"- Allahın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu? Niye bu kadar ağlıyorsun?"Bana:
" -Beni konuşturma" dedi: Kalbim duracak... Ben çok ısrar edince anlatmaya başladı:
"-Abdülhamid Cennetmekân devrinde bir binbaşıydım. Bir birliğim vardı benim de. Annem babam vefat etti. Bir hayli servetimiz vardı. Sadarete bir istifa dilekçesi gönderdim. Annem babam vefat etti falan yerdeki mağazalarımız, filan yerdeki gayri menkullerimiz var... Bunlara nezaret edecek birisi lazım. İstifamın kabulünü istiyorum.
Derin derin biraz düşündü. İstifa etmemi istemiyordu, yüzünün halinden belliydi. Israrıma da dayanamadı, öfkeli bir edayla;
- Haydi, git! Seni istifa ettirdik dedi.
Ben de sevinerek gittim işimin başına... O gece âlem-i manada ordular teftiş ediliyordu. Bir de ne göreyim? Şarkın ve garbın ordularını bizzat Resul-i Ekrem teftiş ediyor!.. Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri oradaydı... Sultan Abdulhamid de edeble, Kâinatın Efendisinin arkasında duruyordu... Bütün ordular geçti... Derken benim birliğim geldi; başında kumandanı olmadığı için darma dağınıktı. Efendimiz döndü Sultan Abdulhamide buyurdu ki:
-Nerede bu ordunun kumandanı? Sultan Abdulhamid dedi ki:
-Ya Resulallah! Çok ısrar etti, istifa ettirdik. Efendimiz bu cevap karşısında buyurdu ki:
- Senin istifa ettirdiğini, biz de istifa ettirdik...
Şimdi söyle ey derdimi deşen kişi! "Ben ağlamayayım da kim ağlasın?!.