Süleyman Şah

ss 29.01.2011 4771

A
nadolu fâtihi ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu, ismi, Rükneddîn Süleyman bin Kutalmış bin Arslan Yabgu bin Selçuk’dur. Babası Kutalmış, Tuğrul Bey’e karşı saltanat mücâdelesi yapmış ve onun ölümü üzerine payitaht olan Rey’e girerek hükümdarlığını îlân etmişti. Fakat aynı maksatla hareket eden yeğeni Alparslan ile yaptığı savaşta ölmüş ve oğulları, Alparslan tarafından muhafaza altına alınmıştı. Âli-cenaplıkta amcasından ve babasından geri kalmayan Alparslan, bütün esirleri affederek, Kutalmışoğullarını Melik ve Emir ünvanları ile, Anadolu hududunda gazaya memur etti.

Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve ağabeyi Mansur, Alparslan’la birlikte Malazgirt savaşına katıldı. Gösterdiği kahramanlıkların bir mükâfaatı olarak Anadolu’da fethettiği yerlerin kendisine verilmesi imtiyazını alan Süleyman Şah, kardeşleri Alp İliğ ile Devlet’i ve ağabeyi Mansur’u da yanına alarak, Anadolu’ya gitti. Urfa-Birecik civarına vardılar. Burada Artuk Bey’in bölgeden ayrılması ile Türkmenleri etraflarında toplamaya başladılar. Bu Türkmenler, başlarına geçecek bir Selçuklu beyine muhtaç bulunuyorlardı.

Kutalmışoğulları 1074’de Suriye’de Melikşah’ın tâbiiyyetini kabul eden Türkmen beyi Atsız’a karşı mücâdeleleri ile târih sahnesine çıktılar. Bu mücâdelede Süleyman Bey’in kardeşleri, Atsız’a esir düştüler. Bu sırada Haleb’i muhâsara eden Süleyman Bey’e şehri müdâfaa eden Nasır mal vererek, muhâsaradan vazgeçirdi.

Süleyman Bey, daha sonra Antakya’yı kuşattı. Şehrin Bizans vâlisi ile bir anlaşma yaparak bu havaliyi akınlardan korumak mukabilinde senelik 20.000 dînâr haraca bağladı.

İznik'i Başkent Yaptı

Anadolu’ya giren Süleyman Bey, Konya ve havalisini mahallî Rum hâkimlerinden aldı. Hiç bir mukavemetle karşılaşmadan 1075’de İznik’i feth ederek merkez yaptı. İznik’e yerleştikten sonra Bizans İmparatorluğu’nun buhranlı durumundan faydalanmasını bilen Süleyman Şah, Bizans’da başlayan taht kavgalarına karıştı ve Botaniates’in imparator olmasında rol oynadı. Böylece devletini kuvvetlendirerek, hâkimiyetini genişletti. Bu sayede Türk ordusu 1078 senesinde Üsküdar önlerinde karargâh kurdu. Daha sonra imparator olmak isteyen Melissenos’u da desteklemek suretiyle Frikya ve Batı Anadolu’da fetihlerde bulundu.

1080’de üzerine gönderilen bir Bizans ordusunu bozguna uğrattı ve İstanbul boğazının Anadolu sahillerini ele geçirerek gümrük dâireleri kurup, gemileri kontrole başladı. Donanmasının olmaması İstanbul’un fethine mâni oldu. 1081 senesinde imparator olan Alexis Komnenos ilk iş olarak Süleyman Şah ile anlaşarak Balkanlardaki gayr-i müslim Türklerin istilâlarına karşı koyabilmek için serbest kaldı. Süleyman Şah da, topraklarını doğuda genişletme imkânı buldu. Yapılan antlaşmada Drakon deresi hudud sayıldı. Süleyman Şah, boğazdan biraz uzaklaşmasına rağmen, bütün Anadolu’nun hâkimi olduğunu imparatora tasdik ettirdi ve Melik ünvanını aldı. Süleyman Şah’ın bu ünvanı aynı sene halîfe tarafından da tasdik edildi.

Adana ve  Tarsus'u   Feth Etti

Anadolu’da Bizans hâkimiyetinin çökmesi üzerine Fırat boylarında ve Kilikya’da bir takım Ermeni reisleri ortaya çıktı. Bunlar arasında Kilikya hâkimi Filaretos, Malatya hâkimi Gabriel’i de tâbiiyyetine alarak Türkiye Selçuklu Devleti’nin, İslâm ülkeleri ile münâsebetlerini kesmeye çalışıyordu. 1082’de doğuya yönelen Süleyman Şah, Adana, Tarsus, Mesisa ve Anazarba şehirlerini fethederek bütün Kilikya’yı topraklarına kattı. Topraklarının elinden çıktığını ve Hıristiyanların kendisine hıyanet ettiğini gören Filaretos, Melikşah’a giderek yardım istedi. Durumu fırsat bilen Antakya’nın Hıristiyan halkı da Süleyman Şah’a adam göndererek şehri kendisine teslim etmeyi teklif ettiler.

Ani Bir  Baskınla Antalya Feth Edildi

Süleyman Şah, ordusuyla Antakya üzerine sefere çıktı. Hareketini duyurmamak için geceleri yol alıyor, gündüzleri dinleniyor, ıssız ve sapa yolları tâkib ediyordu. Emniyet ve gizlilik sebebiyle Kilikya sahilinde askerlerini gemilere bindirerek, Asi nehri yolu ile aniden Antakya surları önüne çıkardı. Vaktin gece olmasından faydalanarak üç yüz atlı ile Faris kapısından şehre girdi. Sabahleyin Türk askerlerinin sesleriyle uyanan halk birden şaşırdı. Türk askerleri dalgalar hâlinde şehre girmeğe devam ediyordu. Türk sultânının geldiğini ve askerlerin kimseye dokunmadığını anlayan halk, sakince evlerine döndü. Filaretos’a bağlı muhafızlar Antakya kalesine sığındılar. Böylece 1084 senesinde Antakya fethedildi ve kale de bir süre kuşatıldı.

Filaretos’un adamları, su ve erzağın azalması ve kendilerine emân verilmesi sebebiyle 1085 senesinde kaleyi teslim ettiler. Süleyman Şah, ortaçağda ve Hıristiyanlık târihinde çok meşhur bir patriklik merkezi olan bu târihî şehri, 969 senesinden beri işgal eden gayr-i müslimlerin elinden kurtardı.

Süleyman Şah’ın Marmara sahillerinden Antakya’ya kadar uzayan ve Suriye’de genişlemeye başlayan hâkimiyeti, Melikşah’ın tabileri ile bir rekabet ve çatışmaya girmesine sebeb oldu. Süleyman Şah, Antakya’yı fethettikten sonra Melikşah’a elçiler gönderdi. Bu sırada Melikşah, Doğu Anadolu ve Suriye meselelerini hâlletmek için harekete geçmiş, fakat 1085 senesinde Horasan’da kardeşi Tekiş isyan edince o tarafa yönelmişti. Bu durumda eski Musul emîri Şerefüddevle Müslim’in itâatini kabul ederek Musul ile Halep eyâletlerini de tekrar kendisine bıraktı.

Süleyman Şah ile Müslim arasında hâkimiyet ve menfaat çatışması başladı. Daha önce Antakya’dan cizye alan Müslim, bu parayı Süleyman Şah’dan da isteyince, Müslümanın cizye vermeyeceğini söyleyerek bu isteği reddetti. Müslim’in Antakya, Süleyman Şah’ın da Haleb civarına asker göndermeleri, aralarında muharebenin başlamasına sebeb oldu. İki ordu 1085 senesi Haziran ayında Amik ovasına akan Afrin çayı üzerinde Kunahil mevkiinde karşılaştı. Süleyman Şah, Haleb hâkimi Müslim’i yendi ve şehri kuşattı.

Bu zaferden sonra Haleb’i kuşatması Süleyman Şah’ı, Şam meliki Tutuş ile karşı karşıya getirdi. Büyük bir Türkmen kuvvetine sâhib olan ve Anadolu’da fetihleriyle meşhur olan Eksükoğlu Artuk Bey de Tutuş ile birlikte bulunuyordu. İki ordu Haleb’in yaklaşık beş kilometre yakınında Ayn Seylem mevkiinde 1086 senesi Haziran ayında karşılaştı. Amca çocukları olan iki Selçuklu meliki arasında çok şiddetli bir muharebe oldu. Suriye seferinde Süleyman Şah’a katılan Çubuk ve diğer Türkmen beyle Tutuş tarafına geçerek Süleyman Şah’ın ordusunun bozulmasına sebeb oldular. Bu yüzden meydana gelen kargaşalık sonunda Süleyman Şah hezîmeti önliyemedi ve muhârebe meydanında şehit oldu. Tutuş, Süleyman Şah’ın cenazesini Haleb kapısına defnettirdi.

Bütün Türkmenleri Birleştirdi

Süleyman Şah, Anadolu’da Türk hâkimiyetini kurmakla, Türkiye târihinde çok mümtaz bir mevkie sahiptir. 1075’de kurduğu Türkiye Selçukluları Devleti ile bütün Türkmenleri birleştirerek, Türkiye târihinde yeni bir devir başlattı. Süleyman Şah’ın ölümünden sonra Melikşah’ın Anadolu’da hâkimiyet kurma gayretlerine rağmen Birinci Kılıç Arslan’ın İznik tahtını ele geçirmesine kadar (1092) sultansız kalan Türkiye Selçuklu Devleti, yine de kendi istiklâl ve mevcudiyetini muhafaza etti. Bu durum Türkiye Selçuklu Devleti’nin ne kadar sağlam esaslar üzerine kurulduğunu göstermektedir.

Süleyman Şah askerlerine ve tabeasına çok iyi muamele ederdi. Antakya Hıristiyanlarının onu davet etmeleri adaletinin meşhur olmasından idi. Bizanslılar zamânında Anadolu’da büyük toprak sahiplerinin elinde esir veya topraksız duruma düşen köylüler, onun hâkimiyetinde hürriyete ve toprağa kavuştular. Onlar da göçebe Oğuzlar gibi Süleyman Şah’a bağlanıp onun hâkimiyetini kuvvetlendirdiler.

Süleyman Şah, toprakları köylülere dağıtmak suretiyle hem onları kendisine bağlıyor, hem de mahsûlün artmasını sağlıyordu. Göçebe Oğuzlar da, tedricen boş kalan ve devlete intikâl eden topraklara yerleştirilmişlerdi. Süleyman Şah, Anadolu’da Osmanlılara da intikal eden Mîri toprak rejimi, yâni mülkiyeti devlete, tasarrufu köylülere âid sistemi kurdu.

Anadolu’yu fethederek Müslüman Türk’e vatan yapan Süleyman Şah, Anadolu Türkleri arasında gâzilik payesi almış ve efsânevî bir hüviyet kazanmıştır.

İlgili Makaleler

Türk Sultanları
Baburşah II
H
indistan’da Bâbürlü Türk Devleti’nin son hükümdarı. Asıl ismi Ebü’l-Muzaffer Sirâceddîn Muhammed’dir. İkinci Ekber Şah’ın oğludur. 24 Ocak 1775’te doğdu. 1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin elinde bulunuyordu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir…
Türk Sultanları
Tîmûr Han
T
ürk-İslâm dünyâsının büyük hükümdarlarından. Târihin en büyük cihangirlerinden biridir. Babası Moğol Barlas Aşireti reislerinden Emir Turgaya, annesi Tigin Hatundur. 1336 senesinde  Mâverâünnehr’de Semerkand’la Belh arasında  Keş kasabasında doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven babası Emir Turagay,…
Tîmûr Han
Türk Sultanları
Ahmed Bin Hülâgû
İ
ran’daki İlhanlı devletinin üçüncü hükümdarı. Birinci İlhanlı hükümdarı Hülâgû’nun oğludur. Asıl ismi, Teküder’dir. Müslüman olduktan sonra Ahmed ismini aldı. Doğum târihi kesin olarak bilinmeyen Ahmed Han, ağabeyi Abaka Han’ın ölümünden sonra hükümdar oldu. İki yıl kadar hükümdarlık yaptıktan sonra, 1284 (H.683)…
Türk Sultanları
Abdullah Han
M
âverâünnehr bölgesinde kurulan (şimdiki Özbekistan bölgesinde) Şeybânî hanedanlığının büyük hükümdarlarından. İsmi, Abdullah bin İskender bin Ebü’l-Hayr’dır. 1533 (H.940) senesinde Aferinkend’de doğdu. Doğduğu zaman babası İskender Han, duâsını almak için büyük âlim Ubeydlullah-ı Ahrâr’ın talebesi ve zamanın âlimi…
Türk Sultanları
Melikşah

B

üyük Selçuklu Devleti hükümdârı. Babası Sultan Alparslan’dır. 1055’te doğdu, Büyük Selçuklu Devleti’nin topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebü’l-Feth” (fetihlerin babası veya pekçok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim…

Melikşah
Türk Sultanları
İltutmuş

D
elhi Türk Sultanlığının en büyük hükümdarlarından. Lakabı Şemseddîn’dir. Türkistan’daki asil İlbarı kabîlesine mensûb olup, Aylam Han’ın oğludur. Çok akıllı, zekî ve kabiliyetli idi.
Hindistan evliyasının büyüklerinden Muînüddîn Çeştî ile büyük velî Şihâbüddîn-i Sühreverdî birlikte oturmuş sohbet ediyordu. Bu…
Türk Sultanları
Firûz Şah
D
elhi Türk sultanlarından. Tuğluk hânedanlığının üçüncü hükümdarı. Bu hânedanlığın kurucusu ve ilk hükümdarı olan Gıyâseddîn Tuğluk’un kardeşi Melik Receb’in oğludur. Asıl adı Kemâleddîn’dir. 1309 (H.709)’da doğdu. 1351 (H.752) senesinde hükümdar oldu. 1388 (H.790)’da seksen yaşında vefât etti.

Firûz Şah’ın annesi Naila…
Türk Sultanları
Bahadır Şah-II
H
indistan’da Bâbürlü Türk Devleti’nin son hükümdarı. Asıl ismi Ebü’l-Muzaffer Sirâceddîn Muhammed’dir. İkinci Ekber Şah’ın oğludur. 24 Ocak 1775’te doğdu. 1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin elinde bulunuyordu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir…
Türk Sultanları
Muhammed Tapar
B
üyük Selçuklu Devleti sultânı. Sultan Melikşah’ın oğlu olup, 1082 yılında doğdu. Babasının 1092’de vefâtıyla, Selçuklu sultanı olan ağabeyi Berkyaruk’un yanında yetişti. Sultan Berkyaruk ona Gence havâlisinin idâresini verdi. Muhammed Tapar, Gence’ye gelerek Arran’ı da hâkimiyeti altına aldı. Kumandanlarının…
Türk Sultanları
Celâleddîn Harezmşah
H
arezmşahlar Devleti’nin son hükümdarı, ismi, Mengübertî, lakabı Celâleddîn’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası, Harezmşah Devleti sultânı Alâüddîn Muhammed, annesi Ay-Ciçek Hâtun’dur. Babasının 1220  yılında  vefâtı üzerine Harezmşah sultânı oldu. 1231 yılında şehit edildi.

Celâleddîn Harezmşah, küçük yaştan îtib…
Celâleddîn Harezmşah
Türk Sultanları
Ebü'l Gâzi Bahadır Han
Ö

zbek hükümdarı ve târihçi. 1603 (H.1012)’de Rus Kazaklarının Urgenç’e hücumlarından ve bunları babasının imha etmesinden kırk gün sonra doğdu. Babasının bu gazası ve galibiyeti sebebiyle ona Ebü’l-Gâzi ismi verildi. Babası Harezm Özbek hânlarının ceddi olan Yadigâr Han’ın dördüncü batından torunu Arab Muhammed…

Türk Sultanları
Belek Bey
H

açlılara karşı büyük zaferler kazanan Artuklu beyi. İsmi, Belek bin Behrâm bin Artuk olup, lakabı Nûruddevle’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Amcası İlgâzi, Artukluların Mardin; diğer amcası Sökmen ise Hısn-Keyfâ kolunun beyi idi.

Suriye Selçuklu sultânı Tutuş, Suruç’u, Sökmen Bey’e iktâ olarak verdi. Haçlılara…