Hindistan Müslümanları Sultan Abdülhamid Han’ı Büyük Bilirlerdi

Abdürreşid İbrahim 23.10.2019 1601
M
resim
eşhur Türk Seyyahı Abdurreşid İbrahim, “Alem-i İslam” kitabında, Bombay’da karşılaştığı Müslüman bir din adamı ile yaptığı sohbetten şunları kaydediyor: 

Bilindiği gibi, Bombay önemli bir İslâm beldesidir. Burada çok güzel ve muntazam mescitler olup, bunlar arasında en büyüğü Cuma Camii dedikleri “Mescid-i Kebir”. Hindistan’da bu derece büyük büyük mescitler nadirdir. İçinde sekiz tane lüks lambası yanar. Vakıflarının senede yedi-sekiz bin lira geliri vardır.

Nuvayitlerin çoğu Şâfiî mezhebinden olup, Hadremut ve Yemen ile dâimi bir münasebette bulunurlar. Zaten neseben Arap oldukları muhakkaktır.

Hatip ve imamı Mevlevi Abdülmün’im Sahib, Bombay uleması arasında hayli gözü açık, oldukça âlim ve fâzıl olmakla beraber İngilizce de bilir. Hükümet nazarında da tanınan bir zat olup, bir derecede İngilizlerin siyasetlerini benimseyen bir adamdır. Bazı kimseler kendisini hafiyelikle de itham ederlermiş. Hutbede Halife adını zikretmez. Yalnız dua esnasında “Allah’ım Müslümanların sultanına, Müslüman askerlere yardım et ve Allah’ım dine yardım edenlere Sen de yardım et” (mânâsındaki) cümleyi üç kere tekrar etti.

Ben bir Cuma günü kendisine sordum: “Halifenin adını zikretmekte bir mahzur var mı?” Dedi: “Resmen bir mahzur yoktur, fakat lüzumuna, belki cevazına bir rivayet göremiyorum. Bununla beraber, söz açılmışken fikrinizi de öğrenmek isterim. Ehemmiyeti olmazsa bile, madem ki söz açılmıştır, bir mesele öğrenmiş olurum. Cevaz derecesinde fikriniz nedir?”

Ben: “Cevaz derecesinde şüphe yoktur. Bildiğiniz gibi yeni konulmuş şeylerden değildir. Başka ikna edici bir delil bulunmazsa bile, ‘Mü’minlerin hoş gördüklerini Allah da hoş karşılar’ sözü kâfidir, zannederim.”

“Asrımızda mü’minlerin umumî bir ihtiyaçları varsa, o da Hilâfet makamına olan bağlılıklarının devamıdır. Böyle bir ihtiyacımızı duaların kabul olduğu o zamanlarda Cenab-ı Allah’tan istersek, hiç şüphe yoktur ki, bunun güzelliğini inkâr edecek kadar bir Müslüman düşünülemez zannındayım. Siz de inkâr etmezsiniz.”
İmam:

 “Benim de inkâr ettiğim yoktur, fakat bu Müslümanların Halifesi olan muhterem bir zatın vekilleri makamında olan konsolosları dâima bizleri o makamdan nefret ettiriyorlar. İşte şimdi burada bir konsolos var, biz bu adamı kat’iyen camilerde göremiyoruz. Bayram namazını bile Müslümanlar arasında geçirdikleri yok. Şapka başında, madam koltuğunda, yerli Müslümanlardan kimseye selâm vermez. Eğer bunlar vekiller ise Halife olan müvekkil için bir kusur ve ar değil mi? Bu gibi durumları düşündükçe insan üzülüyor. Artık isimlerini bile mukaddes makamda zikretmekten utanıyorum.”

Ben: “Bu hususta ben sizin fikrinize iştirak edemem. Hazret-i Peygamber Velid bin Ukbe’yi Benî Mustalık’a gönderdi. Bu adam hakkında ‘Eğer size bir fasık bir haberle gelirse onu araştırın’ “ayet-i kerimesi geldi. Fasıklığı âyetle sabit olan bu adamı Hazreti Osman (Radyallahûanh) tekrar emirlikte çalıştırdı. Hazreti Ömer (Radyallahûanh) de Kudame bin Mâzun’u Bahreyn Emirliğine tayin etti. Halbuki önceden içki içtiği için Hazreti Ömer ona had vurmuştu. Halbuki Bedir Savaşı’na iştirak eden Sahabîlerdendi.”

“Bu İslâmın ilk devirlerinde Halifeler tarafından vali olarak tayin olunursa, zamanımızda konsolosların kusurlarıyla Halifeyi ithama hakkınız yoktur. Bilhassa siz Sünnî olduğunuz için Aşere-i Mübeşşere’den olan halifelerin aleyhinde bulunamazsınız.”

Bu şekilde karşılık verdiğim zaman biraz da sinirime dokunmuş, canım da sıkılmıştı. Hiddetlenerek dedim: “Bütün Hindistan âlimlerine muhalif bir ameli nasıl iyi karşılarsınız?”

Mevlevi Abdülmün’im Sahib mülâyim bir şekilde insaf dairesinde hiç gücenmeden dedi: 

“İnancınızı muhafaza ediniz. Ben Hilâfet makamına hürmet beslerim. Kat’iyen bozuk bir düşüncem yoktur. Belki sadece kendi fikrimi istifade niyetiyle size arz ettim. Hindistan ulemasına muhalif derseniz, ben de onlara mukabil ‘Onlar da adam, biz de adamız’ diyebilirim. Bununla beraber, Hilâfet makamına bütün Müslümanların ayrıca bir hüsn-ü zannı ve itikadları vardır. Bilhassa bizim Hindistan Müslümanları Osmanlı Halifelerine çok samimî bir inanç bağlamışlar. Her ne kadar şimdilik Mehmed Reşad’ı tanımıyorlarsa da, Abdülhamid’in makamını çok büyütmüşlerdi. Hele Hicaz demiryolu münasebetiyle Sultan Abdülhamid Han, Hindistan Müslümanlarının kalbinde büyük bir yer etmişti. Herhalde biz de Hilâfet makamını takdis ederiz. Şüphe yoktur ki, kalblerimiz daha büyük olmalarını arzu eder de bu sözleri söyletir.” Allah’a emanet ederek ayrıldık.

İlgili Makaleler

Sultan Abdülhamit
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
S
ultan Abdülhamid Han’ın 9 kızından; Ayşe sultan: 1877’de İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Müşfika hanımdır. 1960’da İstanbul’da vefat etti. Kabri Beşiktaş’ta Yahya Efendi kabristanındadır; Şadiye Sultan: 1886’da İstanbul’da yıldız sarayında doğdu. Annesi Emsalinur hanımdır. 1997’de İstanbul’da vefat etti.…
Kızlarının Kaleminden Sultan Abdülhamid Han
Sultan Abdülhamit
Yahya Kemal Ve Abdulhamid Han
S
on bir asırdaki ilk ve orta mektep tarih kitaplarında kısacık, kifâyetsiz ve çarpık Osmanlı Tarihi derslerinde Abdülhamid Han, müstebit gibi karalamalara maruz kalmaktan başka fotoğrafının altında da ismi yazmaz, isim olarak “Kızıl Sultan” ibaresi yer alırdı.

“Kızıl Sultan” iftirası, Fransız tarihçi Albert Vandal’a…
Sultan Abdülhamit
İkinci Fatih: Sultan Abdülhamid Han
D
evletlerin fetih asırlarındaki zaferler çok kıymetlidir. İstanbul’un Sultan Mehmed Han tarafından zapt edilerek İslamlaştırılıp Müslüman Türk şehri yapılması, bu Padişaha Fatih ünvanını kazandırdığı gibi biz evlâdlarına da ebedî bir şeref bahşetmiştir…
 
Devletlerin zor zamanlarındaki vatan müdafaaları da fetih…
Sultan Abdülhamit
Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
1

15 yıldır müze olarak halka açık değildi Yıldız Sarayı. Beş yıldır süren restorasyon çalışmaları büyük ölçüde bitmiş. Saray, 19 Temmuz’da müze olarak açılıyor. Açılıştan önce gittim, gezdim, gördüm. Milli Saraylar İdaresi, harikulade bir çalışma yapmış. Abdülhamid Han devrinin hatıralarıyla dopdolu Yıldız Sarayı,…

Yıldız Sarayı Kapılarını Açıyor
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
S
ultan II. Abdülhamid 30 sene süren nispi sulh devresinde maarif ve imar faaliyetlerine ağırlık verdi. Devrinde yapılan faaliyetler ciltlerce kitabı doldurur. 1879’da adliye teşkilatı tanzim edildi. Bugün de Türkiye’deki adliye teşkilatı oradan kalmadır. Ordunun güçlendirilmesi için ciddi çalıştı. Almanya’dan…
Sultan Abdülhamid Han’ın Mirası
Sultan Abdülhamit
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
S
ûltân II. Abdülhamid Hân; tahttan indirilmesinin üzerinden 8 yıl, 9 ay, 13 gün geçmiştiki 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayında hayata gözlerini yumdu. Vefât ettiğinde 75 yaşını 4 ay, 19 gün geçiyordu. Sûltân Mehmed Reşad’ın dışında bütün devlet adamlarının ve Hânedân üyelerinin eksiksiz katıldığı muhteşem cenâze…
Vefât yıldönümünde cennetmekân Sûltân II. Abdülhamid Hân (10 Şubat 1918)
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
O
smanlı Devleti’nde padişahların sözlü ve yazılı emirlerine ‘‘İrade-i Seniyye’’ denirdi. Bu emirler saray başkâtibi tarafından kaleme alınır, daha sonra icap eden yerlere tebliğ edilirdi. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda bulunan ve Başkâtip Tahsin Paşa tarafından kaleme alınan bazı irade-i…
Sultan Abdülhamid Han’ın Sosyal ve Dini Hususlardaki Hassasiyetleri
Sultan Abdülhamit
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
C
umhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan da Sultan’ın İzinde

Sultan Abdülhamid Han’ın iç ve dış siyasette iki önemli hedefi vardı: İç siyasette Balkanlar da kiliseler arasındaki ihtilafı körükleyerek birleşmelerine engel olmaktı. Ne yazık ki, ittihatçılar idareyi ele alınca büyük bir gaflet ve ihanetle çıkardıkları bir…
ABDÜLHAMİD HAN SİYASETTE BÜYÜK BİR DAHÎ İDİ
Sultan Abdülhamit
Kalbinde Merhamet Elinde Maharet Vardı
S
ultan Abdülhamid Han, 1909’da 31 Mart Vakası ile İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirildikten sonra, Selanik’e götürüldü. Burada Alatini Köşkünde üç buçuk yıl kadar nezarette tutuldu. 1912’de Balkan Savaşı’nın başlaması sebebiyle, İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirildi ve 1918’deki…
Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han Düşmanlığı
A
bdülhamid Han, 1876-1909 arasında Padişahlık yapmış bir Devlet Başkanımızdır. Hizmet müddeti, 33 yıldır. Baştaki 1,5 yıl ile sondaki 1 yıla yakın süre Meşruti idaredir. V. Murad’dan sonra tahta veliahd Abdülhamid Efendi geçmemiş olsaydı Devlet-i Ali Osman, yüksek ihtimalle yarım asır sonraki I. Dünya Harbi’de değil…
Sultan Abdülhamit
Sultan Abdülhamid’in Bir Selamı Neler Yapardı?
İ

ngilizlerin parmağı olan “31 Mart Hadisesi”nin tertipçileri arasında bulunan şair filozof Rıza Tevfik bu meşûm ihtilâlden sonra arkadaşlarıyla birlikte İngiliz sefaretine gittiklerinde çok soğuk bir şekilde karşılanırlar. Rıza Tevfik bu harekete o anda bir mana veremez. Çok sonraları İngiltere’ye oğlunu görmeye…

Sultan Abdülhamit
Abdülhamid Han'ın İttihadçılar'a Verdiği Ders
B

irinci Dünya Harbi’ni çarçabuk bir neticeye bağlamak niyeti ile müttefik devletler, yani İngiltere, Fransa, ve İtalya her şeyden önce Çanakkale boğazını zorlamak ve geçmek İstanbul’u zaptedip Osmanlı kuvvetlerini bertaraf etmek ve asıl mühimmi yine müttefikleri bulunan Rusya ile aralarında muvasalatı sağlamak…