Bağdat'ın Yeniden Fethi

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil 01.04.2011 3442
9
0 yıldır Osmanlı hakimiyetinde bulunan Bağdat'ın Safeviler eline düşmesi İstanbul'da ve bütün Sünnî İslâm dünyasında üzüntüye sebep oldu. Sultan IV. Murad'ın çocuk yaşta olmasına ve İstanbul'da zorbaların çıkardığı karışıklıklara rağmen Bağdat'ı geri alabilmek için derhal harekete geçildi.

Hafız Ahmed Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu 13 Kasım l625'ten 3 Temmuz 1626'ya kadar Bağdat'ı kuşatma altında tuttu. Şehrin düşmesi an meselesi iken Osmanlı askerleri arasında başgösteren hastalık ve yorgunluk sebebiyle netice alınamadı. 1629'da Sadrâzam Boşnak Hüsrev Paşa ikinci kez Bağdat seferine çıktı. Kırk gün süren bu kuşatmadan da bir netice elde edilemedi. Merkezdeki karışıklıklar da Osmanlı ordusundaki gayret ve sebatı kırıyor, kesin bir sonuca ulaşmaya mâni oluyordu.

Belinde Hazreti Ömer'in Kılıcı!

İran hükümdarı Şah Safi'nin sulh tekliflerini şiddetle reddeden genç Osmanlı Hükümdarı kendisinden önce Sadrazam Bayram Paşa 'yi gerekli tertibatı alması için Anadolu'ya gönderdi. Sefer hazırlıklarını gören padişah da Sivaslı Abdülmecid Şeyhî Efendi'nin elinden Hazret-i Ömer'in kılıcını beline kuşandıktan sonra harekete geçti. 8 Mayıs 1638 günü Üsküdar ordugâhından, yanında 86 yaşındaki Şeyhülislâm Yahya Efendi, alimler ve veliler olduğu halde Bağdat'ı fethetmek niyetiyle hareket etti. Padişahın yapmış olduğu sefer hazırlıkları o kadar mükemmel ve zengin ve o kadar ihtişamlı idi ki bunlar kaynaklarda sahifelerce anlatılmaktadır.  

Osmanlı ordusu şehirlerden tam bir nizam ve disiplin içerisinde geçerek Konya yoluyla Haleb'e doğru hareket etti. Ordu Birecik'te iken Sadrâzam Bayram Paşa vefat etti. Padişah bu kıymetli devlet adamının vefatına çok üzülüp ağladı. Sadarete Tayyar Mehmed Paşa getirildi.

Delinmez Denilen Kalkan

Musul'a varıldığında orduya gelen Hindistan elçisi huzura kabul olundu. Hind padişahı Murad Han'a gönderdiği mektupta kendisinin de Kandahar  üzerine yürüdüğünü beyan ediyor ve Cenab-ı Hakkın her ikisini de muzaffer kılması için dua ediyordu. Hind elçisinin getirdiği kıymetli hediyeler arasında 150.000 guruş değerinde murassa bir kemer ile fil kulağından yapılmış ve üzerine gergedan postu geçirilmiş: tüfek, kılıç ve kargı kâr etmez diye inanılan bir kalkan dahi vardı.

Sultan Murad bu kalkanı önüne koydurarak mızrak ile öyle kuvvetli bir darbe vurdu ki mızrak kalkanın bir tarafından öbür tarafına geçti. Kalkanın içine 500 altın konularak elçiye teslim olundu. Osmanlı ordusu, İstanbul'dan hareketinin yüz doksan yedinci günü Bağdat önlerine ulaştı.

Haya Ederim!

İmam-ı Azam türbesinin bulunduğu kısım surların dışında olduğundan daha önceden ele geçirilmişti. Padişaha öncelikle İmamı Azam Hazretlerinin türbesini ziyaret etmenin iyi olacağı söylenince genç ve haşin hükümdar ağlamaklı bir şekilde:

"Bağdat şehri sapıkların pis ayaklarıyla kirlenirken yüce imamımızın kabrini ziyarete gitmekten haya ederim" cevabını verdi.

Padişahın otağı Dicle'ye yakın bir tepenin üzerinde, İmamı Azam kalesi karşısına kuruldu. Ancak Murad Han otağına girmeden her gruba bulunacağı yeri göstermek üzere asker arasına karıştı. Daha önce Hafız Ahmed Paşa Bağdat'ı, aşağı tarafındaki Karanlık Kapı'dan ve Hüsrev Paşa ise İmamı Azam Kapısı tarafından kuşattıklarından bu mevkiler daha ziyade tahkim edilmişti. Veziri azam Tayyar Paşa bu durumu padişaha arz ile kuşatmanın, pek muhkem olmadığı haber alman Ak Kapı tarafından yapılmasını arzeyledi. Mütalaası kabul olunarak hemen o gece asker siperler kazıp metrislere girdi. Diğer kale kapılan da kuşatıldı.

Ak Kapı tarafında veziri azam, yeniçeri ağası ve Rumeli beylerbeyi yerleşmişti. Bu mevkiden Karanlık Kapı'ya kadar Kaptan Paşa, Sivas Beylerbeyi, Samsoncubaşı, Köstendil ve Avlonya beyleri ve Mısır askeriyle beraber Anadolu Beylerbeyi emrindeki kuvvetler dizilmişlerdi.

Bağdat'ın müdafii Bektaş Han'ın emri altında 40 bin kişilik bir Safevi garnizonu bulunuyordu. Şah Safi ise atlı kuvvetleriyle Kasrı Şirin'e gelerek gün be gün muhasaranın gidişatını takibe başladı. O Bağdat'ın güçlü surlarına ve müdafaa kuvvetlerinin çokluğuna güveniyordu. Kuşatma uzayıp kış mevsimi gelince padişahın geri çekileceğini ümid ediyordu. Sultan Murad Han 12 bin kişilik sipahi kuvvetini Iran içlerine sokup Şehriban bölgesini çiğnettiği halde Şah'ı savaş meydanına çekemedi.

Bu arada 18-20 okka gülle atan Osmanlı topları kaleyi şiddetle dövmeye devam ediyorlardı. Muhasaranın sekizinci günü metrisler hendek kenarına kadar vardı. Padişah devamlı olarak siperleri gezip askerleri teşcî ediyordu. İranlılar ise siperlere karşı yoğun taarruz ve baskınlarda  bulunuyorlar ve bunlar Osmanlı askerinin gayretleriyle defediliyordu.

Şecaatin Bu mudur?

Muhasaranın 37. gününe gelindiğinde hendekler dolmuş kale duvarları pek çok yerden yıkılmış bulunuyordu. Genç padişah veziri azamim huzuruna davet ederek; "Hendekler doldu niçin yürüyüş edilmiyor" diyerek tekdir etti. Sadrâzam:

"Padişahım sabrolunsun. Yakında şehir fetholunur. Yürüyüşe zaman vardır. Acele ile askeri kırdırmayalım" deyince Padişah:

"Senin namın, dilaverliğin ve şecaatin bu mudur? Tehirin manası nedir?" deyince Veziri âzam:

"Ben canımı pâdişâhıma feda etmişim. Tayyar kulun ölmekle bir şey olmaz. Hemen Cenâb-ı Hakk kalayı ihsan buyursun" sözleriyle ertesi gün kaleye yürüyüş ilan ettirdi.

Bütün gece Osmanlı dilaverlerinin gözüne uyku girmedi. Geceyi dua, niyaz ve yakarışla geçirdiler. Sabah namazım kılıp güneşin doğması ile beraber Allah Allah! sadalanyla yayından fırlayan ok gibi Bağdat üzerine aktılar. Vezirler, yeniçeri ümerası, beğlerbeği ve sancak beğleri hendeklerden çıkarak en önde kuleler üzerine gittiler. Şiddetli çarpışmalar sonucunda bazı kuleler ele geçerek bayrak dikildi. Tayyar Paşa da daima ilk safta olmak üzere kılıcıyla Acemler'in başlarını uçurmakta iken, alnına bir kurşun isabetiyle şehid düştü.

Sultan Murad bunu duyunca teessür içerisinde kalarak:

"Ah Tayyar! Bağdat gibi bin kale-ye değerdin" dedikten sonra vezirine rahmet okumuştur.

Tayyar Paşa imamı Azam türbesinde, eskiden Bağdat valisi olan pederinin ayak ucunda defnolundu. Naima onun için "Said olarak yaşadı, şehid olarak öldü" ifadesini kullanmaktadır.

Göreyim Seni

Sultan Murad Han, Tayyar Paşa'dan boşalan Vezir-i Azamlık Makamına Kemankeş Kara Mustafa Paşayı getirdikten sonra:

"Göreyim seni! Cenâb-ı Hakk'ın inâyetiyle Bağdad fethini senden beklerim. Bu hizmet için can ve başla çalışmalısın. Allah muinin olsun" dedi.

Mustafa Paşa Yer Öperek:

"Padişahın kalbî teveccühlerini ve hayırdualarını isterim"
 dedikten sonra ağlayarak çıktı. Kemankeş Mustafa Paşa, Tayyar Paşa'nın şehadetiyle askerin bir an için kesilen kahramanlıklarım yeniden alevlendirmek üzere hendek üzerine yürüdü. Mustafa Paşa'nın levendlerinin ve ağalarının önünde bu şekilde ileri atıldığım gören askerler hep bir ağızdan;
"Ölmek bu gün içindir" diyerek yeni bir şevkle çarpışmaya başladılar. Ve bütün kuleler alınıncaya, müdafiler aman dileyinceye kadar da durmadılar.

İşte Bir Avuç Kanımla Başım

Nihayet muhasaranın 40. günü Bağdat Hanı, muhafızlarından bir Acem vasıtasıyla Sultan Murad'i teslim olmayı kabul ettiklerini ve huzuruna varmak istediğini bildirdi. Genç Padişah başında levend varî bir keşmir şalı, onun üzerinde murassa bir iğne ile tutturulmuş sorgucu ve dizlerinin üzerinde kılıcı olduğu halde altın bir taht üzerine oturmuştu.

Şeyhülislâm, vezirler ve şâir erkan da yerlerini alınca Bektaş Han korkusundan aklı başından gitmiş bir halde titreye titreye huzura girdi ve yer öperek el pençe durdu. Hünkâr; büyük bir şevketle:

"Neden bana karşı koydun? Bu kadar direnmek neden gerektir Daha evvel aman dilesen olmaz mıydı?" deyince Bektaş Han tekrar yer öptükten sonra:

"Velinimetimiz olan şahımız uğruna elden geldiği kadar direnmek lazım idî. Nitekim saadetlü padişahımın kulları da uğrunuzda ellerinden geleni yaparlar. İşte bir avuç kanımla başım ve canım. Huzurunuza geldim. Dilerse katletsin, dilerse affetsin. Ferman padişâhımındır."

Bu cevabı beğenen Hünkâr:

"Elbette öyledir. Efendine hizmet etmek ise ancak bu kadar olur. Sana ve sana tabi olanlara aman verdim."

Böylece, muhasaranın 40. günü Bağdat bir kez daha Osmanlı Türkleri'nin idaresi altına giriyordu (24 Aralık 1638).

Bağdat kalesi bu şekilde teslim olduğu ve içinde bulunanlara aman verdiği halde, iç kaledeki bazı mutaassıp Safevi Paşa'nın şehadetiyle askerin bir an için kesilen kahramanlıklarım yeniden alevlendirmek üzere hendek üzerine yürüdü. Mustafa Paşa'nın levendlerinin ve ağalarının önünde bu şekilde ileri atıldığım gören askerler hep bir ağızdan;

"Ölmek bu gün içindir" diyerek yeni bir şevkle çarpışmaya başladılar. Ve bütün kuleler alınıncaya, müdafiler aman dileyinceye kadar da durmadılar.

İlgili Makaleler

Zaferlerimiz
Bursa'nın Fethi
B
ursa, Bizans'ın Marmara bölgesinde mühim ve müstahkem bir kalesi idi. Osman Gazi zamanından beri yakınına yapılan iki kale ile sıkı bir kuşatma ve kontrol altına alınmıştı. Orhan Gazi, hasta olan babasının yerine, 1320 senesinden itibaren sefer işlerini yürütüyordu.

İlk iş olarak Bursa'ya deniz yoluyla İ…
Bursa'nın Fethi
Zaferlerimiz
Talas Meydan Muhârebesi
İ
lk müttefik Türk ve İslâm orduları ile Çin ordusu arasında yapılan meydan savaşı. İslâmiyeti henüz kabul etmeyen Türklerin, Orta Asya’da İslâm dînini tanıtıp yayan Araplarla berâber Çinlilere karşı Talas’ta yaptıkları bu harp sebep ve neticesi bakımından çok önemlidir.

Göktürk İmparatorluğunu yıkmış olan Çin’in…

Talas  Meydan Muhârebesi
Zaferlerimiz
Estergon'un Fethi
E
stergon şehri Budin’in 45 km kuzeybatısında, Tuna kıyısında Vaç dirseğinin kuzeyinde yer almaktadır. Onuncu yüzyılın sonlarında Hıristiyanlığı benimseyen Macar Krallığının başkenti oldu (996). Dördüncü Kral Bela 12. yüzyılın ortalarında başkenti Budin’e taşıdı ise de şehir dînî merkez olma hüviyetini devam ettirdi.…
Estergon'un Fethi
Zaferlerimiz
Zigetvar Zaferi
C
ihan Hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman, ordusunun başında son seferine çıkıyordu. 13 yıldır, savaştan uzak yaşamıştı. Şehzade Mustafa ve Şehzade Bâyezîd gibi iki pırlanta evlâdından olmuş; yaşamak ve hükmetmek gözünden düşmüştü. Nitekim, Saraydan çıkmadan önce, oğlu Şehzade Selim’e kendi el yazısı ile…
Zigetvar Zaferi
Zaferlerimiz
Cerbe Muhârebesi
1
560’ta vukû bulan ve Haçlı donanmasının hezîmetiyle sonuçlanan, deniz muhârebesi. Preveze yenilgisinin izlerini silmek isteyen Avrupalılar, Türkleri Batı Akdeniz’den çıkarabilmek için, Turgut Reisi Cerbe’de vurup askerini imhâ etmek gâyesindeydiler. Ancak bu sâyede Tunus ve Trablus, İspanya’nın eline geçerdi.…
Cerbe Muhârebesi
Zaferlerimiz
Vâdi-üs-Seyl Zaferi
O
smanlı Devleti, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Cezayir’i fethedince, batısında bulunan Fas ile komşu oldular. O tarihlerde Fas sultanı olan II. Muhammed, Osmanlıların kendi devletini de ele geçireceğinden korkarak, 80.000 kişilik bir ordu ile Cezayir üzerine yürüdü. Cezayir valisi olan Kazdağlı Salih Paşa bunu…
Vâdi-üs-Seyl Zaferi
Zaferlerimiz
Ridâniye Meydan Muhârebesi
O
smanlı ordusunun kesin zaferiyle netîcelenen Osmanlı-Memlûk meydan muhârebesi. 22 Ocak 1517 târihinde Kâhire yakınlarındaki Ridâniye mevkiinde Osmanlı Sultânı Birinci Selim Han ile Mısır Memlûk Sultanı Tomanbay arasında meydana geldi. Netîcesi îtibâriyle İslâm ve Osmanlı târihi bakımından önemli hâdise ve…
Ridâniye Meydan Muhârebesi
Zaferlerimiz
Çıldır Meydan Muhârebesi
Ç
ıldır Meydan Muhârebesi, 9 Ağustos 1578'de Osmanlı Devleti ile Safevi kuvvetleri arasında yapılan meydan savaşıdır. 1555 yılında imzalanan Amasya Antlaşması'yla Safevi Şahı I. Tahmasp; Osmanlıların Kars, Iğdır, Revan (Erivan) ve Tebriz çevresindeki egemenliğini kabul etmişti.

23 yıl sonra antlaşma bozuldu ve bu bölge…

Çıldır Meydan Muhârebesi
Zaferlerimiz
Uyvar Zaferi
Uyvar önünde bir Türk gibi kuvvetli

F

azıl Ahmed Paşa 'nın mühürdarı Hasan Ağa ile Erzurumlu Osman Dede, Orta Avrupa 'nın kapısı sayılan Uyvar'ın muhasara ve fethinde hazır bulunmuşlardı. Tarihimizin zaferler silsilesi içinde önemli bir yeri olan bu olayın hikâyesini, onların kalemlerinden sunuyoruz.
Budapeşte’nin 80 k…

Uyvar Zaferi
Zaferlerimiz
Dargo Meydan Muharebeleri
T
ürk harp tarihinin şanlı sayfaları arasına gömülmüş en kanlı savaşlardan birisi de muhakkak ki Dargo Meydan Muharebesidir. Bu savaş muazzam Rus ordularına karşı Şeyh Şamil’in enbüyük zaferi ile neticelenmiştir.

Dargo meydan muharebesi, Şâmil’in cihana sığmayan büyük askerî kudret ve dehâsını, şöhretin arşına çıkaran…
Dargo Meydan Muharebeleri
Zaferlerimiz
İstanbul'un Fethi
O
smanlı sultanlarından İkinci Mehmed Hanın 29 Mayıs 1453’te Bizans İmparatorluğunun başşehrini alması. Türk-İslâm mefkûresinde çok önemli bir yer işgâl eden İstanbul’un fethi, İslâmiyetle birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, bir kızıl elma yâni yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Araplar, sonra da Türkler,…
İstanbul'un Fethi
Zaferlerimiz
Koyun Adaları Zaferi

A
kdeniz’de bir hakimiyet kurmuş olan Venedik donanması, Papalık ve Malta hükümetlerinden de yardım görerek 7 Eylül 1694’te Sakız adasına büyük miktarda asker çıkarmıştı. Kalede bulunan pek az sayıda Türk kuvvetleri civar sularda dolaşan Kaptan-ı Deryâ Palabıyık Yusuf Paşa emrindeki donanmamızdan yardım göremeyince,…