Son Sultan’ın Bir Günü

Prof.Dr. M.Metin Hülega 23.03.2018 1570
O
resim
ldukça sakin ve gösterişten uzak bir hayatı benimseyen Sultan II. Abdülhamid Han güne sabah namazıyla başlardı. Hergün, güneş doğmadan kalkardı. "Erkenden" tanımı yaz ve kış mevsiminde güneşin doğmasına göre değişse de Sultan saati hiç aksatmaz, 04:30 ile 05.00 arasında muhakkak uyanmış olurdu. Sabah 06.00'da kalktığından bahsedilirse de bu durum muhtemelen istisnadır. 

İlk iş, ılık suyla banyo yapardı. Bu abartısız ve istisnasız ölünceye kadar hiçbir gün terk etmediği prensibiydi. Giyinip kuşanması Avrupa krallarınınki gibi uzun sürmezdi. Zira sade bir giyim tarzıyla bu işe fazla zaman harcamazdı. Bütün hazırlıklardan sonra gözlerden uzakta, Yıldız Sarayı ve bahçesinin sakin bir köşesinde sabah namazını eda ederdi. 

Namazdan sonra yaptığı kahvaltısı ve diğer öğün yemekleri, hayat tarzı gibi sadeydi. Açlığını kahve, yumurta, ekmek ve tereyağı ile giderir, bunlarla iktifa ederdi. Yemeğini yalnız yer, kimseyi sofrasına misafir olarak kabul etmezdi. Bu tavrı bir devlet geleneğiydi. Ancak zaman zaman Müşfika Kadın ve resmi davetlerdeki misafirleriyle birlikte yemek yediği de olurdu. Mekke Şerifi tarafından temin edilip gönderilen Moka kahvesi günün ilk içeceği, o günün şafağının ve kahvaltının değişmez bir parçasıydı. 
Kahvesi itinayla hazırlanır, kendisine sunulur, bu sunum bütün gün belli aralıklarla devam ederdi. Sigara ise Sultan için adeta vazgeçilmez bir tutkuydu. Şafakla birlikte içmeye başladığı sigarayı parmaklarının arasından eksik etmez, yatmak için kafasını yastığa koyuncaya kadar elinden bırakmaz ve sigarasını içtikten sona merasime başlamak üzere Harem Dairesine geçerdi. 

Dairesinde ailesiyle Harem halkının ihtiyaçlarını temin etmek, üzere talepleri tek tek dinler, Harem’den sorumlu kimselere ve baş haremağasına gerekli talimatları verirdi. Sonra Harem Dairesi’nden ayrılarak Selamlığa geçer, nihayet saat 10:00 da devlet işleriyle ilgilenmek üzere yeni günün işlerini incelemeye ve icraya yönelirdi. 

Devletin bütün işlerini öğrenmek ve gereğini emretmek tarzında bir iş ahlâkına sahipti. Bu yaklaşımı Avrupalılarca Sultan'ın kendisine karşı, sergilenecek muhtemel bir ihanet yahut suikast endişesinin tezahürü gibi yorumlanmışsa da bu yanlış ve yersiz yorumun gerçekle alakası yoktur. Sultan sadece devlet işlerini en ince ayrıntısına kadar bilmeyi, tedbiri elden bırakmamayı ve bunlara göre de icrada bulunmayı arzu ediyordu. 

Ona göre hiçbir ayrıntı önemsiz değildi. İdari konularda en ince tefarruatına kadar her şeye vakıftı. Her bir tayin veya görevlendirmeyi bizzat yapardı. Bu denli titiz ve dikkatli oluşunda amcası Sultan Abdülaziz'in boğularak şehit edilmesinin etkili olduğu söylenebilir. Her dönemde olduğu gibi o dönemde de içte ve dışta oldukça fazla “erb'ab-ı hıyânet” vardı. 

Bürokratları Sultan'ın devlet işlerindeki hassasiyetini bilir ve devlete dair her tür işi mutlak surette dosyalar halinde onun şahsi dikkatine arz ederlerdi. Sultan'ın en başta ilgilendiği konu, Avrupa gazetelerinin Osmanlı Devleti ve milleti hakkında neler yazdıklarıydı. Haberleri dikkatle dinler, raporları inceler ve gereğinin yapılmasını emrederdi. 

Disiplinli Çalışma, Sade Bir Sofra 

Mesaisi gün boyunca yoğun bir şekilde sürer, idari ve istihbarî bilgileri dinler, raporları inceler, olayları irdeler, dilekçeleri, harcamaları ve kararları onaylar, bakanlar ve yabancı devlet elçilerini huzura kabul ederdi. Bu minvaldeki gayret ve meşgalesinin saatlerce sürdüğünü devrin kaynaklarından öğreniyoruz. 

Yorulmak bilmeyen fıtratı onu bıkmadan, usanmadan çalışmaya sevk ederdi. Günün işlerini ertesi güne bırakmamak için çoğu gece odasında sabahlar; siyasi ve idari birçok konuyu nihayete erdirirdi.

Çalışmasını bölen tek şey, vakit namazlarıyla öğün yemekleriydi. Saat 11:00-12:00 arasında hazırlanan öğle yemeğini Harem dairesinde yerdi. Menü son derece sade olup adeta diyet tarzındaydı. Sultan'ın sebze türünden yemekleri tercih ettiğini biliyoruz. 

Sofrasında çeşitten ziyade kalite belirleyiciydi ve alkole kesinlikle yer vermezdi. İçecek olarak sadece su bulunsun isterdi. Bu sebeple öğle menüsünde çok az et veya besleyici et suyu, börek veya küçük kekler, yine çok az miktarda sebze cinsinden yemek, meyve ve kahve servis edilirdi. Yıldız Sarayı nefis bir koruyla çevriliydi. Köşklerin pencerelerinden Boğaz'ın dalgalarını an be an seyretmek mümkündü. Sultan yemeklerini genellikle Boğaz'ın ve Marmara'nın eşsiz güzelliğini temaşa ederken yemeyi tercih ederdi. 

Öğle yemeği sonrasında durumuna göre, yatak odasındaki bir şezlonga uzanarak biraz dinlenir, sonra da mesaisine devam etmek üzere tekrar çalışma odasına geçerdi. Bazen de bir iki saatlik süreyle sarayın bahçesinde zaman geçirir, yaverleri yahut yüksek mevkiden devlet ricaliyle parkta gezinir, bahçedeki yapay gölette kayığa biner, bu açık hava faslından sonra mesaisine dönerdi. Öğleden sonra heyet toplantılarına başkanlık eder yahut huzura kabullerde bulunurdu. Devlet işleriyle meşguliyeti, yine kısa bir açık hava teneffüsünden sonra akşam vaktini bulurdu. 

Uyku öncesi kitap saati

Uyku öncesi kitap saati Cuma günü özel bir öneme sahipti. Sultan cuma namazı için Yıldız Camii'ne gider, namazını kılar ve mesaisine devam etmek üzere Saray'a dönerdi. Cuma sonrasıysa bakanları ve İstanbul'daki yabancı devlet elçilerini huzura kabul ve görüşme zamanı olarak ayrılmıştı. Akşam yemeğini güneş battıktan sonra, yavaş ve sakin bir şekilde yerdi. Yemek servisi gösterişten uzak olurdu. Akşam yemeği menüsü de öğle yemeği gibi gayet sadeydi. 

Menüdeki tercihi, örnek vermek gerekirse, buzlu şerbetle birlikte sunulan çok sevdiği milli pirinç pilavı, tatlı ve dondurma türünden şeylerdi. Akşamki programı günün meşgalesine bağlı olarak değişirdi. Eğer yapılması gereken resmi işler varsa mesaisi gece yarısına kadar devam ederdi. Böyle durumlarda yemekten sonra Selamlığa geçer, paşaları ve yüksek rütbeli subayları huzura kabul ederdi. 

Marangozhanede çalışmayı tercih etmesi, kütüphaneye giderek kitap okuması veyahut tiyatroda misafirleriyle oyun ve opera izlemesi muhtelif akşamlardaki mutad meşgaleleri arasındaydı. Tabii olarak çok geç yatar, az uyurdu. Devlet ve milletin sıkıntılı zamanlarında, olağanüstü hallerde hiç uyumadan iki gün uykusuz kalabilirdi. Önemli bir devlet işi olması halinde gecenin herhangi bir saatinde kapısını çalmak ve onu uyandırmak mümkündü. Bu hususta çok açık talimatı vardı. 

Yatak odasına çekilse de hemen uyumaz; önce mutlaka kitap okur veya sütkardeşi Esvapçıbaşı İsmet Bey bir paravananın arkasından, uykuya dalıncaya veya "kâfidir" deyinceye kadar, yine onun tercih etmiş olduğu polisiye türü romanlar okurdu. Sultan'ın gündelik hayatı günün bidayetinden nihayetine, her yönüyle aşikâr ve göz önünde iken, ondan hazzetmeyenler ve ona husumet besleyenler kendisine türlü türlü sıfatlar atfederek Sultan'ı lekelemeye gayret etmişlerdir. 

Sarayda ve Haremde onlarca çalışma odasının olduğu, Sarayın bahçesinde muhtelif köşkleri bulunduğu iftirasını da atmışlardır. Günü veya geceyi nerede geçirdiğini kimsenin bilmediğinden, muhafızları onu bir binada veya köşkte zannederken, onun arka kapıdan veya bilinmeyen bir yerden başka bir binaya geçtiğinden bahsedenler de olmuştur. Bu söylem ve söylentiler, muayyen vasıftaki insanların ona besledikleri husumet neticesi uydurulan edilen, aslı astarı olmayan, hayal mahsulü teselli ve hikâyelerdir.

İlgili Makaleler

Sultan Abdülhamit
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
S
ultan Abdülhamid Han’ın 9 kızından; Ayşe sultan: 1877’de İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Müşfika hanımdır. 1960’da İstanbul’da vefat etti. Kabri Beşiktaş’ta Yahya Efendi kabristanındadır; Şadiye Sultan: 1886’da İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Emsalinur hanımdır. 1997’de İstanbul’da vefat etti.…
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
Sultan Abdülhamit
Yahya Kemal Ve Abdulhamid Han
S
on bir asırdaki ilk ve orta mektep tarih kitaplarında kısacık, kifâyetsiz ve çarpık Osmanlı Tarihi derslerinde Abdülhamid Han, müstebit gibi karalamalara maruz kalmaktan başka fotoğrafının altında da ismi yazmaz, isim olarak “Kızıl Sultan” ibaresi yer alırdı.

“Kızıl Sultan” iftirası, Fransız tarihçi Albert Vandal’a…
Sultan Abdülhamit
İkinci Fatih: Sultan Abdülhamid Han
D
evletlerin fetih asırlarındaki zaferler çok kıymetlidir. İstanbul’un Sultan Mehmed Han tarafından zapt edilerek İslamlaştırılıp Müslüman Türk şehri yapılması, bu Padişaha Fatih ünvanını kazandırdığı gibi biz evlâdlarına da ebedî bir şeref bahşetmiştir…
 
Devletlerin zor zamanlarındaki vatan müdafaaları da fetih…
Sultan Abdülhamit
Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
1

15 yıldır müze olarak halka açık değildi Yıldız Sarayı. Beş yıldır süren restorasyon çalışmaları büyük ölçüde bitmiş. Saray, 19 Temmuz’da müze olarak açılıyor. Açılıştan önce gittim, gezdim, gördüm. Milli Saraylar İdaresi, harikulade bir çalışma yapmış. Abdülhamid Han devrinin hatıralarıyla dopdolu Yıldız Sarayı,…

Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
S
ultan II. Abdülhamid 30 sene süren nispi sulh devresinde maarif ve imar faaliyetlerine ağırlık verdi. Devrinde yapılan faaliyetler ciltlerce kitabı doldurur. 1879’da adliye teşkilatı tanzim edildi. Bugün de Türkiye’deki adliye teşkilatı oradan kalmadır. Ordunun güçlendirilmesi için ciddi çalıştı. Almanya’dan…
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
Sultan Abdülhamit
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
S
ûltân II. Abdülhamid Hân; tahttan indirilmesinin üzerinden 8 yıl, 9 ay, 13 gün geçmiştiki 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayında hayata gözlerini yumdu. Vefât ettiğinde 75 yaşını 4 ay, 19 gün geçiyordu. Sûltân Mehmed Reşad’ın dışında bütün devlet adamlarının ve Hânedân üyelerinin eksiksiz katıldığı muhteşem cenâze…
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
O
smanlı Devleti’nde padişahların sözlü ve yazılı emirlerine ‘‘İrade-i Seniyye’’ denirdi. Bu emirler saray başkâtibi tarafından kaleme alınır, daha sonra icap eden yerlere tebliğ edilirdi. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda bulunan ve Başkâtip Tahsin Paşa tarafından kaleme alınan bazı irade-i…
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
Sultan Abdülhamit
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
C
umhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan da Sultan’ın İzinde

Sultan Abdülhamid Han’ın iç ve dış siyasette iki önemli hedefi vardı: İç siyasette Balkanlar da kiliseler arasındaki ihtilafı körükleyerek birleşmelerine engel olmaktı. Ne yazık ki, ittihatçılar idareyi ele alınca büyük bir gaflet ve ihanetle çıkardıkları bir…
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
Sultan Abdülhamit
Kalbinde Merhamet Elinde Maharet Vardı
S
ultan Abdülhamid Han, 1909’da 31 Mart Vakası ile İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirildikten sonra, Selanik’e götürüldü. Burada Alatini Köşkünde üç buçuk yıl kadar nezarette tutuldu. 1912’de Balkan Savaşı’nın başlaması sebebiyle, İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirildi ve 1918’deki…
Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han Düşmanlığı
A
bdülhamid Han, 1876-1909 arasında Padişahlık yapmış bir Devlet Başkanımızdır. Hizmet müddeti, 33 yıldır. Baştaki 1,5 yıl ile sondaki 1 yıla yakın süre Meşruti idaredir. V. Murad’dan sonra tahta veliahd Abdülhamid Efendi geçmemiş olsaydı Devlet-i Ali Osman, yüksek ihtimalle yarım asır sonraki I. Dünya Harbi’de değil…
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid’in Bir Selamı Neler Yapardı?
İ

ngilizlerin parmağı olan “31 Mart Hadisesi”nin tertipçileri arasında bulunan şair filozof Rıza Tevfik bu meşûm ihtilâlden sonra arkadaşlarıyla birlikte İngiliz sefaretine gittiklerinde çok soğuk bir şekilde karşılanırlar. Rıza Tevfik bu harekete o anda bir mana veremez. Çok sonraları İngiltere’ye oğlunu görmeye…

Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han'ın İttihadçılar'a Verdiği Ders
B

irinci Dünya Harbi’ni çarçabuk bir neticeye bağlamak niyeti ile müttefik devletler, yani İngiltere, Fransa, ve İtalya her şeyden önce Çanakkale boğazını zorlamak ve geçmek İstanbul’u zaptedip Osmanlı kuvvetlerini bertaraf etmek ve asıl mühimmi yine müttefikleri bulunan Rusya ile aralarında muvasalatı sağlamak…