İhşidoğulları

dd 16.08.2011 4651

M
 ısır’da 935-969 târihleri arasında hüküm sürmüş bir Türk hânedânı. Devletin kurucusu Muhammed bin Tuğç, iki nesilden beri Abbâsîlerin hizmetinde bulunan bir Türk âilesindendir. Muhammed bin Tuğç, 935 yılında Mısır vâlisi oldu ve istiklâlini îlân ederek Halîfe Râzi’den İhşîd ünvânını aldı. İhşîd “şahlar şahı” mânâsına geliyordu. Ayrıca Muhammed’in ataları da Fergana’da İhşîd ünvânıyla meliklik yaparlardı.

İhşîd, Mısır’da tam bir hâkimiyet sağladı. Ancak bu sırada, Bağdat’ta hâkimiyeti ele geçirmiş olan Muhammed bin Râik, Mısır’a kadar geldi. Bu tehlikeli durum üzerine Muhammed bin Tuğç, vergi vermek şartıyla Remle’ye kadar olan bölgeyi geri aldı. Beş sene devâm eden barış devresinden sonra, iki emîrin arası yeniden açıldı. Laccun mevkiindeki savaşı iki taraf da kazanamadı. Fakat tesis edilen âilevî münâsebetler iki emîri yeniden birbirine yaklaştırdı. İhşîd, senelik 140.000 dinar vergi verdi. 

Emir Raik’in ölümünden sonra İhşîdîlere Hamdânî âilesinden yeni bir rakib ortaya çıktı. Ancak Muhammed bin Tuğç, sulh devresini iyi değerlendirmiş ve devleti en kudretli mevkiine çıkarmıştı. Emîrü’lümerâlık mevkiini elde etmek için mücâdeleye başladı. 944 yılında Rakka’nın karşısında Fırat kenarında Halîfe elMüttekî ile karşılaştı. Ancak bu sırada Hamdânî âilesinden emir Seyfüddevle Mısır’ı tehdid etmeye başladığından geri döndü. Böylece yeniden başlayan mücâdelede İhşîdîler gâlip geldi. Muhammed bin Tuğç, Şam’ı ele geçirdi ise de 964 yılında öldü. Yerine iki oğlundan Ebü’lKâsım Unûcur tahta geçti.

Unûcur ve kardeşi Ali zamânında İhşîdîlerin Mısır’daki hâkimiyeti sözde kalmıştı. Gerçek iktidâr, İhşîd’in ölümünden biraz önce çocukları için saltanat nâibi olarak tâyin ettiği Nubyalı köle Kâfûr’un elindeydi. Oğullar ise, kukla bir vaziyetteydi. Nitekim 966 yılında Ali’nin ölümü üzerine Kâfûr idâreyi tam olarak ele alınca halîfe bu vâliliği tanıdı. Kâfûr, Mısır ile Sûriye’yi tehdid eden Hamdânîlere karşı başarılar kazandı. Kâfûr’un ölümü Mısır’ı kuvvetli bir idâreciden mahrum bıraktı. Yerine İhşîd’in torunu Ahmed vâli tâyin edildi. Ancak bu zayıf ve kısa ömürlü emirin idâresi zamânında Mısır, Afrika’nın kuzeyinden gelen Fâtımîlerin baskısına dayanamadı ve 969 yılında bu devletin hâkimiyeti altına girdi.

İhşîdîler hânedânının en önemli iki şahsiyeti şüphe yok ki İhşîd ile Kâfûr’dur. İhşîd çok kuvvetli ve mücâdeleyi seven bir emirdi. Ömrü, Mısır’da kuvvetli bir hâkimiyet sağlamak için çalışmalarla geçti. Bu zor şartlarda Mısır’da îmâr faaliyetlerini de ihmâl etmedi. Devletin ikinci mühim şahsiyeti olan Kâfûr, zenci bir köleyken sırf zekâsı sâyesinde devletin iktidâr mevkiini elde etmiştir. İhşîd ve Kâfûr, Mısır’da sanat ve edebiyâtın da hâmisi olarak tanınmışlardır.

Kültür ve Medeniyet

Ihşîdîler, Abbasî halîfeliğine bağlı olmakla birlikte, bu bağ; şeklî olup, istiklâl ve hürriyetlerini tehdit etmiyordu. İhşîdîler husûsî ve resmî hayâtlarında ve idârî nizâmlarında, bilerek ve isteyerek Abbâsîleri taklit ediyorlardı.

Emir, ülkedeki en büyük siyâsî gücü temsil ediyordu. Emir’in yaşı küçük olursa, işleri onun adına bir vâsi idare ediyordu. Emirin yanında saray ve devlet görevlilerinin başında hâcib gelirdi. Hâcibin vazifesi, bir takım kaidelere göre, Emir ile görüşecek kişilerin huzuruna giriş çıkışlarını düzenlemekti. Hâcibden sonra hazînedar gelirdi. Bundan sonra sırasıyla tabib, muhafız alayı kumandanı, emîri âhûr ile saray ve köşklerden sorumlu diğer vazifeliler gelirdi. Devlet görevlilerinin başında vezir gelmekteydi. İdarî işlerde emire yardımcı olan vezirin de yardımcıları vardı. Bunların başına inşâ dîvânı başkanı olan kâtib gelirdi. Mâliye teşkilâtının başında Âmilülharâc denilen kişi bulunurdu. Başta haraç vergisi olmak üzere, devletin gelirini teşkil eden diğer kaynaklardan para toplamak bunun vazifesi idi.

İhşîdîler devrinde Mısır, idârî bakımdan büyük eyâlet ve vilâyetlere bölünmüştü. İhşîdîler, bütün ülkede kontrolü sağlayabilmek için, buralara kendi ailelerinden vâliler tâyin ediyorlardı. Bu vâliler, bulundukları bölgenin bütün işlerinden mesul olup, bölgelerinde güvenlik görevlisi ve haraç âmili olanlar da kendilerine yardım ederlerdi.

İhşîdîler, bağımsızlıklarını korumak ve devam ettirmek için orduya büyük önem verdiler. Orduyu meydana getiren elemanların başında Türkler geliyordu. Türklerden başka orduda siyahiler ve diğer muhtelif ırktan askerler de yer alıyordu. İhşîdler, Tûlûnoğulları gibi donanmaya da çok önem verdiler. İhşîd Muhammed, erRavzâ adasındaki tersanenin bir kısmını Fustat’a naklettirerek burada bir çok gemi yaptırdı ve Suriye seferlerinde bu gemilerden çok istifâde etti.

Bu devlet zamânında Mısır’da ilim ve fikir hayâtı gelişmesini devam ettirmiştir. Ulemâ, üdebâ ve fıkıh âlimleri, sultanların ilim meclislerinde bir araya geliyorlardı ve onlardan maddî ve mânevî destek görüyorlardı. Âlimler, derslerini Amr bin Âs ve İbni Tûlûn câmilerinde veriyorlardı. Fustat’da bulunan “Sûkulvarrâkîn” (Kitabçılar çarşısı)’deki dükkânlarda birçok ilmî kitaplar satılıyor ve münazaralar yapılıyordu. Ayrıca yüksek dereceli idarecilerin evlerinde ilim meclisleri kuruluyordu, ömrünün büyük kısmını Amr bin Âs Câmii’nde ders vererek geçiren ve devrin meşhur âlimi olan Ebû Bekr bin Haddâd; tefsîr, hadîs, fıkıh, sarf, nahiv ve edebiyat alanında söz sahibi idi. Ayrıca Mısır’da İhşîdîlerin ilme ve âlime verdikleri değeri duyup, çeşitli bölgelerden gelen çok sayıda âlim vardı.

Zünnûn-i Mısrî ile başlayan tasavvuf yolu, Mısır’da Tûlûnoğulları ve İhşîdîler devrinde bütün bölgeye yayılmıştı. Bu devirde Mısır’da en çok gelişen ilim dalları târih, sarf ve nahiv idi. Sarf ve nahiv alanında Ebü’l Abbâs Ahmed bin Vellâd ve Ebû Ca’fer en-Nahhas, İhşîdîler devrinde yetişen belli başlı âlimlerdendir. İbni Yûnus, el-Kindî ve İbni Zolak da bu devlet zamânında yetişmiş meşhur târihçilerdir.

İhşîdîler zamânında Mısır’da, nesir, nazımdan daha fazla yer tutuyordu. Irak şâirleri gibi büyük şahsiyetler, bu devirde Mısır’da yetişmedi. Bu devrin şâirleri arasında Ahmed bin Muhammed, el Kâsım bin Ahmed ve Muhammed bin Hasen’i sayabiliriz. Fakat bu şâirler, hiç bir zaman Irak’ta yetişen şâirlerin seviyesine ulaşamadılar.

İhşîdîler devrinde Mısır’da yapılan mîmârî eserlerden hiç birisi zamanımıza kadar gelememiştir. Bunların varlığı o devirlerde yazılmış ve günümüze gelmiş bâzı târih kitablarından öğrenilmektedir.

Bu eserlerden öğrenildiğine göre, İhşîdîler Devleti’nde mîmârî ve teferruatı ile ilgili resim, ayna, kakma gibi sanatlar, çok yüksek bir seviyeye ulaşmıştı, İbni Zulak’ın yazdığı eserde Ihşîdîlerin yaptırdığı birçok câmi isimleri vardır. Kâfûr da bir hastahâne yaptırmıştı. Bu devirde özellikle işlemeli dokumacılık çok gelişmişti. Geometrik desenli, üzerinde kuş ve hayvan resimleri bulunan renkli dokumalar ve devrin Abbâsî halîfelerinin isimlerinin işlendiği kumaşlar zamânımıza kadar gelmiştir.

İhşîdîler devri, otuz dört sene gibi kısa bir zaman olmasına rağmen, daha sonraları Mısır’da çeşitli ilim ve sanat dallarında görülen büyük gelişmelerin temellerinin atıldığı hareketli bir devir olmuştur.

İlgili Makaleler

Türk Devletleri
Hive Hanlığı
O
n altıncı yüzyılda Harezm’de kurulan ve 1920’ye kadar fâsılalarla devâm eden hanlık. Şeybânî hâkimiyeti sonrasında Safevî işgâline uğrayan Harezm bölgesi halkı, Yâdigâr Han soyundan İlbars’ın liderliğinde birleşip, 1511 yılında Gürgenç merkez olmak üzere Hive Hanlığı’nı kurdular.

Yâdigâr Han soyundan gelen Hive Hanları…

Hive Hanlığı
Türk Devletleri
Ramazanoğulları
A

dana bölgesinde 1352 yılından 1608 yılına kadar hüküm süren bir Türk beyliği. Oğuzların Yüregir boyuna mensup olan Ramazan Bey’in kurduğu beylik; 1383 yılına kadar Elbistan’ı, oranın Dulkadiroğullarına geçmesi ile de Adana’yı merkez yapmıştır. Ramazanoğulları Beyliği 1352’den 1608’e kadar 256 yıl devâm etmekle…
Ramazanoğulları
Türk Devletleri
Dulkadiroğulları Beyliği

O
 n dör­dün­cü asır­dan On al­tın­cı as­rın ilk ya­rı­la­rı­na ka­dar Ana­do­lu tâ­ri­hin­de mü­him rol oy­na­yan Oğuz­la­rının Bo­zok ko­lu­na bağ­lı Türk­men hâ­ne­dâ­nı. Ana­do­lu’ya Ha­san Dul­ka­dir ad­lı be­yin idâ­re­sin­de ge­len ve Dul­ka­dir­li Bey­li­ği­’nin çe­kir­de­ği­ni mey­da­na ge­ti­ren bu ilk…
Dulkadiroğulları Beyliği
Türk Devletleri
Suriye Selçukluları

S
uriye ve havâlisinde Sultan Melikşah’ın kardeşi Tutuş tarafından kurulan Selçuklu hânedânı. Suriye fâtihi Emir Atsız’ın Kâhire yakınlarında Fâtımîler karşısında mağlûbiyeti sırasında öldüğü zannedilince, Sultan Melikşah Suriye’yi kardeşi Tutuş’a verdi (1077). Fakat Atsız’ın, Sultan Melikşah’a hayatta…
Suriye Selçukluları
Türk Devletleri
Kirman Selçuklu Devleti
S

ultan Alparslan’ın kardeşi Kara Arslan Kavurd Bey tarafından Kirman’da kurulan devlet. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasında önemi büyük olan Dandanakan Savaşı kazanıldıktan sonra Merv’de toplanan Selçuklu büyükleri, o zamâna kadar ele geçirilmiş ve geçirilecek toprakların idâresini hânedân üyeleri arasında…

Kirman Selçuklu Devleti
Türk Devletleri
Germiyanoğulları Beyliği
K
ütahya ve çevresinde hüküm sürmüş bir Türk beyliği. Toprakları, doğuda Afyonkarahisar ve Denizli, batıda Gediz ve Menderes vâdilerine kadar uzanırdı.

Germiyan, önceleri Türk aşîretlerinin birinin adıyken, Anadolu Selçukluları Devleti’nin (1077-1307) son zamanlarında 1300 (H.700) yılında kurulan Germiyanoğulları…

Germiyanoğulları Beyliği
Türk Devletleri
Kazan Hanlığı
İ
dil (Volga) Irmağı kıyısındaki Kazan şehrinde kurulmu
Kazan Hanlığı
Türk Devletleri
Menteşeoğulları Beyliği
G
üneybatı Anadolu’da kurulan bir Türk beyliği. Merkezi bugünkü Muğla vilâyeti olan, bu beyliğin hâkimiyeti on üçüncü yüzyılın ortalarından on beşinci yüzyılın başlarına kadar devâm etti.

Anadolu’ya bütünüyle sâhip olup, askerî ve siyâsî hâkimiyetlerini iskân siyâsetiyle de pekiştirmek isteyen Selçuklular; gazâ akınları…

Menteşeoğulları Beyliği
Türk Devletleri
Eşrefoğulları

O

n üçüncü asrın sonlarına doğru Beyşehir ve Seydişehir civârında kurulmuş bir Türk beyliği. Beyliğin kurucusu Seyfeddîn Süleymân Bey, Anadolu Selçuklularının uç beyi idi. Selçuklu Sultanı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev, 1283 senesinde İlhanlı hükümdarı tarafından öldürülünce, yerine amcasının oğlu İkinci Gıyâseddîn…

Eşrefoğulları
Türk Devletleri
Aydınoğulları Beyliği
O
n dördüncü asır başında Aydın ve çevresinde kurulan Türk beyliği. Germiyan ordusu subaşısı Aydınoğlu Mübârizüddîn Mehmed Bey kurmuştur. Germiyanoğlu Birinci Yakub Bey tarafından Aydın ve çevresini fethetmekle görevlendirilen Mehmed Bey, öncelikle Sasa Bey’in elindeki Tire, Ayasluğ (Selçuk) ve Birgi’yi ele geçirdi. Bu…
Aydınoğulları Beyliği
Türk Devletleri
Candaroğulları
O
n üçüncü asırda Kastamonu, Sinop ve çevresinde kurulan bir beylik. Aslen Türkmen bir âiledendirler. Beyliğin kurucusu ise Şemseddîn Yaman Candar’dır.

On üçüncü asrın sonlarında Selçuklu hükümdarı İkinci İzzeddîn Keykavus’un oğlu İkinci Gıyâseddîn Mes’ûd’un birinci hükümdarlığı zamânında (1293-1298), bunun…
Candaroğulları
Türk Devletleri
Kaçarlar
T
ürkistan, Âzerbaycan, İran ve Anadolu’da yaşayan Türkmen kabîlesi ve İran’da iktidar olmuş hânedân. Kaçar adı, Türkçe kaçmak kelimesinden türetilmiştir.

Kaçarlar, Moğollar zamânında Hazar Denizi kıyılarında otururlardı. İlhanlılardan Hülâgu Hân’ın (1256-1264), Alamut Bâtınîlerine ve Sûriye’ye karşı giriştiği seferlere…