayıp; harp ede ede, yıkılan kalelerin altında can vermek kahramanlığını göstermiştir. Biz Fatih’in soyu, Konstantin’den aşağı kalamayız. Zat-ı Şahane’ye böylece arz edin! Müsterih olsunlar ve ezelî iradeye boyun eğsinler. Şuradan şuraya kımıldamasınlar! Düşman buraya giremez. Bana gelince, ben artık bir yere gitmem. Yegâne arzum burada ölmektir. Biraderimden ve Hükûmet-i Seniyye’den bu arzuma yardımcı olmalarını dilerim...”
 
Aldık Mı Ağzımızın Payını!
 
II. Abdülhamid Han, bu sözleri söyledikten sonra kendilerinden bir cevap dahi beklemeyecek, kısa temennalarla oradakileri selamladıktan sonra son derece üzgün bir şekilde odayı terk edecektir. Heyet ise hiç ummadıkları bu cevap karşısında sersemlemiş olarak Saraydan ayrılacaktır. Rıhtımda kendilerini bekleyen istimbotla Dolmabahçe’ye doğru yönelecektir. Hiç kimsenin ağzından tek bir kelime veya yorum işitilmemişti. Sanki bir ölüm sessizliği içinde idiler. Ercüment Bey’in nakline göre, yolda düşüncelere dalmış gibi görünen Talat Bey, bir aralık kendilerine dönerek “Aldık mı ağzımızın payını?” demekten kendini alamayacaktır.

Geri dönen heyet, V. Mehmed Reşad Han’a ne söyledi ve mülakatı nasıl nakletti bilinmemektedir. Bilinen bir husus varsa artık İttihatçı şefleri İstanbul’u terk etmek gibi bir düşünceyi tamamen unutmuşlardır.

33 yıl Osmanlı mülkünü idare etmiş olan dâhi Sultan, işte bu tarihî sözleri ve kararlı iradesi ile Rumeli topraklarının Türklerin elinde kalmasının teminatı oluyordu. Bu cevap aynı zamanda daha düşmanı görürken kaçmayı yeğleyen veya kendilerini emniyet altına almayı düşünen İttihat Terakki’nin cesur ve kahraman(!) liderlerinin suratlarında patlayan bir tokat olmuştu.

Gözü arkada olanlar zaferin kokusunu duyamazlar! Şayet II. Abdülhamid Han İttihatçıların bu teklifini kabul etmiş olsaydı, İstanbul ve Rumeli’yi elde tutmanın imkânı kalmayacaktı. Cephede canla başla savaşan askere en büyük ihanet edilmiş olacaktı. Bugün evlatları, bırakın 18 Mart veya Çanakkale Zaferi olarak gurur duydukları böyle bir dönemi, hatırlamaktan dahi utanç duydukları bir devrin yasını tutuyor olabilirlerdi.

Bu dâhi Hakan'ı, hâlâ yok Ulu Hakan mı, Kızıl Sultan mı tartışması içinde bocalayıp anlamaya çalışmaktan uzak olanlar şunu bilsinler ki; modern silahları ve muazzam donanmalarıyla Çanakkale’yi geçemeyen İngiliz ve Siyonistler, birbirinden tehlikeli hain planlarla ne yazık ki içimizdeki manevi Çanakkale’yi çoktan geçmiş durumdadırlar. Bizleri dinlerine ve padişahlarına düşman ederek hedeflerine ulaşmış durumdalar. Bugünlerde beka mücadelesinin içeride nasıl yaşanmakta olduğunu ibretle izlerseniz bu sözlerimin maksadı daha iyi anlaşılır...  
 


İlgili Makaleler

Sultan Abdülhamit
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
S
ultan Abdülhamid Han’ın 9 kızından; Ayşe sultan: 1877’de İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Müşfika hanımdır. 1960’da İstanbul’da vefat etti. Kabri Beşiktaş’ta Yahya Efendi kabristanındadır; Şadiye Sultan: 1886’da İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Emsalinur hanımdır. 1997’de İstanbul’da vefat etti.…
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
Sultan Abdülhamit
Yahya Kemal Ve Abdulhamid Han
S
on bir asırdaki ilk ve orta mektep tarih kitaplarında kısacık, kifâyetsiz ve çarpık Osmanlı Tarihi derslerinde Abdülhamid Han, müstebit gibi karalamalara maruz kalmaktan başka fotoğrafının altında da ismi yazmaz, isim olarak “Kızıl Sultan” ibaresi yer alırdı.

“Kızıl Sultan” iftirası, Fransız tarihçi Albert Vandal’a…
Sultan Abdülhamit
İkinci Fatih: Sultan Abdülhamid Han
D
evletlerin fetih asırlarındaki zaferler çok kıymetlidir. İstanbul’un Sultan Mehmed Han tarafından zapt edilerek İslamlaştırılıp Müslüman Türk şehri yapılması, bu Padişaha Fatih ünvanını kazandırdığı gibi biz evlâdlarına da ebedî bir şeref bahşetmiştir…
 
Devletlerin zor zamanlarındaki vatan müdafaaları da fetih…
Sultan Abdülhamit
Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
1

15 yıldır müze olarak halka açık değildi Yıldız Sarayı. Beş yıldır süren restorasyon çalışmaları büyük ölçüde bitmiş. Saray, 19 Temmuz’da müze olarak açılıyor. Açılıştan önce gittim, gezdim, gördüm. Milli Saraylar İdaresi, harikulade bir çalışma yapmış. Abdülhamid Han devrinin hatıralarıyla dopdolu Yıldız Sarayı,…

Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
S
ultan II. Abdülhamid 30 sene süren nispi sulh devresinde maarif ve imar faaliyetlerine ağırlık verdi. Devrinde yapılan faaliyetler ciltlerce kitabı doldurur. 1879’da adliye teşkilatı tanzim edildi. Bugün de Türkiye’deki adliye teşkilatı oradan kalmadır. Ordunun güçlendirilmesi için ciddi çalıştı. Almanya’dan…
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
Sultan Abdülhamit
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
S
ûltân II. Abdülhamid Hân; tahttan indirilmesinin üzerinden 8 yıl, 9 ay, 13 gün geçmiştiki 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayında hayata gözlerini yumdu. Vefât ettiğinde 75 yaşını 4 ay, 19 gün geçiyordu. Sûltân Mehmed Reşad’ın dışında bütün devlet adamlarının ve Hânedân üyelerinin eksiksiz katıldığı muhteşem cenâze…
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
O
smanlı Devleti’nde padişahların sözlü ve yazılı emirlerine ‘‘İrade-i Seniyye’’ denirdi. Bu emirler saray başkâtibi tarafından kaleme alınır, daha sonra icap eden yerlere tebliğ edilirdi. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda bulunan ve Başkâtip Tahsin Paşa tarafından kaleme alınan bazı irade-i…
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
Sultan Abdülhamit
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
C
umhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan da Sultan’ın İzinde

Sultan Abdülhamid Han’ın iç ve dış siyasette iki önemli hedefi vardı: İç siyasette Balkanlar da kiliseler arasındaki ihtilafı körükleyerek birleşmelerine engel olmaktı. Ne yazık ki, ittihatçılar idareyi ele alınca büyük bir gaflet ve ihanetle çıkardıkları bir…
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
Sultan Abdülhamit
Kalbinde Merhamet Elinde Maharet Vardı
S
ultan Abdülhamid Han, 1909’da 31 Mart Vakası ile İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirildikten sonra, Selanik’e götürüldü. Burada Alatini Köşkünde üç buçuk yıl kadar nezarette tutuldu. 1912’de Balkan Savaşı’nın başlaması sebebiyle, İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirildi ve 1918’deki…
Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han Düşmanlığı
A
bdülhamid Han, 1876-1909 arasında Padişahlık yapmış bir Devlet Başkanımızdır. Hizmet müddeti, 33 yıldır. Baştaki 1,5 yıl ile sondaki 1 yıla yakın süre Meşruti idaredir. V. Murad’dan sonra tahta veliahd Abdülhamid Efendi geçmemiş olsaydı Devlet-i Ali Osman, yüksek ihtimalle yarım asır sonraki I. Dünya Harbi’de değil…
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid’in Bir Selamı Neler Yapardı?
İ

ngilizlerin parmağı olan “31 Mart Hadisesi”nin tertipçileri arasında bulunan şair filozof Rıza Tevfik bu meşûm ihtilâlden sonra arkadaşlarıyla birlikte İngiliz sefaretine gittiklerinde çok soğuk bir şekilde karşılanırlar. Rıza Tevfik bu harekete o anda bir mana veremez. Çok sonraları İngiltere’ye oğlunu görmeye…

Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han'ın İttihadçılar'a Verdiği Ders
B

irinci Dünya Harbi’ni çarçabuk bir neticeye bağlamak niyeti ile müttefik devletler, yani İngiltere, Fransa, ve İtalya her şeyden önce Çanakkale boğazını zorlamak ve geçmek İstanbul’u zaptedip Osmanlı kuvvetlerini bertaraf etmek ve asıl mühimmi yine müttefikleri bulunan Rusya ile aralarında muvasalatı sağlamak…