Türkiye Selçukluları

mehmetcan 29.02.2012 8304

O
ğuz Türklerinin Üçoklu Kınık Boyuna mensup Selçuklu hükümdar âilesinden Süleymân Şah tarafından Anadolu’da kurulan devlet. Malazgirt Zaferiyle Anadolu kapılarını Türklere açan mücâhid Sultan Muhammed Alparslan, muhârebeye katılan kumandan ve Türkmen reislerine Anadolu’yu Türkleştirme ve İslâmlaştırma vazifesini verdi.

Bunlardan Kutalmışoğlu Süleymân Şah, Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu’nun torunu olup, Anadolu’daki fetih harekâtından sonra Antakya’dan Anadolu’ya girdi. 1074 senesinde Konya ve havâlisini mahallî Rum despotlarından alarak, fetihlere devamla İznik önlerine geldi. 1075 senesinde İznik’i fethederek, emrindeki kuvvetlerin merkezi yaptı. Böylece Türkiye Selçuklu Devleti’nin temeli atılmış oldu.

Süleymân Şah, Bizans’ın merkezî ve mahallî tekfurlukları arasındaki çekişmelerden faydalanarak, bölgede hâkimiyetini kuvvetlendirdi. İznik’te yeni bir Türk devletinin kurulması, Anadolu’ya gelen Türkmenlerin birleşmesini temin edip, doğudaki Müslüman Türklerin büyük topluluklar hâlinde bölgeye gelmelerine sebep oldu.

Bölgede Türk nüfûsunun artarak devletin kuvvetlenmesiyle; Bizans’ın kötü idâresi, bitmek bilmeyen iç harpler ve isyânlar sebebiyle perişân olan yerli halk da, Süleymân Şah’ın idâresinde huzur ve sükûna kavuştu. Bu sâyede Türkiye Selçuklu Devleti sağlam bir temele oturdu. Küfür karanlığından, İslâm nûrunun aydınlığında hürriyet ve adâlete kavuşan yerli halk, kısa zamanda seve seve Müslüman oldu.

Devlet Teşkilatı

Türkiye Selçuklularını Oğuzların Üç Oklar kolunun Kınık Boyuna mensup Selçuklular kurup idâre ettiler. Devlet teşkilâtı sağlam bir esâsa sâhipti. Türkiye Selçukluları; Karahanlı, Büyük Selçuklu ve Abbâsîlerin yanında diğer Türk ve İslâm devletlerinin teşkilâtlarından da geniş ölçüde faydalandılar. Bunları mükemmel bir şekilde kendi bünyelerine uydurdular.

Sultanlar, devletin idâresinde hissedilen ihtiyaçlara göre teşkilâtlarını genişlettiler ve zaman zaman da yenileme yollarına gittiler. Devletin, hânedân âzâları arasında taksim edilmesinin; bölünmeye ve saltanat mücâdelesine sebep olduğu görüldü. İkinci Kılıç Arslan’dan sonra merkeziyetçilik geliştirildi.

Devlet, önceki Türk hâkimiyetlerinde olduğu gibi hânedânın müşterek mes’ûliyeti altındaydı. Devleti idâre eden hükümdârın ise, hânedân mensubu olması şarttı. İsimleri Türkçe ve İslâmî idi. Ayrıca halîfe ve âlimler tarafından künye ve lakablar verilirdi. Tahta yeni çıkan sultanlar, halîfeye hükümdârlıklarını tasdik ettirirler, adlarına para bastırır ve hutbe okuturlardı.

Muhârebelerde veya herhangi bir gezide hâkimiyet alâmeti olarak sultanların başları üstünde atlastan veya altın işlemeli kadifeden yapılmış bir çetr (şemsiye) tutulur, dâimâ yanında hazır bulunan kös, sultanın kapısında günde beş defâ növbet çalardı. Vilâyetlerdeki meliklerin günde üç növbet çaldırma hakları vardı.

Sultanlar, haftanın muayyen günlerinde devlet erkânını ve emirleri, huzuruna kabul eder ve onların görüşlerini alırlardı. Sultan; İktâların tevzii, kâdı (hâkim)ların tâyini, devlete bağlı beylik ve sultanların başına geçenlerin tâyinini tasdik eder, hükûmete karşı işlenen cürümlerle meşgul yüksek mahkemeye de başkanlık ederdi.

Devletin mutlak sûretle idâresi, birinci derecede sultana âit olmakla birlikte, bizzat kendisi, mevcut kânunlara uyardı. Sultan, adâlet mekanizmasının sıhhatli olması için, haftada iki gün halkın derdini dinlerdi.

Ordu

Gulâmânı saray, hassa ordusu, hânedâna mensup meliklerin kuvvetleri, Türkmen kuvvetleri, tâbi kuvvetler, ücretli askerler ve donanmadan müteşekkildi. Ordunun ve idârenin esâsını, mahallinde çiftçilerin ödediği vergilerle beslenen Türk ıktâ askerleri teşkil ederdi. Orduda dînî vazifeleri görmek ve gazâ rûhunu canlı tutmak maksadıyla âlim, derviş ve mutasavvıflar bulunurdu. Silâh olarak, ok, yay, kılıç, kargı, çomak, gürz, mızrak, topuz, nacak, mancınık, merdiven, seyyar kule kullanılırdı. Ordudaki birlikler muhtelif bayrak, tuğ ve alem taşırlardı.

Hukuk

Türkiye Selçuklularında şer’î dâvâlara her şehirde bulunan kâdılar bakardı. Konya’da oturan baş kâdıya Kâdı’lkudât denirdi. Bu kâdılar, tereke, hayrat işleri ve vakıfların idâresine bakarlardı. Selçuklularda örfî dâvâlara bakan mahkemeler de bulunurdu. Bu mahkemeler, âsâyiş, devlet emirlerine itâatsizlik ve siyâsî suçlar gibi dâvâlara bakardı. Bu örfî mahkemelerin başında Emîri dâd bulunurdu.

Kâdıların verdikleri hükme müdâhale edilemezdi. Ancak yanlış verilen bir hüküm olursa, diğer kâdılar tarafından altı imzâlanarak sultana arz edilirdi. Kâdıların yüksek medrese tahsili görmüş, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış olması şarttı. Müftîler, Hanefî mezhebine göre fetvâ verirlerdi. Ehli sünnet îtikâdında olan halkın çoğu Hanefî, bir kısmı Şâfiî ve pek azı da diğer iki hak mezhebden idi.

Medreseler ve İlim

Türkiye Selçukluları sultanları kültür ve medeniyet hizmeti için ilme ve âlimlere kıymet verdiler. Bir ilim ocağı olan medreselerde eğitim ve öğretim ücretsizdi. Vakıf gelirleri, onların geçimini temin ederdi.

Medreselerde İslâm ilimlerinden; ilmi tefsîr, ilmi üsûli hadîs, ilmi hadîs, ilmi usûli kelâm, ilmi kelâm, ilmi usûli fıkıh, ilmi fıkıh, ilmi tasavvuf yanında, matematik, astronomi, tıp ve felsefe gibi fen bilgileri de öğretilirdi.

Umûmiyetle, medresenin yanında dârüşşifâ denilen hastahâne, câmi, kütüphâne, zâviye, kervansaray, imâret de bulunurdu. Bunlar da birer ilim ve irfân yuvasıydı. İslâm ülkelerinden birçok âlim, Anadolu’daki ilim yuvalarına gelip ders verdiler. Başta sultan olmak üzere devlet adamlarından ve ahâliden iyi muâmele gördüler.

Meşhur Medreseler 

Âlimlerin ders verip, eser yazdıkları müesseselerin en meşhurları şunlardır:  Konya’da; Karatay Medresesi, Atabekiyye Medresesi, Akşehir Medresesi, İnce Minâre Dârülhuffâzı, Sırçalı Medrese, Altunaba Medresesi, Dârüşşifâı Alâî, Kayseri’de; Sâhibiyye Medresesi, Siraceddîn Medresesi, Şifâiyye Gıyâsiyye Medresesi, Hunat Hâtun Medresesi, Aksaray’da; Zinciriyye Medresesi, Sivas’ta; Dârüşşifâ, Gök Medrese, Çifte Minâre Medresesi, Burûciye Medresesi, Erzurum’da; Yâkutiye Medresesi, Çifte Minâre Medresesi.

Alimler

Türkiye Selçuklu Devleti’ni, ilim ve irfân yuvası hâline getiren kıymetli İslâm âlimlerinin arasında; Şihâbüddîni Sühreverdî, Necmeddîni Râzî, Şeyhi Ekber Muhyiddîni Arabî, Ahmed Fakîh, Mevlânâ Celâleddîn Muhammed Rûmî, Hâcı Bektaşı Velî, Sadreddîni Konevî, Safiyyeddîn Muhammed Urmevî, Sirâcüddîn Mahmûd Urmevî, İzzeddîn Urmevî, Celâleddîn Habîb, Sâdeddîni Fergânî, Fahreddîn Irâkî, Kâdı Burhâneddîn, Kutbeddîni Şîrâzî, Ahî Evren, Evhadüddîn Ebû Hâmid Kirmânî, Şemsi Tebrîzî, Muhammed Behâüddîn Veled, Seyyid Burhâneddîn Muhakkık Tirmizî, Şeyh Hüsâmeddîn Çelebi, Şeyh Edebâlî, İbni Türkmânî, İbrâhimi Hemedânî, Cemâleddîni Aksarâyî gibi devrin en seçkin âlimleri vardı.

Edebiyat

Anadolu’da Türkmenler, Türkçe konuşup, sözlü ve yazılı edebiyât eserleri meydana getirdiler. Dînî ve bâzı edebî eserlerde Arapça ve Farsça kullanılırdı. Halkın büyük çoğunluğu Türkçe konuşurdu. Daha sonraları Türkçe, edebiyât dili hâlini aldı. Ahmed Fakîh, Hoca Dehhânî, Hoca Mes’ûd, Yûnus Emre, Türkçe şiirler söyleyip yazdılar. Yûnus Emre, şiirdeki büyük kudreti ve tasavvuf aşkıyla Türkçenin en güzel, en iyi örneklerini verdi. Göçebeler arasında Oğuznâme ve Dede Korkud destanlarıyla gâziler arasında çok rağbet bulan Dânişmendnâme ve Battalnâme bu devirde sözlü edebiyâttan yazılı edebiyâta intikâl etti. Celâleddîni Rûmî ve oğlu Sultan Veled, insanlara doğru yolu gösteren ve nasîhat veren eserlerini Farsça yanında Türkçeyle de yazdılar.

Kervansaraylar

Türkiye Selçukluları, Anadolu’yu Müslüman ve gayri müslim kavimler arasında bir köprü hâline getirdiler. Dünyâ ticâret yollarını açıp, tedbirler aldılar. Ticârî münâsebetleri zorlaştıran engelleri kaldırıp, ülkenin birçok yerinde kervansaraylar yaptırdılar. Yolcuların buralarda, hayvanları ile birlikte üç gün ücretsiz kalma ve yemek yeme hakları vardı. Buralara gelen, müslim ve gayri müslim, zenginfakir, hürköle bütün misâfirlere aynı yemek verilmesi ve eşit muâmele yapılması esastı. Kervansaraylar ve hanlar bir külliye hâlinde olup, hepsinin câmi ve kütüphânesi vardı.

 

İlgili Makaleler

Türk Devletleri
Hive Hanlığı
O
n altıncı yüzyılda Harezm’de kurulan ve 1920’ye kadar fâsılalarla devâm eden hanlık. Şeybânî hâkimiyeti sonrasında Safevî işgâline uğrayan Harezm bölgesi halkı, Yâdigâr Han soyundan İlbars’ın liderliğinde birleşip, 1511 yılında Gürgenç merkez olmak üzere Hive Hanlığı’nı kurdular.

Yâdigâr Han soyundan gelen Hive Hanları…

Hive Hanlığı
Türk Devletleri
Ramazanoğulları
A

dana bölgesinde 1352 yılından 1608 yılına kadar hüküm süren bir Türk beyliği. Oğuzların Yüregir boyuna mensup olan Ramazan Bey’in kurduğu beylik; 1383 yılına kadar Elbistan’ı, oranın Dulkadiroğullarına geçmesi ile de Adana’yı merkez yapmıştır. Ramazanoğulları Beyliği 1352’den 1608’e kadar 256 yıl devâm etmekle…
Ramazanoğulları
Türk Devletleri
Dulkadiroğulları Beyliği

O
 n dör­dün­cü asır­dan On al­tın­cı as­rın ilk ya­rı­la­rı­na ka­dar Ana­do­lu tâ­ri­hin­de mü­him rol oy­na­yan Oğuz­la­rının Bo­zok ko­lu­na bağ­lı Türk­men hâ­ne­dâ­nı. Ana­do­lu’ya Ha­san Dul­ka­dir ad­lı be­yin idâ­re­sin­de ge­len ve Dul­ka­dir­li Bey­li­ği­’nin çe­kir­de­ği­ni mey­da­na ge­ti­ren bu ilk…
Dulkadiroğulları Beyliği
Türk Devletleri
Suriye Selçukluları

S
uriye ve havâlisinde Sultan Melikşah’ın kardeşi Tutuş tarafından kurulan Selçuklu hânedânı. Suriye fâtihi Emir Atsız’ın Kâhire yakınlarında Fâtımîler karşısında mağlûbiyeti sırasında öldüğü zannedilince, Sultan Melikşah Suriye’yi kardeşi Tutuş’a verdi (1077). Fakat Atsız’ın, Sultan Melikşah’a hayatta…
Suriye Selçukluları
Türk Devletleri
Kirman Selçuklu Devleti
S

ultan Alparslan’ın kardeşi Kara Arslan Kavurd Bey tarafından Kirman’da kurulan devlet. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasında önemi büyük olan Dandanakan Savaşı kazanıldıktan sonra Merv’de toplanan Selçuklu büyükleri, o zamâna kadar ele geçirilmiş ve geçirilecek toprakların idâresini hânedân üyeleri arasında…

Kirman Selçuklu Devleti
Türk Devletleri
Germiyanoğulları Beyliği
K
ütahya ve çevresinde hüküm sürmüş bir Türk beyliği. Toprakları, doğuda Afyonkarahisar ve Denizli, batıda Gediz ve Menderes vâdilerine kadar uzanırdı.

Germiyan, önceleri Türk aşîretlerinin birinin adıyken, Anadolu Selçukluları Devleti’nin (1077-1307) son zamanlarında 1300 (H.700) yılında kurulan Germiyanoğulları…

Germiyanoğulları Beyliği
Türk Devletleri
Kazan Hanlığı
İ
dil (Volga) Irmağı kıyısındaki Kazan şehrinde kurulmu
Kazan Hanlığı
Türk Devletleri
Menteşeoğulları Beyliği
G
üneybatı Anadolu’da kurulan bir Türk beyliği. Merkezi bugünkü Muğla vilâyeti olan, bu beyliğin hâkimiyeti on üçüncü yüzyılın ortalarından on beşinci yüzyılın başlarına kadar devâm etti.

Anadolu’ya bütünüyle sâhip olup, askerî ve siyâsî hâkimiyetlerini iskân siyâsetiyle de pekiştirmek isteyen Selçuklular; gazâ akınları…

Menteşeoğulları Beyliği
Türk Devletleri
Eşrefoğulları

O

n üçüncü asrın sonlarına doğru Beyşehir ve Seydişehir civârında kurulmuş bir Türk beyliği. Beyliğin kurucusu Seyfeddîn Süleymân Bey, Anadolu Selçuklularının uç beyi idi. Selçuklu Sultanı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev, 1283 senesinde İlhanlı hükümdarı tarafından öldürülünce, yerine amcasının oğlu İkinci Gıyâseddîn…

Eşrefoğulları
Türk Devletleri
Aydınoğulları Beyliği
O
n dördüncü asır başında Aydın ve çevresinde kurulan Türk beyliği. Germiyan ordusu subaşısı Aydınoğlu Mübârizüddîn Mehmed Bey kurmuştur. Germiyanoğlu Birinci Yakub Bey tarafından Aydın ve çevresini fethetmekle görevlendirilen Mehmed Bey, öncelikle Sasa Bey’in elindeki Tire, Ayasluğ (Selçuk) ve Birgi’yi ele geçirdi. Bu…
Aydınoğulları Beyliği
Türk Devletleri
Candaroğulları
O
n üçüncü asırda Kastamonu, Sinop ve çevresinde kurulan bir beylik. Aslen Türkmen bir âiledendirler. Beyliğin kurucusu ise Şemseddîn Yaman Candar’dır.

On üçüncü asrın sonlarında Selçuklu hükümdarı İkinci İzzeddîn Keykavus’un oğlu İkinci Gıyâseddîn Mes’ûd’un birinci hükümdarlığı zamânında (1293-1298), bunun…
Candaroğulları
Türk Devletleri
Kaçarlar
T
ürkistan, Âzerbaycan, İran ve Anadolu’da yaşayan Türkmen kabîlesi ve İran’da iktidar olmuş hânedân. Kaçar adı, Türkçe kaçmak kelimesinden türetilmiştir.

Kaçarlar, Moğollar zamânında Hazar Denizi kıyılarında otururlardı. İlhanlılardan Hülâgu Hân’ın (1256-1264), Alamut Bâtınîlerine ve Sûriye’ye karşı giriştiği seferlere…