Acıklı Ana
Yüce Balkanları duman bağlamış. Gene mi gurbetten kara haber var?! Seher vakti burada kimler ağlamış? Çemenzâr üstünde taze çiğler var! Ufukta iz gördüm kızıl bayraktan Dumanlar ağıyor nemli topraktan; Tekbîr sadâları gelir uzaktan Hudut boylarında sanki mahşer var. Yaslı gecelerin ağır gölgesi Sındırıp susturmuş burada herkesi, Mezarlıkta yalnız bir kadın sesi İnliyor… galiba gene sefer var. Tanıdım sesinden, zavallı kadın! Dillerde destandır her zaman adın. Bilirim… şerefle doğdun, yaşadın, Söyle destânını dinleyenler var! Senin gözyaşların rûhuma akar Zehirdir, içimi kavurur yakar. Uzaklara niçin dalıp da bakar? Elâ gözlerinde neden keder var? Neler geldi –söyle!- garip başına? Sebep ne dinmeyen bu göz yaşına?. Bak şu beş asırlık mezar taşına Onda bir mücevher tâc-ı zafer var! | Sen doğurdundu hep o serverleri, Cihâna ün salan dilâverleri, Belli bile değil bugün yerleri Bunda anlaşılmaz sırr-ı kader var. Kurban etmek için evlât doğurdun, Kara toprakları kanla yoğurdun!. En hücra yerinde şu vîrân yurdun Adları belirsiz binlerce er var!. Her nefes aldıkça beni saplıyor, Yaşlı gözlerimi duman kaplıyor, Yetimler derdini bende topluyor, İçinde kanayan gizli bir yer var. Benim vurgun rûhum kanasın varsın, O kandan gün doğup şafak ağarsın, Uğrunda can veren evlâda yârsın, Ona sînen gibi nerde siper var?. Hey Rıza şu uzun gam destânını Dinleyen besteler her figanını, Şi’irinde vatanın kabristânını Dolaşıp ağlayan bir derbeder var. |