Mevlana Celâleddîn-i Rûmî

mehmetcan 20.07.2012 2967

T
anınmış büyük evliyâdan. Asıl adı Muhammed, lakabı Celâleddîn, ünvânı Mevlânâ'dır. Hüdâvendigâr, Sultân-ül-Âşıkîn, Sultân-ül-Mahbûbîn, Molla-yı Rûm ve Molla Hünkâr gibi lakapları da vardır.

Babası, Sultân-ül-Ulemâ (Âlimlerin Sultânı) ismiyle meşhûr Muhammed Behâeddîn Veled hazretleridir. Soyu hazret-i Ebû Bekr'e ulaşır. Annesi sâlihâ ve evliyâ bir hanım olan Mü'mine Hâtun, İbrâhim Edhem hazretlerinin neslindendir. 1207 senesi Rebîulevvel ayının altıncı günü Güney Türkistan'ın Belh şehrinde doğdu. 1273 senesi Cemâziyelâhir ayının beşinci günü Konya'da vefât etti. Kabr-i şerîfi Konya'nın en meşhur ziyâret yerlerindendir.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, olgun, âlim ve velî bir müslüman idi. Onun çeşitli din, mezheb, meşreb sâhibi kimseleri kendisine hayran bırakan merhameti, insan sevgisi, tevâzuu, gönül okşayıcılığı gibi üstün vasıfları, İslâm dîninin emrettiği güzel ahlâkından bâzı nümûnelerdir. Onda, bunlardan başka İslâm ahlâkının diğer hususları da kemâl derecede mevcuttu. Bunların hepsini saymak, İslâmiyeti tamam olarak anlamak ve anlatmakla mümkün olur.

Hazret-i Mevlânâ'yı yalnız bir mütefekkir, şâir gibi düşünmek ve o şekilde anlamaya çalışmak, aslı bırakıp, herhangi bir özelliği içinde sıkışıp kalmaya benzer. Bu ise, en azından Mevlânâ'yı çok eksik ve yarım anlamaya, hattâ hiç anlamamaya sebeb olabilir. Nitekim hazret-i Mevlânâ'yı, sözlerini, yolunu anlamanın anahtarını, kendisi bir rubâisinde şöyle dile getirmektedir:

Ben sağ olduğum müddetçe Kur'ân'ın kölesiyim.
Ben Muhammed Muhtâr'ın yolunun tozuyum.
Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse,
Ben ondan da bîzârım, o sözlerden de bîzârım.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri tasavvuf deryâsına dalmış bir Hak âşığıdır. İlmi, teşbihleri, sözleri ve nasîhatları bu deryâdan saçılan hikmet damlalarıdır. O, bir tarîkat kurucusu değildir. Yeni usûller ve ibâdet şekilleri ihdâs etmemiştir. Ney, rebap, tambur gibi çeşitli çalgı âletleri çalınarak yapılan törenler ve âyinler, ilk defâ on beşinci asırda ortaya çıkmıştır. İlk mevlevî bestelerinin bestelenmesi de aynı zamâna rastlar. Bu târih, Mevlânâ hazretlerinin yaşadığı devirden 3-4 asır sonradır. Onun Mesnevî'sinde geçen "ney" kelimesi, bâzı kimseler tarafından çalgı âleti olan ney şeklinde düşünülüp anlaşıldığı için, yanlış olarak, kendisinin ney çalıp dinlediği sanılmıştır.

Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş, evliyânın büyüklerinden olan Celâleddîn-i Rûmî (kuddise sirruh) ney ve başka hiç bir çalgı çalmadı. Mûsikî dinlemedi ve raks etmedi. Yâni dans etmedi. Mesnevî'de yirmi dört bin, Dîvân'da kırk sekiz bin beyit bulunmaktadır. Celâleddîn-i Rûmî hazretleri Mesnevî'sini nazım şeklinde yazarak, düşmanların değiştirmesine imkân bırakmamıştır.

Mesnevî'sinden başka; Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâfih, Mektûbât, Mecâlis-i Seb'a gibi kıymetli eserleri de vardır. Mesnevî'sine her memlekette, birçok dillerde şerhler, açıklamalar yapılmıştır. Bunlardan pek kıymetlisi ve lezzetlisi, Mevlânâ Câmî'nin kitabı, bunu da birçok kimse ayrıca şerh etmiştir. Bunların içinde de, Süleymân Neş'et Efendinin şerhinden elli altı sahifesi, yalnız dört beytin şerhi olup, Sultan Abdülmecîd Han zamânında, 1847 'de Matba'a-i Âmire'de tab edilmiştir. Bu kitapta, Mevlânâ Câmî (kuddisesirruh) buyuruyor ki:

 "Mesnevî'nin birinci beytinde [Dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor] ney, İslâm dîninde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. Bunlar kendilerini ve her şeyi unutmuştur. Zihinleri her an, Allahü teâlânın rızâsını aramaktadır. Ney, Fârisî dilinde, yok demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur.

Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden hâsıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinden, Allahü teâlânın ahlâkı, sıfatları ve kemâlâtı zâhir olmaktadır. Neyin üçüncü mânâsı, kamış kalem demektir ki, bundan da, insan-ı kâmil kasdedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep Allahü teâlânın ilhâmı iledir.

Sultan İkinci Abdülhamîd Han zamânında Ankara vâlisi olan, Âbidin Paşa, Mesnevî Şerhi'nde, ney'in insan-ı kâmil olduğunu, dokuz türlü isbât etmektedir. Mevlevîlik, sonraları câhillerin eline düşdüğünden, "ney"i çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi şeyler çalmağa, dans etmeğe başlamışlar, ibâdete harâm karıştırmışlardır. Dînimizin ve Celâleddîn-i Rûmî'nin (kuddisesirruh) beğenmediği bu oyun âletleri, tekkelerden toplanarak, o tasavvuf üstâdının türbesine konunca, şimdi türbeyi ziyâret edenlerden bir kısmı, bunları, onun kullandığını zannederek aldanmakda ise de, (Mesnevî şerhlerini) okuyarak, o hakîkat güneşini yakından tanıyanlar, elbette aldanmamaktadır.

Ney çalmak, ilâhi okumak, oynamak, zıplamak şöyle dursun, Celâleddîn-i Rûmî (kuddise sirruh), yüksek sesle zikr bile yapmazdı. Nitekim Mesnevî'sinde;

Pes zi cân kün, vasl-ı cânânrâ taleb,
Bî leb-ü bî gâm mîgû, nâm-ı Rab! buyuruyor.

Yâni, "O hâlde, sevgiliye kavuşmağı, cân u gönülden iste. Dudağını ve damağını oynatmadan, Rabbin ismini (kalbinden) söyle!" demekdir. Sonradan gelen, Mevlânâ'yı tanımayanlar, ney, saz, def gibi çalgılar çalarak, gazel okuyup dönerek, dans ederek, nefslerini zevklendirmişlerdir. Bu, dînimize uygun olmayan hâllerine ibâdet adını verebilmek ve kendilerini din adamı tanıtabilmek için, Mevlânâ da böyle yapardı. Biz mevleviyiz, onun yolundan gidiyoruz diyerek, asıldan uzaklaşmışlardır.

Halbuki Celâleddîn-i Rûmî yine, Mesnevî'de bir çalgıcı ile hazret-i Ömer'in hikâyesine yer verir. Hikâyede yer alan çalgıcı uzun ve boşuna geçen bir ömrün sonunda mezarlığa gelmiştir. Sonunda pişman olmuş ve hazret-i Ömer'in elinde tövbe etmiştir.

Büyük âlim Abdullah-i Dehlevî hazretleri;

"- Üç kitabın eşi yoktur. Bunlar; Kur'ân-ı kerîm, Buhârî-i şerîf ve Mesnevî'dir." buyurdu. Yâni evliyâlık yolunun kemâlâtını bildiren kitapların en üstünü Mesnevî'dir. Fakat evliyâlık ve nübüvvet kemâlâtını bildiren kitapların en üstünü, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât kitabıdır.

Mevlânâ hazretleri, ölüme, "Şeb-i Arûs= düğün gecesi" adını vermektedir. Onun için, tasavvuf ehline göre ölüm; bir felâket değildir, güzel ve tatlı bir şeydir. Tekrar Allah'a dönmek olduğundan, ancak bir sevinç vesîlesidir. Tasavvufta keder ve ümidsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecellîler vardır. Bunun için Mevlânâ'nın

"Gel, gel, her kim olursan ol gel!
Allah'a şirk koşanlardan, mecûsîlerden, puta tapanlardan da olsan gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Tövbeni yüz defâ bozmuş olsan bile gel!" buyurduğu söylenmektedir.

İlgili Makaleler

Türkiye’deki Türk Dünyası
Ahmed Sadık Efendi
Ş
eyh Ahmed Sadık Hüseynî Efendi 953'de (1546-47) Buhara'da vefat eden Mehmed Abdüssemi'nin oğludur. O beldede tahsilini tamamladı. Nakşibendî tarikatının ulularından irade alarak tarikata girdi. 

980'de (1572-73) hacdan sonra İstanbul'a geldi. Şeyhülislâm Ebussuud Efendi meclisine kabul olunup ev ve maaş ihsan…
Türkiye’deki Türk Dünyası
Prof. Dr. Abdulhamit Avşar
D
oğu Türkistan'ın Yarkent şehrinde 1964 yılında doğdu. İlk ve orta öğretimi Kayseri’de dereceyle bitirdi. 1986 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi (Basın-Yayın Yüksek Okulu) Radyo-Televizyon Bölümünden birincilikle mezun oldu. 

İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi Anabilim Dalında…
Prof. Dr.  Abdulhamit Avşar
Türkiye’deki Türk Dünyası
Prof. Dr. Ahmet Temir
P
rof. Dr. Ahmet Temir, İmamı Rabbani Hazretlerinin ‘‘Mektubat’’ kitabını Farisi’den Arabi’ye tercüme eden, Muhammed Muradi Kazani Hazretleri’nin doğduğu Tataristan’ın Elmet köyünde 1912 tarihinde dünyaya geldi. Çocukluk dönemi Çarlık Rusya’sında, gençlik dönemi Sovyet Dönemi’nde geçti. Sovyetler döneminde…
Prof. Dr. Ahmet Temir
Türkiye’deki Türk Dünyası
Ebussü'üd Efendi
O
smanlı âlimlerinin en meşhûrlarından. Onüçüncü Osmanlı Şeyhülislâmı olup, tefsîr, fıkıh ilimlerinde ve diğer ilimlerde büyük âlim idi. 898 (m. 1413) senesinde doğdu. 982 (m. 1584) senesinde İstanbul’da vefât etti. Kabri Eyyûb Sultan’da kendi yaptırdığı medresenin yanında, Eyyûb Câmii karşısındadır.

Ebüssü’ûd Efendi, âl…
Ebussü'üd Efendi
Türkiye’deki Türk Dünyası
Prof. Dr. İlber Ortaylı
1
947 yılında bir göçmen kampında Kırım Tatarı bir ailenin çoçuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini İstanbul ve Ankara'da tamamladı. 1965'te Ankara Atatürk Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (1968) ile Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünü…
Prof. Dr. İlber Ortaylı
Türkiye’deki Türk Dünyası
Ahmed Davutoğlu

S
on devirde yetişen din adamlarından. Fakir bir çiftçi ailesinin çocuğudur. Babası Hasan Efendidir. 1912 senesinde Bulgaristan’ın Şumnu vilayetine bağlı Kalaycı köyünde doğdu. 

İlk tahsilini doğduğu yerde, rüşdiye yani orta tahsilini köyüne yakın Ekizce köyünde bitirdi. Babası dini ilimlere ve alimlere…

Ahmed Davutoğlu
Türkiye’deki Türk Dünyası
Muhammed Semerkandî Hazretleri
1
116 [m. 1704] de vefat edip, Karaca Ahmed kabristânında defn edilen Muhammed Semerkandi, Ahmed Yekdest Cüryaninin, bu da, Urvet-ül-vüska Muhammed Ma'sûm-ı müceddidî Serhendinin talebesidir. 

Muhammed Semerkandi Hazretleri vefatlarına kadar, Üsküdar Şemsi Paşa'daki tekkelerinde, doğru iman bilgilerini, islâmiyetin…
Türkiye’deki Türk Dünyası
Esseyyid Muhterem Taşkendi
S
eyyid, alîm ve nakşibendi tarikatı büyüklerindendir. Türkistan’ın Taşkent şehrinde doğdu. Yüksek dini ilimleri beldesinde bulunan medreselerde okudu. Hac vazifesini ifa ettikten sonra Hicaz’dan hilafet merkezi olan İstanbul’a geldi. 

Devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından burada kendilerine tahsisat…
Esseyyid Muhterem Taşkendi
Türkiye’deki Türk Dünyası
Esseyyid Muhterem Taşkendi
S
eyyid, alîm ve nakşibendi tarikatı büyüklerindendir. Türkistan’ın Taşkent şehrinde doğdu. Yüksek dini ilimleri beldesinde bulunan medreselerde okudu. Hac vazifesini ifa ettikten sonra Hicaz’dan hilafet merkezi olan İstanbul’a geldi. 

Devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından burada kendilerine…
Esseyyid Muhterem Taşkendi
Türkiye’deki Türk Dünyası
Hüseyin Hilmi Işık
8
Mart 1911 tarihinde, İstanbul Eyüp'te doğdu. Babası Said Efendi, Bulgaristan Lofca'dan 1877 Osmanlı-Rus Savaşı'nda göçmen olarak İstanbul'a gelmişti.

Eğitimi

Beş yaşında Eyüp Sultan'da Mihrişah Sultan ilkokulu'na başladı. Yazları Hakîm Kutbeddin, Kalenderhâne ve Ebussuud sibyan mekteblerine devam etti. Yedi yaşında…
Hüseyin Hilmi Işık
Türkiye’deki Türk Dünyası
Dr. Enver Ören
R
umeli'den Türkiye'ye muhacir olarak gelen bir aileden, 10 Şubat 1939’da Denizli’nin Honaz ilçesinde doğdu. Babasının ismi Nazîf Efendi, annesinin ismi Melike Hanımdır. Dört yaşındayken âilesi Denizli’ye yerleşti. İlk ve ortaokulu burada bitirdi. Ortaokuldan mezun olduğu 1953 senesinde babasını kaybetti.

Annesi Melike H…
Dr. Enver Ören
Türkiye’deki Türk Dünyası
Şevki Bektöre
A
aslen Kırımlıdır. 1888 yılında, Romanya’da Kavlaklar köyünde bir öğretmen ailesinde doğmuştur. Henüz beş yaşında iken ailesi, Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı Karakaya köyüne göç etti. İlk okulunu köyde ve rüşdiye tahsilini Haymana kasabasında aldı. Daha sonra tahsiline devam etmek için İstanbul’a gönderildi.1912’de…
Şevki Bektöre