
emerkant’ta Şah-ı Zinde grubu içindeki en sağlam binalardan biri, 1371 tarihli Türkan Aka Türbesi'dir. Bilinen öyküsü şöyle: Timur'un kız kardeşi Türkan Aka, kızı Sadi Mülk Aka için yaptırmış, sonradan Türkan Aka da buraya gömülmüş. Türbenin taban oturumu 10x8.6 metredir. Çiniler orijinalidir.
"Mimar Sinan'da
Tezyinat Anlayışı" adlı eserimizde "Çini sanatı da Mimar Sinan döneminde zirvededir" demiştik.
Bugün şuna da şahit olduk ki Osmanlı'da çini buradaki seviyeye ulaşamamış.
Kıskançlık hissi duymamak gerek çünkü bunu yapanlar da Türk'tü. Türbede yatanın
adı da zaten Türkan'dır. Zaten Türkan: "Türk-Kan"dır. Bu eserlerin bulunduğu yol yaklaşık
Cephesini kaplayan çini tezyinat gerçek anlamıyla mükemmel. Çini tekniğinin ve mimarîde kullanımının son noktası, zirvesi Epigrafik, bitkisel, geometrik desenler; kabartmalar, oymalar, geçmelerle iç içe bütünleşmiş. Sırlı tuğla, çini ve mozaikler pano, bordur, rozet, kuşak, mukarnas, sütunçe haline gelmiş. Tamamı lacivert, turkuaz, beyaz ve çok az mor ile renklendirilmiş.
Çini yüzeyindeki bütün desenler (mukarnas dâhil) oymalı zeminde kabartmalarla işlenmiş. Bu üstün teknik, kompozisyon ve renk ahengiyle birleşince ortaya mükemmel bir eser çıkmış. Buradaki bütünü oluşturan her birim, bağımsız bir sanat şaheseridir.
Üst kısmı yıkılmış olan ön cephe, taç kapı biçiminde ele alınmış. Binanın köşelerindeki sütunların güzelliğini kalemle anlatmak mümkün değil. Aynı estetiği kelimelerle ifade edemeyeceğimizi bilerek kabaca geometrisini ele alıyoruz. Muhteşem işlemeli sütunun kaidesi sanki iki yarım küre ters olarak üst üste koyulmuş, arasına da kaymasını önlemek için bir bilezik geçirilmiş gibidir.
Üstteki yarım küre, bordürlerle silindirik olarak uzatılmış ve yukarısı dilim dilim genişletilmiş. Ahşap sütunlarda da; Talas'taki granit sütunda da aynı şekli gördük. Burada bu sütunu küre üzerine oturtma geleneği, öyle bir estetiğe bürünmüş ki üstteki küre açılmakta olan bir lale haline gelmiş.
Mimar olarak duyduğumuz hayranlık, eğer seramikçi olsaydık sınırsız bir üzüntüye dönüşürdü. Çünkü asrımız teknolojisi bu çinileri değil aşmak, taklidini yapmaya bile imkân sağlamıyor. Sadece cephe çinileri üzerine kitaplar yazılabilir; 2-3 farklı tez ortaya koyulabilir. Bu sebeple detaya giremeyeceğiz.
Giriş cephesinin ana şeması diğer türbelerle aynıdır. Dışta hat, içte sekiz yapraklı çiçek dizisiyle iki geniş bant, onların arasında Selçukî yıldızlı bordur ve tümünü saran mozaik geometrik desenler... Giriş eyvanının yanındaki hat kuşağı içbükey yüzeylidir.
Kapı yine yazı ile çevrelenmiş ve hat ile taçlanmış. Giriş nişinin köşe sütunçeleri ve yan yüzündeki iki pano sadece "harika" diye tanımlanabilir. Bu çinilerin tekniğine ulaşmak bugün için mümkün değil.
Kapıdan geçince muhteşem çinilerle donanmış muhteşem mekâna giriyoruz. Bu defa elma yeşili ve sarının da katılmasıyla renkler değişmiş. Bu kadar zengin bezeme öyle güzel yapılmış ki açgözlü bir gösteriş değil, huzurlu bir denge sergiliyor.
Duvarlarda kabartma yazı çerçeveli panoların ortası kabartma hat rozetleri ile süslenmiş. Kubbeye geçen köşe kemerlerine mukarnas işlenmiş.
Kubbe, merkezdeki sekiz kollu yıldızın köşelerinde buluşan sekiz bölüme ayrılmış. Bu dilimler, dört değişik biçimde yıldızlı çinilerle bezenmiş. Arasında da damla şeklinde rozetler var. Acaba diyoruz bu damlalar yıldız yıldız işlemeli gökyüzünden düştüğü ümit edilen rahmeti mi simgeliyor?
(Yük. Mimar G. Ramazanoğlu)