Yemen'de Son Şahlanış

M.Sertoğlu 19.09.2012 3894

İ
ngilizler Aden sınırındaki Lâhiç Emirliği arazisine fazla önem verdikleri için buraya kendilerine tâbi olmuş birçok yerli kabileler göndermişler, aynı zamanda Aden’de bulunan yedi taburluk bir tugayı da onlarla birlikte Türkler’i püskürtmeye memur etmişlerdi. Ali Said Bey, evvelâ bu kuvvetlere hücum ederek onları yendi. Şiddetli çarpışmalardan sonra emirliğin merkezi olan Lâhiç’e girdi.

Kaçan İngilizler’le Arap kabilelerini Aden dolaylarına kadar kovaladı. On gün kadar buralarda tutundu. Lâkin İngilizler, Süveyş ve Basra cephelerinden ayırdıkları yeni kuvvetleri karaya çıkardılar. Sarılmak tehlikesiyle karşılaşan Ali Said Bey, çaresiz kuvvetlerini Lâhiç’e çekerek savaşı orada kabul etmeye karar verdi.

Kanlı Savaşlar

Bundan sonra düşman üstün kuvvetlerle ve bir kısım yerli kabilelerin yardımiyle taarruza geçti. Günlerce süren hücumlar, Türkler’in kahramanca karşı koyuşları ve mukabil taarruzları karşısında neticesiz kaldı. Ummadıkları kadar zayiat veren İngilizler, sonundâ Lâhiç’i zaptedemiyeceklerini anlayarak hiç olmazsa Aden’i elde tutmak için savunmaya geçmeye karar verdiler ve açık denizden körfeze kadar tel örgü ve hendeklerden bir müdafaa hattı kurmaya başladılar. Türkler de boş durmuyor ve on altı kilometrelik bir cephe üzerinden Aden’i kuşatma hareketine girişmiş bulunuyorlardı.

İşte, bu son hizmetine karşılık Ali Said Bey’in rütbesi mirlivalığa, yâni generalliğe yükseltilmiştir. Genç Paşa, bu sırada muhasara işini tamamlamış ve düşmanı demir bir çenber içine alarak bulunduğu yeri tesbit etmişti. Karşısındaki kuvvet, sayıca kendi emrindekilerden dört beş misli fazlaydı. Üstelik silâh ve her türlü savaş malzemesi bakımından ölçülmeyecek bir üstünlüğe sahip bulunuyor, İngiliz gemileri ise deniz tarafından Türk hatlarını rahatça bombardıman edebiliyordu.

Şiddetli Bombardımana Rağmen Düşmana Adım Attırılmıyordu

Buna karşılık bir avuç Türk bu kesintisiz bombardımanlara, üst üste taarruzlara, ancak sayı fazlalığına, silah ve malzeme bolluğuna sahip tarafın lehine gelişebilen yıpratıcı siper savaşlarına rağmen düşmana adım attırmıyordu.

Daima her türlü methin üstünde bulunan Mehmedçiğin Aden önünde gösterdiği bu cesaret ve direniş başta Hindistan’a, Cava’ya ve Güney Afrika’ya yayılmış, buralarda yaşıyan Müslümanlar’ın Osmanlı devletine olan mânevî bağlılıklarını ve Türkler’e karşı duydukları hayranlığı arttırmış, Yemen’deki kabileleri ise iyice sindirerek âsâyişin yerleşmesine sebep olmuştu. Ali Said Paşa bundan faydalanarak uzak ve yakın bütün yerli emîrlik ve sultanlıklarla devlet lehine anlaşmalar yarak onların düşman emellerine hizmetleri ihtimalini de ortadan kaldırdı.

Elinde ancak iki bin Türk ve o kadar da yerli kuvvetler bulunan Ali Said Paşa’nın bir taarruz hareketiyle Aden’i zaptetmesi mümkün değildi. Yemen’de bulunan ve boş duran öbür askerî birlikte de emrine verilse o zaman böyle bir şey düşünülebilirdi. Tevfik Paşa’nın ise buna razı olmasına imkân yoktu. Şu hâlde yapılacak şey, İngilizler’i Aden’de dışarıya uğratmamak ve Yemen’i ele geçirmelerine engel olmaktı. Ali Said Paşa ise, bütün şartların aleyhinde olmasına rağmen bunu başarıyordu.

Lahiç Halkı Türkler’den Son Derece Memnundu

Ali Said Paşa, uzun bir kuşatmaya hazırlanıyordu. Ancak, ne erzak ve ne de para vardı. Bunun üzerine Lâhiç deltasında ziraate başladı. Bu suretle birliklerinin hem ekmek, hem de sebze ihtiyacını karşıladı. Hurmalıklardan da bol bol faydalanıldı. Lâhiç halkı, Türkler’den son derece memnundu.

Aden’de ise durum tam tersineydi. Yalnız şehrin nüfusu kırk bin kişi olup Arap, Hindli ve Somalililerin teşkil ettiği halk, daha evvel bolluğa alışmış bulunuyorlardı. Bölgenin bütün ihtiyacı ise evvelce Yemen’den sağlanmaktaydı Türkler, Aden’i kara tarafından sıkı bir kuşatmaya aldıklarından hiçbir yiyecek maddesinin buradan girmesine imkan yoktu. Bunun üzerine halk İngilizler’i sıkıştırmaya başladı. Onlar da şu cevabı verdiler:

"Elimizden bir şey gelmez. Çünkü sizin dindaşlarınız olan Türkler, yolları kesmiş bulunuyorlar. Ali Said Paşa’ya müracaat edin. Eğer o Lâhiç’den erzak çıkmasına müsaade ederse, biz de bunun Aden’e girmesine engel olmayız. Yalnız siz de karşılığında mal değil, yalnız para çıkartabilirsiniz."

Bunun üzerine Aden’in ilerigelenleri Ali Said Paşa’ya bir heyet göndererek durumu bildirdiler. O da belli bir ücret karşılığında buna razı oldu. Böylece hem tümenin para ihtiyacı sağlandı, hem de İngilizler’in bütün gayret ve dikkatlerine rağmen pamuk ipliği, tuz, pirinç ve şeker gibi Türkler’in elinde bulunmayan ve yokluğu şiddetle hissedilen maddeler Lâhiç’e kaçak olarak bol bol gemliye başladı. Pamuk ipliği ele geçince kumaş dokunarak askerin giyecek ihtiyacı giderildi.

Aden kuşatması böylece tam kırk ay sürdü. İngiliz kuvvetleri bir avuç Türk’ün önünde düştükleri durumun utancı içinde bunalıp kaldılar. Bu sırada Aden’de bulunan İngilizler’in siyasî memuru ve vali muavini Albay Horald D.F. Jacob, on dört yıl sonra kaleme almış olduğu eserde şöyle demektedir:

“Yemen’deki bu savaşın mânevi şekli Aden önlerinde Türkler’e karşı yenilmemiz dolayısıyla memleketteki şeref ve haysiyetimizin kaybolmasına sebebiyet vermiştir tarzında ifade olunabilir.”

Mütareke Şartları İcabı


Nihayet Birinci Dünya Savaşı, Türkler’in birlikte bulunduğu müttefik grubun yenilgisiyle neticelendi. Mütarekenin (Mondoros) imzalanmasından iki gün sonra İngilizler durumu kendilerine bildirdilerse de Türkler buna aldırış etmediler. Lâkin İstanbul’dan yeni Sadrazam Müşir Ahmed İzzet Paşa’dan gelen bir telgraf, Anavatanın selâmeti adına derhal teslim olunulmasını ve Yemen’in boşaltılmasını bildiriyordu.

Ali Said Paşa, bunun üzerine İngilizler’le müzâkerelere girişti ve sonunda onlara kendisinin ve subaylarının tabancalarını muhafaza etmek, teslim olanlara iyi davranılmak ve merasim protokoluna tâbi tutulmak şartlarını kabul ettirdi. Sonra Türk birliklerinden kalan bin sekiz yüz kişi ile savaşı terk ederek mütareke hükümlerine boyun eğdi. Buna rağmen birliklerini yenilmiş saymıyordu. Nitekim İngiliz siyasi memuruna:

“Sizinle üç seneden fazla savaştım ve hiçbir vakit yenilmedim. Ancak mütareke hükümlerine uyarak teslim oluyorum” demekten kendisini alamamıştı.

Muzaffer Bir Ordu Gibi

Türk birlikleri, başlarında Ali Said Paşa bulunduğu halde Aden’e mağlûp değil, muzaffer bir ordu imiş gibi girdi ve halkın çoşkun gösterileriyle karşılandı. Düşman tarafından bile saygı gören bu birlikler, bir süre Aden’de kaldıktan sonra Mısır’daki esir kampına gönderildiler.

Artık Türkler’in Yemen’deki dört yüz yıllık hâkimiyeti sona ermiş bulunuyordu. Burada kaldıkları sürece memleketin insanı, kalkınması ve medeniyetin Arap yarımadasının bu uzak köşesine girip yerleşmesi için ellerinden geleni yapmışlardı. Türk hâkimiyet devri, Yemenliler’e çok şey kazandırmıştır. Türkler’in ise, netice hiçbir kazancı olmadı. Yalnız bu sürenin son elli yılı içinde Yemen topraklarına yüz elli bine yakın Türk askeri gömüldü. İstanbul ve Anadolu’da hâlâ dedeleri içinde Yemen şehidi bulunmayan aile pek azdır. Güzel vatanın cennet bucakları yıllarca:

Havada bulut yok, bu ne dumandır?
Mahlede ölü yok, bu ne figandır?
Şu Yemen illeri ne de yamandır…
Ah o Yemen’dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir?

Türküsüyle inledi ve sayısız Türk anasının, Türk kadının ve Türk kızının kalbi Yemen çöllerinde harcanıp giden oğullar, kocalar ve yavuklular için yandı durdu.

Kaynak: Hayat Tarih Mecmuası

 

İlgili Makaleler

Zaferlerimiz
Bursa'nın Fethi
B
ursa, Bizans'ın Marmara bölgesinde mühim ve müstahkem bir kalesi idi. Osman Gazi zamanından beri yakınına yapılan iki kale ile sıkı bir kuşatma ve kontrol altına alınmıştı. Orhan Gazi, hasta olan babasının yerine, 1320 senesinden itibaren sefer işlerini yürütüyordu.

İlk iş olarak Bursa'ya deniz yoluyla İ…
Bursa'nın Fethi
Zaferlerimiz
Talas Meydan Muhârebesi
İ
lk müttefik Türk ve İslâm orduları ile Çin ordusu arasında yapılan meydan savaşı. İslâmiyeti henüz kabul etmeyen Türklerin, Orta Asya’da İslâm dînini tanıtıp yayan Araplarla berâber Çinlilere karşı Talas’ta yaptıkları bu harp sebep ve neticesi bakımından çok önemlidir.

Göktürk İmparatorluğunu yıkmış olan Çin’in…

Talas  Meydan Muhârebesi
Zaferlerimiz
Estergon'un Fethi
E
stergon şehri Budin’in 45 km kuzeybatısında, Tuna kıyısında Vaç dirseğinin kuzeyinde yer almaktadır. Onuncu yüzyılın sonlarında Hıristiyanlığı benimseyen Macar Krallığının başkenti oldu (996). Dördüncü Kral Bela 12. yüzyılın ortalarında başkenti Budin’e taşıdı ise de şehir dînî merkez olma hüviyetini devam ettirdi.…
Estergon'un Fethi
Zaferlerimiz
Zigetvar Zaferi
C
ihan Hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman, ordusunun başında son seferine çıkıyordu. 13 yıldır, savaştan uzak yaşamıştı. Şehzade Mustafa ve Şehzade Bâyezîd gibi iki pırlanta evlâdından olmuş; yaşamak ve hükmetmek gözünden düşmüştü. Nitekim, Saraydan çıkmadan önce, oğlu Şehzade Selim’e kendi el yazısı ile…
Zigetvar Zaferi
Zaferlerimiz
Cerbe Muhârebesi
1
560’ta vukû bulan ve Haçlı donanmasının hezîmetiyle sonuçlanan, deniz muhârebesi. Preveze yenilgisinin izlerini silmek isteyen Avrupalılar, Türkleri Batı Akdeniz’den çıkarabilmek için, Turgut Reisi Cerbe’de vurup askerini imhâ etmek gâyesindeydiler. Ancak bu sâyede Tunus ve Trablus, İspanya’nın eline geçerdi.…
Cerbe Muhârebesi
Zaferlerimiz
Vâdi-üs-Seyl Zaferi
O
smanlı Devleti, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Cezayir’i fethedince, batısında bulunan Fas ile komşu oldular. O tarihlerde Fas sultanı olan II. Muhammed, Osmanlıların kendi devletini de ele geçireceğinden korkarak, 80.000 kişilik bir ordu ile Cezayir üzerine yürüdü. Cezayir valisi olan Kazdağlı Salih Paşa bunu…
Vâdi-üs-Seyl Zaferi
Zaferlerimiz
Ridâniye Meydan Muhârebesi
O
smanlı ordusunun kesin zaferiyle netîcelenen Osmanlı-Memlûk meydan muhârebesi. 22 Ocak 1517 târihinde Kâhire yakınlarındaki Ridâniye mevkiinde Osmanlı Sultânı Birinci Selim Han ile Mısır Memlûk Sultanı Tomanbay arasında meydana geldi. Netîcesi îtibâriyle İslâm ve Osmanlı târihi bakımından önemli hâdise ve…
Ridâniye Meydan Muhârebesi
Zaferlerimiz
Çıldır Meydan Muhârebesi
Ç
ıldır Meydan Muhârebesi, 9 Ağustos 1578'de Osmanlı Devleti ile Safevi kuvvetleri arasında yapılan meydan savaşıdır. 1555 yılında imzalanan Amasya Antlaşması'yla Safevi Şahı I. Tahmasp; Osmanlıların Kars, Iğdır, Revan (Erivan) ve Tebriz çevresindeki egemenliğini kabul etmişti.

23 yıl sonra antlaşma bozuldu ve bu bölge…

Çıldır Meydan Muhârebesi
Zaferlerimiz
Uyvar Zaferi
Uyvar önünde bir Türk gibi kuvvetli

F

azıl Ahmed Paşa 'nın mühürdarı Hasan Ağa ile Erzurumlu Osman Dede, Orta Avrupa 'nın kapısı sayılan Uyvar'ın muhasara ve fethinde hazır bulunmuşlardı. Tarihimizin zaferler silsilesi içinde önemli bir yeri olan bu olayın hikâyesini, onların kalemlerinden sunuyoruz.
Budapeşte’nin 80 k…

Uyvar Zaferi
Zaferlerimiz
Dargo Meydan Muharebeleri
T
ürk harp tarihinin şanlı sayfaları arasına gömülmüş en kanlı savaşlardan birisi de muhakkak ki Dargo Meydan Muharebesidir. Bu savaş muazzam Rus ordularına karşı Şeyh Şamil’in enbüyük zaferi ile neticelenmiştir.

Dargo meydan muharebesi, Şâmil’in cihana sığmayan büyük askerî kudret ve dehâsını, şöhretin arşına çıkaran…
Dargo Meydan Muharebeleri
Zaferlerimiz
İstanbul'un Fethi
O
smanlı sultanlarından İkinci Mehmed Hanın 29 Mayıs 1453’te Bizans İmparatorluğunun başşehrini alması. Türk-İslâm mefkûresinde çok önemli bir yer işgâl eden İstanbul’un fethi, İslâmiyetle birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, bir kızıl elma yâni yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Araplar, sonra da Türkler,…
İstanbul'un Fethi
Zaferlerimiz
Koyun Adaları Zaferi

A
kdeniz’de bir hakimiyet kurmuş olan Venedik donanması, Papalık ve Malta hükümetlerinden de yardım görerek 7 Eylül 1694’te Sakız adasına büyük miktarda asker çıkarmıştı. Kalede bulunan pek az sayıda Türk kuvvetleri civar sularda dolaşan Kaptan-ı Deryâ Palabıyık Yusuf Paşa emrindeki donanmamızdan yardım göremeyince,…