O

smanlı âlimlerinin en meşhûrlarından. Onüçüncü Osmanlı Şeyhülislâmı olup, tefsîr, fıkıh ilimlerinde ve diğer ilimlerde büyük âlim idi. 898 (m. 1413) senesinde doğdu. 982 (m. 1584) senesinde İstanbul’da vefât etti. Kabri Eyyûb Sultan’da kendi yaptırdığı medresenin yanında, Eyyûb Câmii karşısındadır.
Ebüssü’ûd Efendi, âlimler yetiştiren bir aileye mensûb idi. Dedesi, meşhûr âlim Ali Kuşcu’nun kardeşi Mustafa İmâdî’dir. Dedeleri Türkistanlı olup, Semerkand’dan Anadolu’ya gelmişlerdir. Ebüssü’ûd Efendi’nin dedesinin babası Mehmed Kuşçu, Timur Hân’ın torunu olan Uluğ Bey’in yakını ve Doğancıbaşısı idi. senelerce Uluğ Bey’in hizmetinde bulunup, sevgisini kazanmıştı. Mehmed Kuşcu’nun oğulları Ali Kuşçu ve Ebüssü’ûd Efendi’nin dedesi olan Mustafa İmâdî, Uluğ Bey’in elinde yetişip ilim öğrenmişlerdir. Mustafa îmâdi. bilhassa tasavvufta yetişip ilerlemiştir.
Uluğ Bey’in vefâtından sonra, Ali Kuşçu ve Mustafa İmâdi, aileleri ile birlikte Akkoyunlu devleti pâdişâhı Uzun Hasen’in yanına gittiler. Uzun Hasen onlara yakın alâka gösterdi. Onlarda, siyâsî ve ilmi faaliyetleriyle hizmet ettiler. Burada bulundukları sırada Ali Kuşçu, Osmanlı Sultânı Fâtih Sultan Mehmed Hân’a Uzun Hasen’in elçisi olarak gitmişti. Ali Kuşçu’ya çok iltifât eden Fâtih Sultan Mehmed Hân, onun İstanbul’a gelmesini ısrarla istedi. Uzun Hasen’den müsâade alan Ali Kuşçu, kardeşi Mustafa İmâdî ile birlikte İstanbul’a gelip yerleştiler. Fâtih Sultan Mehmed Hân, onların Tebrîz’den İstanbul’a yaptıkları yolculukları için, günlüğü bin akçe olarak hesaplatıp vermiştir. İstanbul’a geldiklerinde, Fâtih Sultan Mehmed Hân, Ali Kuşçu’yu Ayasofya Medresesi’ne müderris tayin etti. Mustafa İmâdî de, ilim öğretmekle meşgûl olan tasavvuf ehli bir âlim idi. İstanbul’a geldikten sonra, Ali Kuşçu, kızını kardeşi Mustafa İmâdî’nin oğlu Yavsı Muhyiddîn Mehmed’e nikahladı. Bu evlilikden Ebüssü’ûd Efendi doğdu.
Ebüssü’ûd Efendi’nin babası, hem amcası hem de kayınbabası olan Ali Kuşcu’dan ve kendi babası Mustafa İmâdî’den ilim öğrendi. senelerce süren bu tahsilden sonra, babası gibi o da tasavvufa yönelip zamanının meşhûr evliyâsından ve Akşemseddîn hazretlerinin halîfesi olan İbrâhim Tennûri’ye talebe oldu. Onun sohbetlerinde bulunarak, tasavvufda yetişti. Hocası İbrâhim Tennûrî’nin vefâtından sonra, onun halîfesi olduğu için yerine geçti ve İstanbul’da insanları irşâd etmekle meşgûl oldu. İkinci Bâyezîd Hân, ona büyük bir zaviye yaptırdı ve buraya mülk vakfetti. İkinci Bâyezîd Hân, onun sohbetlerinden çok tad alırdı. Bu sebeble, ekseriya beraber bulunurlardı. Zamanının meşhûr devlet adamları ve âlimleri, “Hünkâr Şeyhi” lakabıyla da anılan Yavsî Muhyîddîn Mehmed İskilîbî’nin sohbetine gelirler, dergâhı dolup taşardı. Meşhûr tarihçi Hoca Sa’deddîn Efendi, bu hâli şöyle ifâde etmiştir: “Sultanların Şeyhi, Şeyhlerin Sultânı olmuş, herkesin gönlünü kazanmıştır.”
Böyle bir zâtın oğlu olan Ebüssü’ûd Efendi, önce babasından ilim öğrendi. Onun terbiyesi altında yetişti.
Eserleri: Ebüssü’ûd Efendi, tefsîr, fıkıh ilimlerinde ve diğer ilimlerde pekçok eser yazmıştır. Bu eserlerinden bir kısmı şunlardır:
İrşâdü akl-is-Selim; meşhûr tefsîri olup, kıymetli bir eserdir. Ebüssü’ûd Efendi yazdığı bu tefsîrde, “Keşşâf” tefsîri ile müfessirlerin baştâcı olan İmâm-ı Beydâvî’nin “Envâr-üt-tenzîl”ini kaynak olarak almıştır. Bu tefsîrlerden aldığı bilgiler yanına, yeni inceleme ve mütâlâalar da ilâve etmiştir. Evliyâ Çelebi, bu tefsîrden, “Seyehatnâme” adlı eserinde şöyle bahsetmiştir:
“Üçbin ulemâdan ve binyediyüz kadar mu’teber tefsîrden istifâde etmek, feyz almak sûretiyle yazdığı tefsîr, hâlen âlimler arasında makbûl ve medhedilen bir tefsîrdir. Ona denk bir tefsîr yoktur.” “Mir’ât-ı kâinat” müellifi Nişancı-zâde de bu tefsîr için: “Yazdığı güzel tefsîr-i şerîfi dünyânın en güzel tefsîrlerindendir” demiştir.