Sultan II. Abdülhamîd Han

- 08.07.2013 2760

O
smanlı padişahlarının otuz dördüncüsü, İslâm halîfelerinin doksan dokuzuncusu. Sultan Abdülmecîd Han’ın ikinci oğlu olup, 21 Eylül 1842 Çarşamba günü sabah saat 5’te eski Çırağan Sarayı’nda Tîri Müjgan Sultan’dan doğdu.

On yaşlarında annesini kaybeden şehzâde Abdülhamîd, Perestû Kadınefendi’nin himâyesine verildi ve iyi bir eğitime tâbi tutuldu.

Arabî’yi, Ferîd ve Şerîf efendilerden; Fârisî’yi Kazasker Ali Mahvî Efendi ve Sadrâzam Safvet Paşa’dan; tefsîr, hadîs, fıkıh ilimlerini, Gümüşhânevî Ömer Hulûsî Efendi’den; Fransızca’yı Gardet, Edhem ve Kemâl paşalardan; Osmanlı târihini vak’anüvis Lütfi Efendi’den öğrendi.

Spor ve at biniciliğini Lala Mehmed Sâdık Ağa ve Mâbeynci Osman Efendi’den, silâh tâlimlerini ve diğer askerlik bilgilerini hünkâr yaveri çeşitli subaylardan, tasavvufu Mehmed Zafîr Efendi’den, Rumeli Kazaskeri Halebli Ebü’lHüdâ Efendi’den öğrenerek zamânın ilimlerini tahsil etti.

Yüksek Ahlak ve Maharet Sahibiydi

Aynı zamanda iyi bir hattat ve marangoz idi. Marangoz atölyesi ve çiftlikleri vardı. Koyun besletti, üstübeç mâdenleri işletti. Para kazanarak zengin olup, servetini, saltanatı sırasında din ve devlet hizmetlerine sarfetti. Zekâsı ve politik kabiliyeti dolayısıyla amcası sultan Abdülazîz, onun serbest bir ortamda yetişmesini sağladı. Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü.
Şehzâde Abdülhamîd, zamânını ibâdetle, din ve fen ilimlerini öğrenmek, ata binmek, silâh kullanmak ve spor yapmakla değerlendirirdi.

Çok kültürlü, şahsı için iktisatlı, hayır ve hasenâtı için pek cömert, ileri görüşlü, dış siyâsette fevkalâde maharetli, yerli ve yabancı basını devamlı tâkib eder, her şeyi iyi öğrenmek isterdi. Dedesi sultan Mahmûd’u kendine örnek almıştı. Fevkalâde bir zekâ ve hafızaya sahipti. Bir defa gördüğü veya sesini işittiği kimseyi asla unutmazdı. Çok nâzikti, herkesin gönlünü almasını iyi bilirdi.

Sultan Abdülhamîd Han; orta boylu, geniş göğüslü, omuzları kalkık, sesi kalın ve gür, konuşması tane tane ve gayet sakin idi. Sık sık tebessüm eder, fakat kahkaha ile güldüğüne hiç rastlanmazdı. Yürüyüşü tabiî ve pek vakarlı, gayet nâzik, her hâlinde bir fevkalâdelik vardı.

Çok hassas, zekî, hafızası sağlam ve dikkatliydi. Giyinişi, yaşına uygun ve zarif olup, kış ve yaz, önü iki sıra düğmeli, İnce veya kalın yumuşak kumaşlardan yapılmış uzun palto giyer, sıhhate en müsait olan kumaşları tercih ederdi.

Sadeliği ve intizamı ön plânda tutar, yaptığı ve yapacağı şeyleri not eder, yaptıracaklarını da not ettirirdi. Zekâsı ve gönül alıcı muamelesi, yabancıların da hürmetini kazanmıştı. Bu sebeple işlerini kolaylıkla gördürürdü.  Hâl ve tavrında görülen fevkalâdeliğe hayran kalanlar, ona hizmet etmek, işlerini kolaylaştırmak hususunda yarışırlardı.

Abdülhamîd Han, maiyyetine ve vekillerine, ilim ve sanat erbabına ihsanı, ecnebilere hediyesi bol ve kıymetli idi. Mevkilerine, hizmet ve başarılarına göre ihsan ve ikramda bulunurdu. Halkdan, fakirlik ve sıkıntı içinde olanların hâlini haber alınca, para veya eşya gönderir, hastalara bizzat doktor yollardı.

Sultan Abdülhamîd Han’ın şahsiyeti hakkında, İngiliz koramirali Sir Henry Woods hatıratında şöyle demektedir: "Bana göre Sultan Abdülhamîd, gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları arasında en müstesna mevkii işgal edenlerden biridir... Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri gelen en başarılı hükümdarlardandır. Çok sakin ve gösterişten uzak bir hâlde yaşardı. Bir meseleye çözüm ararken, mütehassıslarını dinler, ancak onların fikirlerine esir olmazdı. Şehzâde iken de akıllı, nâzikti ve o zaman da İstanbul’a gelen seçkin Avrupalılar kendisini ziyaret etmek isterlerdi...

 Eğer Sultan Abdülhamîd Han olmasaydı, devleti akılla idare etmeseydi, devlet çoktan yıkılmış olurdu. Türkiye’yi para ve personel bakımından kemiren, yoksul bırakan, gelişmesini durduran Doksanüç Rus Harbi’nin yaralarını sarabilmesi hayrete şayandır. Dış borçları ödedi, orduyu kuvvetlendirdi ve Osmanlı Devleti’ni gene dostluğu ve ittifakı aranır bir hâle getirdi... Sultan Abdülhamîd düşürülmeseydi, Birinci Cihan Savaşı patlamıyacaktı. Aksini farz etsek bile Sultan, Türkiye’yi tarafsız bırakacak ve harbden sonra hiç yıpranmamıış bir Türkiye, yıpranmış devletler arasında sivrilecekti... Yoksul halk tabakalarının bütün dertleriyle üzülerek ilgilendi ve doğrusu Hıristiyan tebeasını da ayırmadı. Çok büyük olan servetini bu yolda kullandı...

 Devlet yönetimini Bâbıâliden Yıldız’a alarak sistemi bozdu. Avrupa büyük basınını günü gününe ve mühim kitapları yayınlandıkları aynı yıl tercüme ettirip, okur veya okuturdu. Bu şekilde 6.000 kitap tercüme ettirmiştir ki, defterler hâlinde kütüphanesinden çıkmıştır.

Mükemmel Bir Dış Politika Yürüttü

Mükemmel dış politikasının esas prensipleri; soğukkanlılık, hareketsizlik, harp tehlikesini atlatmak, devletlerin aralarındaki en uyuşmaz noktaları, düşmanlıkları, kıskançlıkları derhâl teşhis edip, Osmanlı lehine kullanmaktı... Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar çalışarak pek az uyurdu. Halîfelik sıfatına, diğer pâdişâhlardan çok daha ehemmiyet vermiştir. Dünyânın her tarafındaki Müslümanlarla meşgul oldu. Onları İstanbul’a sevgi ve saygıyla bağlandı. İstanbul’da devamlı olarak binlerce yabancı Müslüman bulunur, Orta Afrika’dan Çin’e kadar olan ülkelerdeki Müslümanlar gelip gider, telkin ve emir alırlardı...

Gerçek aile babası, çocuklarına düşkün, onları iyi terbiye eden, hoşsohbet bir hükümdardı. Orduyu kullanmaya azmetseydi, hiç bir kuvvet onu tahtından indiremezdi. Ama buna yanaşmadı. Zâten savaşa ve kavgaya değil, ince diplomasiye inanırdı... Her seviyedeki adamın bir değeri olduğunu bilirdi... Hareket Ordusunda, Arnavut, Yahûdi ve Rumlar çoğunluktaydı. Yalnız subayları Türk’tü. Son Cuma selâmlığında bir kaç gün önce kendisine refâkat eden 8.000 çok iyi yetişmiş hassa askeri bile bu kuvveti darmadağın ederdi. Halk kendisini çok sevmiştir. Hal’inden bir kaç gün önceki son selâmlığında; "Pâdişâh’ım çok yaşa" âvâzeleriyle yeri göğü inleten halk, samimî idi..."

Sultan Abdülhamîd Han, İslâmıyetin emirlerini yapmakta ve yasaklarından kaçınmakta son derece hassasiyet gösterirdi. Abdestsiz yere basmazdı. İslâm’a aykırı yurt içinde ve dışında zararlı neşriyat yapılmaması, Müslüman evlâdlarının dinlerini ziyana uğratmamaları için mümkün olan her hizmet ve faaliyeti yürütmüştür.

Çok Cesur ve Tevekkül Sahibiydi

Çok cesur ve tevekkül sahibi idi. 1898 senesinde Dolmabahçe Sarayı’nın büyük muâyede salonunda Sultan, devlet erkânı, subaylar, paşalar, yüzlerce yerli ve yabancı temsilcilerle toplantı hâlinde bulunduğu sırada, şiddetli bir zelzele oldu. Sultan, bir kaç tonluk avizenin tam altında bulunuyordu ki, avize sağa sola saat rakkası gibi sallanmaya başladı. Kahraman paşalar, cesaretli subaylar, ömrünü savaşlarda geçirmiş gâziler birbirlerini çiğneyerek dışarı kaçarken, Padişah yerinden bile kımıldamadı, istifini dahi bozmadan; Allahü teâlânın kelâmından bâzı âyeti kerîmeler okuyarak, büyük bir vekâr ve tevekkül ile neticeyi bekledi.

Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazînede yeterli para olmadığı söylenince, atalarından kalma şahsî servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı.

Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakir fukaraya dağıttırırdı. Osmanlı coğrafyasında pek çok, okul, yol, hastane gibi eserler yaptı. 
II. Abdulhamid Han 10 Şubat 1913’de vefat etti. Divan Yolundaki Sultan Mahmud Türbesine defn edildi.

İlgili Makaleler

Türk Sultanları
Baburşah II
H
indistan’da Bâbürlü Türk Devleti’nin son hükümdarı. Asıl ismi Ebü’l-Muzaffer Sirâceddîn Muhammed’dir. İkinci Ekber Şah’ın oğludur. 24 Ocak 1775’te doğdu. 1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin elinde bulunuyordu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir…
Türk Sultanları
Tîmûr Han
T
ürk-İslâm dünyâsının büyük hükümdarlarından. Târihin en büyük cihangirlerinden biridir. Babası Moğol Barlas Aşireti reislerinden Emir Turgaya, annesi Tigin Hatundur. 1336 senesinde  Mâverâünnehr’de Semerkand’la Belh arasında  Keş kasabasında doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven babası Emir Turagay,…
Tîmûr Han
Türk Sultanları
Ahmed Bin Hülâgû
İ
ran’daki İlhanlı devletinin üçüncü hükümdarı. Birinci İlhanlı hükümdarı Hülâgû’nun oğludur. Asıl ismi, Teküder’dir. Müslüman olduktan sonra Ahmed ismini aldı. Doğum târihi kesin olarak bilinmeyen Ahmed Han, ağabeyi Abaka Han’ın ölümünden sonra hükümdar oldu. İki yıl kadar hükümdarlık yaptıktan sonra, 1284 (H.683)…
Türk Sultanları
Abdullah Han
M
âverâünnehr bölgesinde kurulan (şimdiki Özbekistan bölgesinde) Şeybânî hanedanlığının büyük hükümdarlarından. İsmi, Abdullah bin İskender bin Ebü’l-Hayr’dır. 1533 (H.940) senesinde Aferinkend’de doğdu. Doğduğu zaman babası İskender Han, duâsını almak için büyük âlim Ubeydlullah-ı Ahrâr’ın talebesi ve zamanın âlimi…
Türk Sultanları
Melikşah

B

üyük Selçuklu Devleti hükümdârı. Babası Sultan Alparslan’dır. 1055’te doğdu, Büyük Selçuklu Devleti’nin topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebü’l-Feth” (fetihlerin babası veya pekçok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim…

Melikşah
Türk Sultanları
İltutmuş

D
elhi Türk Sultanlığının en büyük hükümdarlarından. Lakabı Şemseddîn’dir. Türkistan’daki asil İlbarı kabîlesine mensûb olup, Aylam Han’ın oğludur. Çok akıllı, zekî ve kabiliyetli idi.
Hindistan evliyasının büyüklerinden Muînüddîn Çeştî ile büyük velî Şihâbüddîn-i Sühreverdî birlikte oturmuş sohbet ediyordu. Bu…
Türk Sultanları
Firûz Şah
D
elhi Türk sultanlarından. Tuğluk hânedanlığının üçüncü hükümdarı. Bu hânedanlığın kurucusu ve ilk hükümdarı olan Gıyâseddîn Tuğluk’un kardeşi Melik Receb’in oğludur. Asıl adı Kemâleddîn’dir. 1309 (H.709)’da doğdu. 1351 (H.752) senesinde hükümdar oldu. 1388 (H.790)’da seksen yaşında vefât etti.

Firûz Şah’ın annesi Naila…
Türk Sultanları
Bahadır Şah-II
H
indistan’da Bâbürlü Türk Devleti’nin son hükümdarı. Asıl ismi Ebü’l-Muzaffer Sirâceddîn Muhammed’dir. İkinci Ekber Şah’ın oğludur. 24 Ocak 1775’te doğdu. 1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin elinde bulunuyordu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir…
Türk Sultanları
Muhammed Tapar
B
üyük Selçuklu Devleti sultânı. Sultan Melikşah’ın oğlu olup, 1082 yılında doğdu. Babasının 1092’de vefâtıyla, Selçuklu sultanı olan ağabeyi Berkyaruk’un yanında yetişti. Sultan Berkyaruk ona Gence havâlisinin idâresini verdi. Muhammed Tapar, Gence’ye gelerek Arran’ı da hâkimiyeti altına aldı. Kumandanlarının…
Türk Sultanları
Celâleddîn Harezmşah
H
arezmşahlar Devleti’nin son hükümdarı, ismi, Mengübertî, lakabı Celâleddîn’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası, Harezmşah Devleti sultânı Alâüddîn Muhammed, annesi Ay-Ciçek Hâtun’dur. Babasının 1220  yılında  vefâtı üzerine Harezmşah sultânı oldu. 1231 yılında şehit edildi.

Celâleddîn Harezmşah, küçük yaştan îtib…
Celâleddîn Harezmşah
Türk Sultanları
Ebü'l Gâzi Bahadır Han
Ö

zbek hükümdarı ve târihçi. 1603 (H.1012)’de Rus Kazaklarının Urgenç’e hücumlarından ve bunları babasının imha etmesinden kırk gün sonra doğdu. Babasının bu gazası ve galibiyeti sebebiyle ona Ebü’l-Gâzi ismi verildi. Babası Harezm Özbek hânlarının ceddi olan Yadigâr Han’ın dördüncü batından torunu Arab Muhammed…

Türk Sultanları
Belek Bey
H

açlılara karşı büyük zaferler kazanan Artuklu beyi. İsmi, Belek bin Behrâm bin Artuk olup, lakabı Nûruddevle’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Amcası İlgâzi, Artukluların Mardin; diğer amcası Sökmen ise Hısn-Keyfâ kolunun beyi idi.

Suriye Selçuklu sultânı Tutuş, Suruç’u, Sökmen Bey’e iktâ olarak verdi. Haçlılara…