Yahya Kemal Ve Abdulhamid Han

Rahim Er 28.09.2024 608
S
on bir asırdaki ilk ve orta mektep tarih kitaplarında kısacık, kifâyetsiz ve çarpık Osmanlı Tarihi derslerinde Abdülhamid Han, müstebit gibi karalamalara maruz kalmaktan başka fotoğrafının altında da ismi yazmaz, isim olarak “Kızıl Sultan” ibaresi yer alırdı.

“Kızıl Sultan” iftirası, Fransız tarihçi Albert Vandal’a aittir. Niye Kızıl Sultan? Bu müfteriye; iftira atana göre Abdülhamid-i Sâni, Ermeni kanı dökmüştür; eli kana bulandığı için “Kızıl Sultan”dır!
 
“Dünya tarihinde meşhur yalanlar!” diye bir derecelendirme yapılsa seçici hey’et eğer insaflı insanlardan meydana geliyorsa bu yalanıyla mezkûr Fransız, birinci olur.
 
Albert Vandal’ın bu “Vandallığı”, evvela II. Abdülhamid Han’ı bir tertip darbeyle deviren İttihad ve Terakki komitacılarının, sonra da Erken Cumhuriyette mazi ve ecdada şaşı bakanların işine yaradı. Ademe mahkûm etseler; yok saysalardı bu anlaşılabilirdi; çünkü hem devirip, hem idareyi değiştirip hem de övünce bunun izahı zor olurdu. Lakin hem Geç Meşrutiyet ve hem de Erken Cumhuriyet’te Osmanlı gibi O’nun son zirve ismi olan Türklerin Hakanı, gayrimüslimlerin Hükümdarı, Müslümanların Halifesi Abdülhamid Han da hiç bir insaf ölçüsü tanımadan karalandı. O kadar ki işte o Fransız Vandal’ının iftirası, hakareti kimsenin kanına dokunmadan geçmişimize ve büyüklerimize karşı döküntü malzeme olarak kullanıldı.
 
Edebiyat iklimi bir yana bırakılırsa Fransızların tarih vâdisinde bizi ilgilendiren iki ‘Vandal’ı vardır. Biri menfidir, diğeri müsbet. Biri, sözünü ettiğimiz bahsettiğimiz Albert Vandal, diğeri Albert Sorel’dir…
 
Üsküplü olan ve o güne kadarki hayatı ailesinin taşınmaları yüzünden Üsküp’le Selanik arasında geçen istikbalin Yahya Kemal’i Ahmed Agâh, 1902’de 18 yaşındayken orta tahsil için Payitaht’a; İstanbul’a gelir. İktidarda Abdülhamid Han vardır. Bu Sultanın başlattığı büyük maarif hamleleri neticesi olarak kurduğu mektep, medrese, Harbiye gibi eğitim kurumlarında okuyan gençlerin çoğunluğu, çok gariptir ki, şükran duyguları yerine kendilerine bu imkânı hazırlayan Padişah’a sert şekilde muhalif olarak buralardan mezun olurlar. 

Aralarında; muhalefet etme, hürriyeti tatma adına Avrupa’ya; başta Paris olmak üzere Londra, Berlin, Roma gibi şehirlere kaçma cereyanı almış başını gitmektedir. Başşehir’e gelmesinin birinci yılında 19 yaşındayken Ahmet Agâh da gizlice Paris’e gitmeyi kafaya koyar. Nihayet bir gün Marsilya’ya hareket edecek bir vapur idaresiyle anlaşır. Gemiye; bir anlamda yabancı bir toprağa adım atar atmaz o âna kadar gizlediği bir fötr şapkayı çıkarıp kafasına geçirir. Onu bu hâlde gören ve Müslüman olduğunu bilen diğer bazı yolcular, neden böyle yaptığını sorarlar. Şair, hatıratında hatırasının bu faslını anlattıktan sonra sual sahiplerine şu cevabı verdiğini nakleder:
 
-Padişaha inat!..
 
Bu hâlet-i ruhiye ve bu nefrete varmış muhalefetle Paris’e varan Ahmet Agâh, Sorbon Üniversitesi Mülkiye Mektebine kaydolur. Bu şehirde firarî olarak yaşayan birçok meşhur Jön Türk’le tanışır. Tarih dersine Albert Sorel gelmektedir. Bu ilim adamının anlattığı Osmanlı Tarihi, Ahmet Agâh’ın maziye dair bütün bildiklerini altüst eder. Profesörün derslerinin müdavimi olur. Abdülhamid Han’a karşı duydukları dahil bütün ezberleri, bütün peşin hükümleri yıkılır. Kendini tarih araştırmalarına verir. Bu faaliyetler derslerinde aksamaya yol açar. Bunun üzerine Fransızcası da ilerlemiş olduğu için Edebiyat Fakültesine geçer. Ancak orayı da bitiremez. Tarih araştırmaları, O’nda Türk tarihiyle alâkalı tez sahibi olma cesaretini doğurduğu gibi tarih ve edebiyata dair çalışmaları, 20’nci asrın en büyük dîvân şâiri olma melekesini de besleyecektir. İleride Türk Tarihi’ne dair şu görüşü ortaya koyacaktır:
 
-Tarihimiz, 1071 Malazgirt Meydan Muharebesiyle başlar!
 
Ahmet Agâh, muhalif olarak terk ettiği İstanbul’a 1903’te muvafık bir genç olarak geri gelir. İnanıyoruz ki ‘Ahmet Agâh’lıktan ‘Yahya Kemal’liğe geçecek olan bu gençteki yanlışı terk etme, doğruyu bulma talihinde esas sebep; şâir Leskofcalı Gaalib’in yeğeni olan anacığı Nakiye Hanım’ın O’na küçük yaşlarından itibaren okuduğu Muhammediye Kitabıyla “Allah, iyilerle karşılaştırsın” vâri dualarıdır.
 
Yahya Kemal, İstanbul’a gelip mecmualarda şiirleri çıkmaya başladığı orta yaşlarında Nev Yunanîlik; Yeni Yunanilik diye bir savrulma dönemi yaşamışsa da ana duası, O’nu bir zırh gibi korumuş ve nihâyetinde edebiyatımızda Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nı yazabilecek çapta bir büyük şair ve mütefekkir doğmuştur. Devrin yönetim sahibinin “benim için tek mısra bile yazmadın!” tehditkâr sitemine ve “nedir bu aruz şiiri sevdası” yollu kınamasına rağmen O, dalkavukluk yapmamış ve doğru bildiğinden sapmamıştır. Aksine “Söz Meydanı” adlı bir naat-ı şerîf; Sevgili Peygamberimizi -aleyhisselâm- öven bir şiir yazmıştır. Ne var ki hissettiği baskı yüzünden olsa gerek bu şiirinin naat-ı şerîf olduğunu da kimin için yazdığını da alenen beyân edememiştir.
 
Erken Cumhuriyet’te, Tek Parti istibdadı günlerinde, tarih kitaplarında dağılmayı, 33 sene engelleyen büyük bir Padişaha “Kızıl Sultan” dendiği zamanlarda, yarı aydınların içine düştükleri ihanet çamurunda Osmanlı’ya hakaretler yağdırırken Yahya Kemal, fikir hayatımızda şiirleri, sohbetleri ve yazılarıyla bu topraklarda Osmanlı muhabbetinin yeniden neşv-ü nemâ bulmasında; dirilişinde öncülük etmiştir.
 
Albert Vandal, hınç dolu “Vandallığıyla” bu toprakların onlarca gencinin zihnini çalmış olsa da Albert Sorel’in istikametini düzelttiği bir isim, hepsini arkada bırakıp tarihimize, medeniyetimize dair doğru düşünmeye vesile oldu.
 
A. H. Tanpınar’ın Huzur’undan nakille bir Albert Sorel sözüne kulak vermek mümkündür:
 
-Dünya, gömlek değiştireceği zaman, hâdiseler, kaçınılmaz olur…
 
Şu vecîzeler de Yahya Kemal’den. Şairimiz, Madrit’te sefir-i kebîrdir. İspanyol misafirleri vardır. Konuşma esnasında Türkiye’nin nüfusunu sorarlar. O sırada 20 milyon kadarız. Büyükelçimiz 60 milyon der. Konuklar, şaşırırlar “nasıl olur?” Üstad şair cevabı verir:
 
-Biz Türkler, ölülerimizle birlikte yaşarız!..
 
Nitekim bu cümlesi de o fikrini destekler:
 
-Mezar taşları, şehirlerimizin zenginliğidir!

Doğru değil mi?
 
Eyüpsultan, Karacaahmed, Topkapı, Edirnekapı, Kozlu… gibi mezarlıkların bir ân için olmadığını düşünelim; İstanbul, ne kadar fakirleşir.

Kabri, Boğazkesen Hisarı’nda çok sevdiği Fetih Şehîdleriyle beraber Kayalar mezarlığındadır.
 
Allah, rahmet eylesin.





İlgili Makaleler

Sultan Abdülhamit
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
S
ultan Abdülhamid Han’ın 9 kızından; Ayşe sultan: 1877’de İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Müşfika hanımdır. 1960’da İstanbul’da vefat etti. Kabri Beşiktaş’ta Yahya Efendi kabristanındadır; Şadiye Sultan: 1886’da İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Emsalinur hanımdır. 1997’de İstanbul’da vefat etti.…
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
Sultan Abdülhamit
İkinci Fatih: Sultan Abdülhamid Han
D
evletlerin fetih asırlarındaki zaferler çok kıymetlidir. İstanbul’un Sultan Mehmed Han tarafından zapt edilerek İslamlaştırılıp Müslüman Türk şehri yapılması, bu Padişaha Fatih ünvanını kazandırdığı gibi biz evlâdlarına da ebedî bir şeref bahşetmiştir…
 
Devletlerin zor zamanlarındaki vatan müdafaaları da fetih…
Sultan Abdülhamit
Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
1

15 yıldır müze olarak halka açık değildi Yıldız Sarayı. Beş yıldır süren restorasyon çalışmaları büyük ölçüde bitmiş. Saray, 19 Temmuz’da müze olarak açılıyor. Açılıştan önce gittim, gezdim, gördüm. Milli Saraylar İdaresi, harikulade bir çalışma yapmış. Abdülhamid Han devrinin hatıralarıyla dopdolu Yıldız Sarayı,…

Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
S
ultan II. Abdülhamid 30 sene süren nispi sulh devresinde maarif ve imar faaliyetlerine ağırlık verdi. Devrinde yapılan faaliyetler ciltlerce kitabı doldurur. 1879’da adliye teşkilatı tanzim edildi. Bugün de Türkiye’deki adliye teşkilatı oradan kalmadır. Ordunun güçlendirilmesi için ciddi çalıştı. Almanya’dan…
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
Sultan Abdülhamit
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
S
ûltân II. Abdülhamid Hân; tahttan indirilmesinin üzerinden 8 yıl, 9 ay, 13 gün geçmiştiki 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayında hayata gözlerini yumdu. Vefât ettiğinde 75 yaşını 4 ay, 19 gün geçiyordu. Sûltân Mehmed Reşad’ın dışında bütün devlet adamlarının ve Hânedân üyelerinin eksiksiz katıldığı muhteşem cenâze…
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
O
smanlı Devleti’nde padişahların sözlü ve yazılı emirlerine ‘‘İrade-i Seniyye’’ denirdi. Bu emirler saray başkâtibi tarafından kaleme alınır, daha sonra icap eden yerlere tebliğ edilirdi. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda bulunan ve Başkâtip Tahsin Paşa tarafından kaleme alınan bazı irade-i…
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
Sultan Abdülhamit
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
C
umhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan da Sultan’ın İzinde

Sultan Abdülhamid Han’ın iç ve dış siyasette iki önemli hedefi vardı: İç siyasette Balkanlar da kiliseler arasındaki ihtilafı körükleyerek birleşmelerine engel olmaktı. Ne yazık ki, ittihatçılar idareyi ele alınca büyük bir gaflet ve ihanetle çıkardıkları bir…
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
Sultan Abdülhamit
Kalbinde Merhamet Elinde Maharet Vardı
S
ultan Abdülhamid Han, 1909’da 31 Mart Vakası ile İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirildikten sonra, Selanik’e götürüldü. Burada Alatini Köşkünde üç buçuk yıl kadar nezarette tutuldu. 1912’de Balkan Savaşı’nın başlaması sebebiyle, İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirildi ve 1918’deki…
Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han Düşmanlığı
A
bdülhamid Han, 1876-1909 arasında Padişahlık yapmış bir Devlet Başkanımızdır. Hizmet müddeti, 33 yıldır. Baştaki 1,5 yıl ile sondaki 1 yıla yakın süre Meşruti idaredir. V. Murad’dan sonra tahta veliahd Abdülhamid Efendi geçmemiş olsaydı Devlet-i Ali Osman, yüksek ihtimalle yarım asır sonraki I. Dünya Harbi’de değil…
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid’in Bir Selamı Neler Yapardı?
İ

ngilizlerin parmağı olan “31 Mart Hadisesi”nin tertipçileri arasında bulunan şair filozof Rıza Tevfik bu meşûm ihtilâlden sonra arkadaşlarıyla birlikte İngiliz sefaretine gittiklerinde çok soğuk bir şekilde karşılanırlar. Rıza Tevfik bu harekete o anda bir mana veremez. Çok sonraları İngiltere’ye oğlunu görmeye…

Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han'ın İttihadçılar'a Verdiği Ders
B

irinci Dünya Harbi’ni çarçabuk bir neticeye bağlamak niyeti ile müttefik devletler, yani İngiltere, Fransa, ve İtalya her şeyden önce Çanakkale boğazını zorlamak ve geçmek İstanbul’u zaptedip Osmanlı kuvvetlerini bertaraf etmek ve asıl mühimmi yine müttefikleri bulunan Rusya ile aralarında muvasalatı sağlamak…

Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han’ı İçten Vurdular!
D

<img style="display:inline;margin:0 5px;" src="http://www.turkalemiyiz.com/asil/resim/31a55232bed941f695469cc4561563a3.jpg" alt="resim" align="right" vspace="10" hspace="10" />ış mihrakların yıllarca çalışmaya ve masrafa rağmen alt edemedikleri Abdülhamid Han’ı bu sefer   içeriden yıkma planları…