Baybars

ff 11.08.2011 4887
M
oğollara karşı Müslümanları müdâfaa eden dördüncü Memlûklü sultânı. Asıl adı Seyfeddîn idi. 1223 (H.620) senesinde Kıpçak ülkesinde doğdu. Kıpçak topraklarına yapılan akınlar sırasında esir düştü. Mısır’da satıldı. Eyyûbî sultânı Melik Şah Sâlih, onu kölelikten azl ederek, Bahri ünvanını taşıyan hizmetkârları arasına aldı.

Zekâsı ve kabiliyeti ile kısa zamanda kendisini gösteren Baybars, Melik Sâlih tarafından kumandanlığa kadar yükseltildi. 1249 (H.647) senesinde Melik Sâlih’ in vefâtı üzerine tahta oğlu Turan Şah çıktı. Bu sırada Dimyat’ı zaptederek elli bin kişilik orduyla Mansura’ya kadar ilerliyen Ve Mısır’ın istilâsı peşinde koşan Fransa kralı Dokuzuncu Louis, Mansura’da Memlûklerden meydana gelen Eyyûbî ordusu tarafından bozguna uğratılarak, esir alındı. Bu savaşta çok yararlıklar gösteren Baybars, savaşın kazanılmasında büyük rol oynadı. Turan Şah’ın vefâtından sonra nâib sıfatıyla memlûk (köle) asıllı Kutuz başa geçti. 

Ayn-Calut Savaşında Moğolları Mağlup Etti

Sultan Kutuz devrinde Moğollar, Suriye’yi işgal edip, binlerce Müslümanı katlettiler. Sultan Kutuz, kuvvetli bir ordu hazırladı ve öncü kuvvetlerin kumandasını Baybars’a verdi. Ayn-Calut savaşında, Moğolları mağlûb eden Baybars, onları geri çekilmeye mecbur bıraktı. Bu galibiyet onun şöhretini daha da arttırdı ve ordu içindeki yerini kuvvetlendirdi.

Sultan Kutuz’un devlet idaresinde sert ve şiddetli bir yol takip etmesi, düşmanlarının çoğalmasına sebeb oldu ve 1260 (H.659) senesinin sonlarına doğru, bir suikaste uğrayarak öldürüldü. Bunun üzerine Memlûk emirleri, Baybars’ı sultan tanıdılar ve "Melik-üz-zâhir Rükneddîn" ünvanını verdiler. Sultan olunca yaptığı ilk iş Kutuz’un halktan topladığı ağır vergileri kaldırmak oldu. Böylece halk Baybars’ı coşkun bir sevinç ile karşıladı.

Kendisini Melik-ül-Mücâhid ünvanıyla sultan îlân etmeye kalkışan Şam nâibi Sencer’i 1261 (H.660) senesinde yaptığı muharebede kolayca mağlûb ve esir ederek hapsettirdi. Bu sırada Memlûkler için başta Moğollar olmak üzere kuzeyde Ermeniler, Kıbrıs krallığı, güneyde Nubyalılar ve batıda Berberîler devamlı bir tehlike arzetmekte idi. Bu durumu gözönüne alan Baybars, önce devletin içindeki nüfuzunu arttırdı. Kırek’teki Eyyûbî emîrini öldürttü ve kendisi için görünen tehlikeleri ortadan kaldırdı. Daha sonra dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı faaliyetlere girişerek tedbirler aldı.

Abbasi Hilafetini Kurtardı

Moğolların Bağdad’ı işgalleri sırasında ellerinden kurtulan halîfe Zâhir’in oğlu Ahmed, Şam’a gitmişti. Baybars, onu Kâhire’ye getirerek büyük bir törenle bî’at etti. Böylece İslâm âleminde asırlardan beri manevî ehemmiyetini muhafaza eden Abbasî hilâfetinin ortadan kalkmasına mâni oldu. Mustansır billâh lakabını alan yeni halîfe, Kâsımüd-devle ünvânını verdiği Baybars’a; Mısır ve Suriye’nin hükümdarlığı berâtını verdi.

1264 (H.663) senesinde Moğol ordusunun Birecik üzerine hücum ettiğini ve kaleyi kuşattığını haber alan Baybars, büyük bir ordu ile Suriye’ye hareket etti. Baybars’ın üzerlerine geldiğini haber alan Moğollar, kuşatmayı kaldırarak geri çekildiler. Bu durumu yolda öğrenen Baybars, Birecik’e gidip kaleyi yeniden tahkim ve teçhiz ederek, uzun bir kuşatmaya dayanacak hâle getirdi, Irak’taki kabîle reislerini Moğolların hareketlerini tâkib etmek ve bildirmekle görevlendirdi.

Hülâgû’nun ölmesi Moğollar ile Memlûklüler arasındaki düşmanlığı gideremedi. İnsanlık düşmanı olan Hülâgû’nun yerine Hıristiyan hanımından doğan Abaka geçti. Abaka, doğudaki ve batıdaki Hıristiyan kuvvetleriyle devamlı münâsebet hâlinde idi. Ülkesindeki iç karışıklıkları hâllettikten sonra, İslâm topraklarına saldırmak istiyordu. Zaman kazanmak için, 1265 (H.664) senesinde Baybars’a bir elçi göndererek barış teklif etti. Müslümanları ve halîfeyi katleden Moğolların bu teklifini Baybars kabul etmedi.

Aradan üç sene kadar bir süre geçtikten sonra Abaka, barış teklifini tekrarladı. Abaka, bu teklifinde kendini göklere çıkararak överken, Baybars’ın bir köle olduğunu hatırlatarak aşağılıyordu. Baybars, yılmadan ömrünün sonuna kadar Moğollarla harbedeceğini bildirdi ve barış teklifini kabul etmedi. Sulhtan ümidini kesen Abaka, haçlılarla anlaşarak Müslümanlara saldırmaya başladı. Fakat her defasında Baybars’ın orduları tarafından geri püskürtüldü. Moğollar yenilerek perişan bir vaziyette geri çekilmeye mecbur oldular.

Antakya'yı Ele Geçirdi

Baybars bir taraftan Moğollar, diğer yönden de Haçlılarla savaşıyordu. Haçlılar arasındaki iç çekişmelerden faydalanarak, 1267 (H.666) senesinde Taberiyye ve Akka bölgelerini ele geçirdi. Ertesi sene Yafa, Sakûf ve Arnun şehirlerini zapt ederek, Antakya önlerine ulaştı. Antakya’ya vardığı zaman, ordusunu üç kısma ayırdı. Bir kısmını denizden gelecek yardıma mani olması için Suveydiye’ye, diğer bölümünü de doğu Hıristiyanlarından yardım gelmemesi için Suriye ve Çukurova’ya, bölgedeki geçitleri tutmaları için gönderdi. Ana kuvvetin başına geçerek Antakya’ya hücum etti. Şehir kısa bir süre sonra, 1268 (H.667) senesinin Nisan ayında Memlûklerin eline geçti. Müslümanlar pek çok ganîmet ve esir aldılar. Baybars, 1271 (H.670) senesinde Trablus Prensliği’ne saldırarak, Safîtö, Hısn-ul-Ekrâd ve Hısn-i Akkâr’ı ele geçirdi. Dönüşünde Akka’nın kuzeydoğusunda bulunan Hısn-ul-Karin’i aldı. Aynı sene Akkalılar’a yardım için gelen İngiliz kralı Edward, Baybars’la haçlılar arasında on yıllık bir barış yapılmasını sağladı. 

İmam-ı Nevevi Mektuplar Göndererek Nasihat Etti

Sultan Baybars, 1273 (H.672) senesinde ordunun ihtiyâcını karşılamak için her yıl üç taksitte halktan alınmak üzere bir milyon iki yüz bin dirhem tutan bir vergi koydu. Halk bu vergiyi ödeyecek durumda değildi. Bu durum karşısında dâima yol gösteren, Allahü teâlânın emirlerine muvafık olmayan bir işi işlediklerinde gerekli îkâzı yapan İslâm âlimleri nâmına, İmâm-ı Nevevî bir mektub yazdırarak Emir Bedreddîn’e gönderdi ve sultana ulaştırmasını istedi.
Emir Bedreddîn, İmâm-ı Nevevî’nin mektubunu Sultan’a verdi. Sultan Baybars, İmâm-ı Nevevî’ye sert bir mektup yazdı ve verginin tahsili için tekrar tekrar emirler verdi. Halk vergileri ödemekten aciz kaldı. Sultan’ın cevâbı İmâm-ı Nevevî’ye ulaşınca, o da cevab olarak bir nasîhat mektubu yazdı.

Bu mektubun gönderilmesinden az bir zaman sonra, İmâm-ı Nevevî hazretleri Sultan’ın halka nasıl davranması gerektiğini bildirmek için bir mektup daha yazdı.

Bu mektuplar, Sultan Baybars’ın üzerinde büyük bir tesir gösterdi. Koyduğu yeni vergilerden vazgeçti. Tahsil edilen paraları da sahiplerine geri verdi. Halk, bu durum karşısında çok sevindi. Sultan’ın düşmanlarına karşı zafer kazanması için Allahü teâlâya duâ ettiler.

Baybars, Moğolların yaptıkları zulümler karşısında, Anadolu’ya sefer düzenledi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, 1277 (H.675) senesi Nisan ayının yedisinde Halep’ten yola çıktı. Altı gün sonra Elbistan ovasına ulaştı. Sis (Küçük Ermenistan) kralı bu durumu derhal Moğollara bildirdi. Moğollar, işgalleri altındaki Anadolu’dan da asker alarak, Elbistan üzerine yürüdüler.
Sultan Baybars’ın ordusu Elbistan ovasına geldiği zaman, Giray adındaki bir Moğol komutasındaki öncü birliği ile karşılaştı ve Emir Şemseddîn’i üzerlerine gönderdi. Yapılan savaşta Moğollar kısa zamanda bozularak kılıçtan geçirildiler. Baybars’la anlaşan Selçuklu beyleri harbe katılmadıkları için, Anadolu Türklerinin kaybı fazla olmadı. Memlûk ordusunda da zayiat gâyet azdı.

Kayseriyi de Aldı

Sultan Baybars, ertesi gün ordusunu toplayarak Kayseri üzerine yürüdü. Elbistan’dan Kayseri’ye kadar yol üstünde bulunan kalelerin kumandanları itâatlarını bildirdiler. Nisan ayının yirmisinde Memlûklu ordusu herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Kayseri’ye girdi. Kısa bir süre Kayseri’de kalan Baybars, yiyeceğin azalması ve erzak temininin zorluğu yüzünden, Antakya yoluyla, Şam’a döndü. Şam’da aniden rahatsızlanarak 1277 (H.676) senesi Muharrem ayının yirmi yedisinde Perşembe günü vefât etti.

Türk İslam Tarihinin Dahî Şahasiyetlerindendi


Hayâtının en verimli devrinde ve saltanatının en parlak ve kudretli zamanında ölen Baybars, ortaçağ İslâm-Türk târihinin en büyük simalarından biridir. Maddî ve manevî bir çok hususiyetlere sahip, müstesna bir insandı . Çok güçlü bir vücûda, sağlam bir irâdeye, benzeri görülmemiş bir cesarete ve parlak bir zekâya sâhib idi. En önemli ve cesur hareketlerinde bile dâima ihtiyatlı hareket eder, en küçük tedbiri bile almakta ihmalkârlık göstermezdi. Harblerin en tehlikeli anlarında bir nefer gibi, ön saflarda çarpışır, hiç bir tehlikeden çekinmezdi. Ehl-i sünnet mezhebine mensub olan halkının işlerini görmek için ayrı ayrı kadıların başına kâdı’l-kudâtlar tâyini usûlünü ilk defa o koymuştu.

 Medrese, imaret ve hastahâne gibi hayır müesseseleri kurdu ve İslâm büyükleri ile eski mücâhid kahramanların türbelerini tamir ettirdi. Yabancı devlet adamlarına karşı takib ettiği siyâsetle, Müslüman tüccarların serbest ticâret yapmalarını sağladı. Mükemmel bir posta teşkilâtı kurarak, ülkesindeki haberleşmeyi kolaylaştırdı. Ayrıca geniş bir istihbarat teşkilâtı kurdu ve casusları kontrol eden casuslar kullandı. Devrinde her türlü silâhların yapımına büyük ölçüde önem verdi ve tersaneler kurdurdu.

İlgili Makaleler

Türk Sultanları
Baburşah II
H
indistan’da Bâbürlü Türk Devleti’nin son hükümdarı. Asıl ismi Ebü’l-Muzaffer Sirâceddîn Muhammed’dir. İkinci Ekber Şah’ın oğludur. 24 Ocak 1775’te doğdu. 1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin elinde bulunuyordu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir…
Türk Sultanları
Tîmûr Han
T
ürk-İslâm dünyâsının büyük hükümdarlarından. Târihin en büyük cihangirlerinden biridir. Babası Moğol Barlas Aşireti reislerinden Emir Turgaya, annesi Tigin Hatundur. 1336 senesinde  Mâverâünnehr’de Semerkand’la Belh arasında  Keş kasabasında doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven babası Emir Turagay,…
Tîmûr Han
Türk Sultanları
Ahmed Bin Hülâgû
İ
ran’daki İlhanlı devletinin üçüncü hükümdarı. Birinci İlhanlı hükümdarı Hülâgû’nun oğludur. Asıl ismi, Teküder’dir. Müslüman olduktan sonra Ahmed ismini aldı. Doğum târihi kesin olarak bilinmeyen Ahmed Han, ağabeyi Abaka Han’ın ölümünden sonra hükümdar oldu. İki yıl kadar hükümdarlık yaptıktan sonra, 1284 (H.683)…
Türk Sultanları
Abdullah Han
M
âverâünnehr bölgesinde kurulan (şimdiki Özbekistan bölgesinde) Şeybânî hanedanlığının büyük hükümdarlarından. İsmi, Abdullah bin İskender bin Ebü’l-Hayr’dır. 1533 (H.940) senesinde Aferinkend’de doğdu. Doğduğu zaman babası İskender Han, duâsını almak için büyük âlim Ubeydlullah-ı Ahrâr’ın talebesi ve zamanın âlimi…
Türk Sultanları
Melikşah

B

üyük Selçuklu Devleti hükümdârı. Babası Sultan Alparslan’dır. 1055’te doğdu, Büyük Selçuklu Devleti’nin topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebü’l-Feth” (fetihlerin babası veya pekçok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim…

Melikşah
Türk Sultanları
İltutmuş

D
elhi Türk Sultanlığının en büyük hükümdarlarından. Lakabı Şemseddîn’dir. Türkistan’daki asil İlbarı kabîlesine mensûb olup, Aylam Han’ın oğludur. Çok akıllı, zekî ve kabiliyetli idi.
Hindistan evliyasının büyüklerinden Muînüddîn Çeştî ile büyük velî Şihâbüddîn-i Sühreverdî birlikte oturmuş sohbet ediyordu. Bu…
Türk Sultanları
Firûz Şah
D
elhi Türk sultanlarından. Tuğluk hânedanlığının üçüncü hükümdarı. Bu hânedanlığın kurucusu ve ilk hükümdarı olan Gıyâseddîn Tuğluk’un kardeşi Melik Receb’in oğludur. Asıl adı Kemâleddîn’dir. 1309 (H.709)’da doğdu. 1351 (H.752) senesinde hükümdar oldu. 1388 (H.790)’da seksen yaşında vefât etti.

Firûz Şah’ın annesi Naila…
Türk Sultanları
Bahadır Şah-II
H
indistan’da Bâbürlü Türk Devleti’nin son hükümdarı. Asıl ismi Ebü’l-Muzaffer Sirâceddîn Muhammed’dir. İkinci Ekber Şah’ın oğludur. 24 Ocak 1775’te doğdu. 1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin elinde bulunuyordu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir…
Türk Sultanları
Muhammed Tapar
B
üyük Selçuklu Devleti sultânı. Sultan Melikşah’ın oğlu olup, 1082 yılında doğdu. Babasının 1092’de vefâtıyla, Selçuklu sultanı olan ağabeyi Berkyaruk’un yanında yetişti. Sultan Berkyaruk ona Gence havâlisinin idâresini verdi. Muhammed Tapar, Gence’ye gelerek Arran’ı da hâkimiyeti altına aldı. Kumandanlarının…
Türk Sultanları
Celâleddîn Harezmşah
H
arezmşahlar Devleti’nin son hükümdarı, ismi, Mengübertî, lakabı Celâleddîn’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası, Harezmşah Devleti sultânı Alâüddîn Muhammed, annesi Ay-Ciçek Hâtun’dur. Babasının 1220  yılında  vefâtı üzerine Harezmşah sultânı oldu. 1231 yılında şehit edildi.

Celâleddîn Harezmşah, küçük yaştan îtib…
Celâleddîn Harezmşah
Türk Sultanları
Ebü'l Gâzi Bahadır Han
Ö

zbek hükümdarı ve târihçi. 1603 (H.1012)’de Rus Kazaklarının Urgenç’e hücumlarından ve bunları babasının imha etmesinden kırk gün sonra doğdu. Babasının bu gazası ve galibiyeti sebebiyle ona Ebü’l-Gâzi ismi verildi. Babası Harezm Özbek hânlarının ceddi olan Yadigâr Han’ın dördüncü batından torunu Arab Muhammed…

Türk Sultanları
Belek Bey
H

açlılara karşı büyük zaferler kazanan Artuklu beyi. İsmi, Belek bin Behrâm bin Artuk olup, lakabı Nûruddevle’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Amcası İlgâzi, Artukluların Mardin; diğer amcası Sökmen ise Hısn-Keyfâ kolunun beyi idi.

Suriye Selçuklu sultânı Tutuş, Suruç’u, Sökmen Bey’e iktâ olarak verdi. Haçlılara…